7 Haziran seçimleri sonrası beklediği oyu alamayan hükümet, süreci bozmak için Kürtleri suçlamaya başladı. Seçim çalışmaları sırasında sertleşen söylemler, seçim sonrasında restleşmeye ve meydan okumaya dönüştü. Kendi vatandaşına meydan okuyan hükümet, işi vatandaşlarının cenazelerini ülkeye sokmamaya kadar götürdü. IŞİD ile savaşırken hayatlarını kaybeden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı YPG/YPJ’lilerin cenazeleri Bakanlar Kurulu kararı olduğu iddiasıyla ülkeye alınmadı. Seçimler öncesinde herhangi bir sorun yaşamadan evlatlarının cenazelerini alan aileler günlerce sınır kapılarında beklemeye mahkum edildi. Ailelerin başvurusu üzerine Şırnak Barosu olarak Silopi Cumhuriyet Başsavcısı ve idarecilerle yaptığımız görüşmelerden herhangi bir sonuç alamayınca sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduk. Yaklaşık on gün sınırda bekletilen cenazeler sonunda ailelerine teslim edildi.
Cenevre Sözleşmesi'nde cenazeler
Cenazelerin teslim edilmeme gerekçesi açıklanmamakla birlikte üstü kapalı olarak dile getirilen “olaylar çıkabileceği” idi. Güvenlik kaygısının, devletin kendi yurttaşlarına yönelik baskı, şiddet politikasına dönüşmesi ve bu kaygı üzerine bir hukuk sistemi oluşturulmaya çalışılması kabul edilemez bir tutumdur. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve kanunlarımız, vatandaşlara yönelik bu tür uygulamaları kesin dille yasaklamaktadır.
12 Ağustos 1949 tarihli “Harp zamanında sivillerin korunmasına dair Cenevre Sözleşmesi” TBMM tarafından 21.01.1953 tarihinde onaylanmış ve 30.01.1953 tarihli resmi gazetede 6020 sayılı kanun olarak yayınlanmıştır. Bu kanunun 4. Maddesine göre “Tarafsız devletler topraklarına kabul veya enterne edilecek anlaşmazlık halindeki devletlerin silahlı kuvvetlerine mensup yaralı ve sağlık ve dini teşkilatları üyelerine ve bulunacak ölülerine işbu sözleşmenin hükümlerini kıyas yoluyla uygulayacaklardır” denilmektedir. Aynı kanunun 17. Maddesinde ölülerin durumu düzenlenmiş olup, “Anlaşmazlık halindeki taraflar ölenlerin şerefli surette ve mümkün ise mensup bulundukları dinin merasimiyle gömülmesi ve mezarlarına hürmet edilmesi ve bunların mümkün olduğu taktirde milliyetlerine göre bir araya toplatılması ve tekrar bulunabilecek şekilde işaretlenmesi ve bakılması hususlarına dikkat edecekler ve bu maksatla muhasamatın başında resmi olarak bir mezarlıklar servisi kuracaklardır” denilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Meclisi tarafından onaylanarak iç hukuk kuralı haline gelen bu sözleşme hükmünde de açıkça belirtildiği gibi, savaş halinde olunan diğer bir ülkeye mensup kişilerin cenazelerine dahi büyük bir özen ve ihtimam gösterilecektir. Oysa T.C. tarafından ülkeye sokulmayan cenazeler Türkiye cumhuriyetinin kendi vatandaşlarıdır. Cenevre sözleşmesi hükümleri kıyasen uygulanacak ise de, kendi vatandaşına düşman hukuku uygulanması ve bu durumun olağan hale gelmesi son derece düşündürücüdür. Düşman ceza hukuku kavramı; devlete karşı savaşanlara uygulanacak cezai müeyyideleri tanımlamaktadır. Ancak bu kavram “düşman” yabancı bir ülke vatandaşı olduğu takdirde kullanılmaktadır. Kendi devletine karşı savaşan vatandaşa karşı bu müeyyidelerin uygulanması uluslararası hukuka göre mümkün değildir. Kaldı ki ülkeye sokulmayan cenazeler T.C’ye değil IŞİD’e karşı savaşan YPG/YPJ’lilere aitti.
