ALİ KARTAL /NÜRNBERG
Esasen Kürtler üzerine çekilen filmleri pek seyretmeyi sevmem ama gazetede arkadaşlar telefon edince mecbur kaldım 'Dil Leyla' filmini gidip seyretmeye. Kürtlerle ilgili filmlere bakarken ağır ağlama nüks ediyor, ne yapsam etsem de bu ağlamaya karşı duramıyorum ve hüngür hüngür çocuklar gibi ağlıyorum. 'Dil Leyla' filminde de böyle oldu. Filme ilk başladığında 1993 Cizre'deki sivil Newroz katliamının orijinal dökümasyonunu koymuşlardı. Cizîr Belediye Başkanımız Leyla İmret'in çocukluğunu, çocukluk yıllarında Kürdistan'ın genel durumunu, Cizîr'in özel durumu, katliamlar, ölümler, hani 90'lı yıllar diye adlandırdığımız sürecin oldukça güzel orjinal bir dökümasyonu.
Film de Almanya ile de güzel bir bağ oluşturulmuş, Leyla Almanya'da büyüdüğü için Almanya'daki Kürt haraketinin 90'lı yılları,bu yıllarda yapılan yürüşüyüşler,gösteriler,mitingler,bu eylemsellikleri Kürdistan bağı,nedeni,niçini oldukça güzel bir şekilde vurgulanmış.
Bu 90 yıllar değerlendirilirken film de de deniliyorki; Kürtlerin yaşayabileceği en ağır yıllardır,bundan daha da kötüsü olmaz. Ama daha da kötüsünü Türk devletinin Kürtlere yaşattığını Film oldukça güzel vurgulamış zaten.
Özellikle son 5 yıllık Kürt hareketinin bitmez tükenmez barış çabaları, HDP'nin nihayet kuruluşu bu süreçte barışa sımsıkı sarılan Kürt halkının umutlarının nasıl bitirilip tüketildiği o kadar güzel anlatılmış ki; ben 500 tane seminer verilse bunun yerinin dolduramayacağını düşündüm.
Kürtlerin Türkiyeli ilerici,demokrat,devrimci kişilerlerle barış çabaları için kurmak istediği ortaklık,
bu birlikteliğin nasıl büyüdüğü,kesinlikle aşılamaz gözüyle bakılan yüzde 10 barajının nasıl aşıldığı,orjinal HDP çalışmalarıyla oldukça güzel bir biçimde anlatılmış..
HDP'nin nihayet barajı aşıp 80 milletvekili çıkardıktan sonra Türk faşist sisteminin büyük bir paniğe kapılması ve HDP'nin yok edilmesi doğrultusunda yaşanan süreç oldukça güzel işlenmiş.
Leyla İmret'te Almanya'da okuyup, kendisini geliştiren bir kadın olarak artık 90'lı yıllar geride kaldı. Bir daha böyle süreçler yaşanmaz duygu ve düşüncesiyle Cizîr Belediye Başkanlığı'na aday olmak için Kürdistan'a dönüyor. İlk başta mitinglere, halkla birleşip bütünleşmeye izin de belli oranlarda müsaade de ediliyor. Leyla bu halk birleşmesi ve bütünleşmesiyle Türkiye'nin en genç belediye başkanı olarak yüzde 85 gibi oldukça yüksek bir rekorla seçiliyor.
Bu süreçte AKP kararını vermiştir,3 ay hükümet falan bilerek kurmuyorlar. HDP'yi yok etme kesin kararı verilmiştir. Süreç gittikçe ağırlaşmaya başlıyor. Hükümeti bilerek kurmayan AKP devletinin Kürtlere saldırısı, barışçı legal mücadeleyi ortadan kaldırma sürecine start erilmiş oluyor.
HDP'nin herşeye rağmen barış için umutsuzca çırpınışı, Amed mitinginde bombaların patlatılması, bu süreçte Kürdistan'ın bir şiddet sarmalına yeniden sarılması, seçimde ağır yaralı insanların bile barış gelecek diye büyük bir umutla gidip oy kullanmaları oldukça güzel anlatılmış. İkinci seçim oluyor,yine Kürtler yüzde 10 barajını aşıyor,bu artık eski deyimle AKP için dananın kuyruğunun tamamen koptuğu olay, durum oluyor.
Filmde Kürtlerin yakın tarihi anlatılıyor, anlatılanlar hiçbir Kürdistanlıya zaten yabancı değil,Kürtler ne olup bittiğini zaten yaşayarak gördü, biliyorlar.
Leyla İmret'in düzmece bir röportajla nasıl görevine son verildiği "Savaşta olacaksa, barışta olacaksa önce Cizîr'de olacaktır"demiş, ne varsa bunda?
Leyla'nın artık 90 yıllar bir daha gelmez düşüncesinin yanlış olduğu sürecin başlaması,90'lı yılları çok beride bırakan Cizîr'in yakılıp yıkılıp talan edildiği bir sürecin yeniden başlaması.
Yüzde 90 ı dolan Nürnberg Komm'daki sinema salonundaki insanlar filmin sonuna kadar hiçbir ses çıkarmadan izliyorlar,ben böyle film izlemeye ilk defa tanık oluyorum.
Sonuna kadar tek bir kişi bile salondan ayrılmıyor.
Film bittiğinde hiç kimse salondan ayrılmıyor,ben bunlar neden ayrılmıyor diye düşünürken Aslının Video mesajı aklıma geliyor.
Bu mesajda Aslı Şu an Fransada olduğundan dolayı Nürnberg Uluslar arası insan hakları film festivaline gelemediğini,filmi çekme düşüncesi oluştuğunda Leyla İmret'i hiç tanımadığını, konunun kendisine olduka ilginç,heyecan verici olduğu için bu filmi çektiğini söylüyor.
Filme ilginin oldukça yüksek olduğunu bir çok sinemanın önümüzdeki süreçte bu filmi göstermek istediğini 04 Ekim'de
SWR saat 23:25'te filmin gösterileceğini söylüyor.
Aslı, seyircilerin merakını gidermek için olsa gerek Leyla İmret'in tekrardan Almanya'ya geldiğini, en azında can güvenliğinin olduğunu belirtmesi dikkat çekiyor.
Ben bu kadar güzel bir dokümanter filmde hiçbir Kürdistanlı'nın olmamasını hem çok yadırgadım hem de çok üzüldüm.
Yine gözlerim yaşla doldu, keşke ben bu dokümanteri gelip izlemeseydim hem dokümanterdeki Kürtlerin insanca yaşama olan özlemleri hem de Nürnberg'te yaşayan onbinlerce Kürt insan'ın bu kadar büyük ilgisizliği, beni başta ağlattığı gibi sonunda da ağlattı.
Ben bu fim de oldukça yine ağlayarak çıktım.
Keşke diğer insanlarımız gibi ben de hiç gelmeseydim mi desem acaba?
Hayır diyorum bu kadar ağlamama rağmen iyiki de geldim ve dokümanteri izledim.
Aslı'nın ellerine sağlık.