2012’de Şemdinli, Çukurca ve Gever-Oremar hattında gerilla savaşı sırasında karakollardaki askerlerin durumunu gözlemlemiş, gerillalardan çok ilginç anlatımlarını dinlemiştim. Siz öyle bakmayın ellerinde ağır silahlar, çelik yelek ve zırhlı araç içinden inip ulumalarına, bağırmalarına asker operasyon sahasında çok korkuyor. Şimdi Nusaybin ve Gever’de de aynı durum yaşanıyor.
Türk ordusunun bileşenleri ve özel hareket polislerin psikolojik durumu hiç iyi değil. Bunu artık kendileri yazıyor, söylüyor ve belgelerini ortaya koyuyorlar. Türk medyasında Anadolu Ajansı merkezli tek elden ve tek ağızdan yapılan haberler bile askerin ve polisin moralini düzeltmeye yetmiyor. Çünkü çok fazla kayıp veriyorlar, her an ölüm korkusu yaşıyorlar. Nusaybin’e, Gever’e gittiklerine pişman oluyorlar. Bin PÖH’lü "ailevi" gerekçeleri göstererek istifa etmek istemiş. Bir kısmı istifa etmiş. Paralı askerler aldıkları paralara rağmen pişman. Askerler de de geri dönmek isteyenler var. Bazılarının psikolojisi bozulup zırhlı araç içinde kendisini bile vuruyor. Ordu komutanları gitti, askerlerin morali düzelmedi. Genelkurmay Başkanı gitti askerlerin morali düzelmedi. Tayyip Erdoğan "asker ve polis ne istiyorsa verin. Havyar bile istiyorlarsa gönderin" demiş. Ama nafile. Çatışma sahasındaki askerlerin psikolojileri gerçekten de bozuk...
Nusaybin’de, Gever’de ve Cizre’de operasyonlar sırasında asker ve polisler operasyonda yetki kavgasına girdiler. Saray’dan Tayyip Erdoğan’ın özel talimatları ile gönderilen çeteler, yereldeki asker ve polis komutasını tanımadı. Yine Özel Kuvvet olduğu gerekçesi ile yereldeki Jandarma komutanlarının operasyonu komuta etmesini kabul etmeyenler çıktı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Valiler ile asker ve polis arasında da yetki ve operasyonları yönetme konusunda kavgalar çıktı.
Asker ve polislerin bindikleri zırhlı araçların bile kendilerini koruyamadığını anlayan askerler operasyonda önde olmak, sokaklara ve binalara girmek istemiyor. PÖH’lüler de aynı şekilde tutum alınca bu kez asker ve polis korkudan operasyon yapamaz duruma geliyor. Alın işte bunu bizzat yazan o zırhlı araçlara binen asker ve polise iliştirilmiş Mete Yarar. Nusaybin’de asker ve polislerin çok kayıp vermesi üzerine valinin istifası isteniyormuş. Ve Mete Yarar’da aynen şöyle yazmış: "Bir sorun olduğu kesin, en sorumsuz ve masum olanlar da sahada canını ortaya koyan asker ve polisler. … Bence doğru slogan ‘Mardin Valisi istifa’ yerine ‘Böyle taraftar olacaksanız siz taraftarlıktan istifa edin’ olmalı. ....Yitip giden canlarımız var. Biraz daha ciddi olun. Sorumlu kimse onu bulalım ve hep beraber düzeltmeye çalışalım. Bu hayat adam asmaca oyunu değil."
Sadece tank, top ve ağır silahlarla uzaktan rastgele evler ve sokaklar bombalanıyor ve taranıyor. Ve bunun karşısında YPS’li direnişçi güçlerin aktifleşip eyleme geçmesi karşısında asker ve polisler ağır kayıplar veriyor.
Yani, YDG-H öncülüğünde başlayan, kitleselleşen ve YPS’nin (Sivil Savunma Birlikleri) kuruluşu ile farklı karakter kazanan Özyönetim direnişleri; Türkiye’nin altını üstüne getiriyor. Direnişler özellikle Tayyip Erdoğan başta olmak üzere; Türk genelkurmayının ve AKP Hükümetinin dengesini de bozdu. Özellikle Nusaybin ve Gever’de Türk ordusu, SAS komandoları, bordo bereli özel kuvvetleri, Jandarma Özel Timleri, komandolar; Polis Özel Hareket elemanları; tanklar, toplar, keşif uçakları, ağır silahlar vb teknikle direnişçilere saldırıp, ezip bitireceklerdi.
Ama öyle olmadı. İşte Silopi’de gidip birkaç eve Türk bayrağı asıp "zafer naraları" atıp uluyan özel timler, 4 Nisan 2016 gecesi yine büyük bir darbe yedi. Aynı gece Wan’da, Wan’ın Erdiş ilçesinde, Lice yolunda, Nusaybin’de, Gever’de, Şırnak’ta eylemler yapıldı. Çatışmalar yaşandı. Hatta Silopi’de yeniden sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Demem o ki; Türk genelkurmayı ve AKP; şehir savaşındaki gelişmeleri başından beri yanlış okudu ve şimdi ortaya çıkan sonuçlarla yüzleşmekten kaçınmaktadır.
Tayyip Erdoğan’ın ağzından salya sümük akarak; "son terörist de öldürülünceye kadar!" deyip duruyor. Ama kendisinin içine düştüğü gerçeği hala görmek istemiyor. Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu memleketin askeri ve polisi, Erdoğan’ın emri ile insanlığa karşı suç işlemekten hesap verecek bir pozisyondadır. Ve o paralı askerler, JÖH, PÖH’lüler, yüzü örtük ve açık olanlar, valiler kesinlikle hesap vermekten kurtulamayacaklar. Bir dönemlerin Fethullahçı hakim, savcıları, emniyet müdürleri, zenginleri, gazetelerde atıp tutanları şimdi ne hale düştülerse; Tayyip Erdoğan’ın ipi ile meydana çıkanlar da aynı akıbeti hatta daha beterini yaşamak zorunda kalacaklar...