Cenazelere uygulanacak işlemler
Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kendi vatandaşı canlı veya ölü, ülkeye yasal olmayan yollardan gelse dahi, ülkeye kabul etmek zorunludur. Vatandaşa sadece pasaport kanununa muhalefet sebebiyle idari para cezası kesilebilecektir. (Pasaport Kanunu madde 3)
Yurt dışında yaşamını kaybeden vatandaşların ülkeye nakli hususunda, sıhhi açıdan mezarlık yer seçimi kriterlerinin tespiti ve ölümden define kadar bütün iş ve işlemlerin usul ve esaslarını belirlemek amacı ile hazırlanan “Mezarlık Yerlerinin İnşası ile Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmelik” 19 Ocak 2010 Tarihli ve 27467 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Buna göre;
Madd 35/1; “Getirilen ülke ile anlaşmamız var ise; her cenaze ve cenaze parçası için ölümün vuku bulduğu yerin yetkili makamından, cenazeler için geçiş izin belgesi alınacaktır. Bu belgeyle birlikte cenaze naklinin tıbbi ve kanuni açıdan hiçbir sakınca doğurmadığını ve usulüne uygun olarak tabutlandığını gösterir resmî bir belge düzenlenir.”
Madde 37: “Yabancı ülkelerden getirilen cenazelerin nakline müsaade edildiğini ve naklinde sağlık yönünden sakınca bulunmadığını gösteren cenazenin geleceği yerin yetkili makamından verilmiş cenaze nakil belgesi ibraz edilmesi zorunludur. Cenaze nakil belgesinde cenazenin kimlik numarasının, ad ve soyadının, baba adının, ölümün vuku bulduğu yerin, tarihin, ölüm sebebinin, nakline izin verildiğinin, naklinin sağlık sakıncası doğurmayacağı hususunun ve ilgili diğer hususların açıklıkla kaydedilmesi zorunludur” denilmektedir.
Aynı şekilde Nüfus hizmetleri kanununun uygulanmasına dair yönetmeliğin “Yurt dışındaki ölümler” başlıklı 70. Maddesinde; “0(1) Yurt dışında bulundukları sırada ölen Türk vatandaşlarının ölüm olayı, ilgili yerel makamlardan alınan belgenin dış temsilciliğe verilmesi suretiyle bildirilir. (2) Yabancı makamların ölüm belgesine dayanılarak dış temsilcilikçe ölüm tutanağı düzenlenir. Ölüm tutanağının açıklamalar alanına "...............ce verilen ............... tarihli ve ......... sayılı belgeye dayanılarak düzenlenmiştir." şeklinde açıklama yapılır. Bildirimi yapanın imzası ve varsa ölenin nüfus cüzdanı alınır. (3) Ölüm tutanağına ölenin nüfus cüzdanı eklenerek aile kaydının bulunduğu yerin nüfus müdürlüğüne gönderilir” denilmektedir.
TCK md. 130’a göre de ölüye saygısızlık hapis cezası gerektiren bir suçtur. Tüm kanun maddelerinin ötesinde “Türkiye İslam Devletidir” diyen bir hükümetin cenazelerle bu mücadelesi akıl alır değildir.
Kendi vatandaşının cenazesini ülkeye sokmayan, sınır kapılarında bekleten ve buna dair herhangi bir açıklama da yapmayan başka bir ülke kayıtlarda bulunmamaktadır. Ancak Türkiye’nin sınırına dayanmış IŞİD tehlikesini göz ardı edip IŞİD’in korkulu rüyası haline gelmiş, güya çözüm sürecinde olduğu PKK’ye savaş açması kafaları karıştırmıştır. ABD Başkanı “Türkiye enerjisini IŞİD’i yok etmeye vermelidir” açıklamasını yapmak durumunda kalmıştır.
Cenevre Sözleşmesi hükümlerine aykırılık savaş suçu olarak kabul edilmektedir. Son yıllarda teröre yardım eden ülke konumuna gelen Türkiye’nin uluslararası hukuku bu derece hiçe sayması uluslararası saygınlığını yok etmektedir.
*Şırnak Barosu Başkanı