
Kürt insanı, elini kulağına atınca, çölün öbür yakasında yankılanacak bir ses düşlemiştir. Onun için kılam, ekmek-su değerinde. Ev değerinde; çünkü ruhun da bir barınağa gereksinimi var. Müzik de din gibi; ruhun afyonu, şu kalpsiz dünyada acıyla inleyen ruhun ninnisi çoğu zaman.
Karapetê Xaço, işte o sesi veriyor Kürdistan’a... Sesinin parlaklığı, yumuşaklığı, renk tonları o kadar geniş bir içerik taşıyor ki... Süt gibi besleyici...
Söyledikçe sesinin etkileyiciliği, güzelliği bütün Kürt coğrafyasına yayılıyor. Ve söyledikçe büyüyor. Sesinin biçimlendiği topraklarda buldu tüm mutluluğu. Hep güleç, hep sıcak ve hep acı vardı. Hayata bağlayan bir acı. Bitmişlik duygusuyla değil, gündelik bir tad gibi yansıyor, ama acı sonuçta.
Bu toprakların en büyük dengbêji.. Kürtler için, Kürtlerin diliyle 92 yıllık ömründe 82 yıl boyunca kılam okuyan bir büyüklükten söz ediyoruz.
Bir asırlık ömre, nice kıyımın, aşkın ve tutkunun acısını sığdırmış bu halk ozanının hayatı aslında son yüzyılın, Kürtlerin serüveninden başka bir şey değil...
Dünyamız yıkılmıştı
Yüz yıl önce küçük bir köy olan Elih, Amed’e bağlıydı. İşte o zamanlar ismi Bilêder olan şimdi ise Bişêri dedikleri köyde dünyaya geldi. 1915’te anne, babası bu köyde Türkler tarafından katledildi. O günleri anlatırken, ‘’Dünyamız yıkılmıştı. Çocuk başımıza yapayalnız kalmıştık. Ne yapacağımızı bilemiyorduk’’ diyecekti. Artık orada barınamazdı. Ya öldürüleceklerdi ya da toplama kamplarına gönderilecekti.
Filitê Quto, katliamdan kurtulanların toplandığı bir köydü. Karapetê, 11-12 yaşlarında ya vardı ya yoktu. Ablası o köyde evlenmişti. Kocası zenginlere hizmet ettiği için yaşamasına izin vermişlerdi. Onun yanına taşındılar ve Kürt zenginlerine hizmetçilik yapmaya başladılar.
Filitê Quto’nun köyüne sığınan Ermenilerin sayısı giderek artıyordu. Artık bir Ermeni köyü olmuştu. Eşkıyalık yapan, aranan, devlete saldıran Kürtlerin de sığındığı bir köydü... Türkler, Ermenilerin o köyden çıkarılıp, toplama kamplarına alınmasını ister. Ve böylece Karapetê, Filitê Quto’nun köyünden çıkar...
Qamişlo yolculuğu Yıl 1929...
Bir kez daha göç yolları... Binxetê’ye, Qamişlo’ya giderler bu sefer. O zamanlar Rojava, Fransızların elinde. Karapetê, Fransız ordusuna katılır. 15 yıl 3 ay, Qamişlo, Derozor ve Haseki’de Fransız ordusunda askerlik yapar.
Karapetê o günleri, ‘’Komutanların hizmetçiliğini de yapıyordum. Onlara kahve yapıyor, elbiselerini yıkayıp ütülüyordum, böylece evimin geçimini ancak sağlayabiliyordum’’ sözleriyle anlatır.
Fransız ordusuna 15 yıl hizmet edenler, isterlerse emekliye ayrılabiliyordu. Karapetê de askerliği bitirerek emekliye ayrıldı. Fakat daha bir ay geçmeden Fransızlar emekli askerleri tekrar göreve çağırır. Karapetê için yeniden askerlik zamanları başlar...
Fransız ordusu, Suriye’den çıktıktan sonra bütün askerlerini toplayarak şu çağrıyı yapar: “Değerli askerlerimiz 15 yıldır bizim için çalıştınız, şimdi de buradan ayrılıp ülkemize gidiyoruz. Bizimle gelmek isteyen olursa Fransa’ya gelebilir, evinde kalıp Suriye’ye hizmet etmek isteyen de bizden ayrılıp gidebilir.”
Karapetê, Ermenistan’a gitmek istediğini söyler. Ancak bunun için para gereklidir. Karapetê, eşinin altınlarını satar. Bir süre de çalışır. Parayı bitirdikten sonra binbir zorlukla ancak 1946’da Ermenistan’a ulaşır.
Para için kılam söylemek çok ayıp
Karapetê dengbejlik serüvenini şöyle anlatıyor: ‘’Çocuk iken, kör bir âşık vardı. Adı Şako’ydu. İlk defa o kör âşıkı dinledim. Ondan sonra ‘Evet bende söyleyebilirim’ dedim. O vakit Kürtlerin tarlalarını ekiyordum, buğday biçiyor, pala yapıyor ve sürülerini güdüyordum. Kiliseye gittiğim zamanlar bile kılam söylüyordum.’’
Karapetê Xaço, 80 yıllık dengbêjlik hayatında bütün klamlarını Kürtçe okudu, Kürtçe dışında başka bir dilde sanatını yapmadı.
Karapetê’nin en belirgin farkı ise para karşılığında hiçbir zaman kılam söylememiş olmasıydı: ‘’Hem Ermeniler, hem Kürtler beni düğünlerine davet ederlerdi. Hepsine giderdim. Fakat hiçbir zaman para karşılığı kılam söylemedim. Para için kılam söylemek çok ayıp bir şey, dengbêjlikte para için kılam söylenmez.’’ Şimdiye kadar kaç kılam okuduğunu kimse bilmiyor, kendisi de bilmediğini söylüyordu. ‘’Ama hiç durmaksızın bir ay kılam okuyabilirim’’ diyecekti.
Erivan radyosunda 50 yıl
1950 yılında Erivan radyosunun Kürtçe bölümünde çalışmaya başlar. Sovyetler zamanlarıydı. Ağalar, beyler ve Allah üzerine kılam söylemek yasaktı.
50 yıl boyunca Erivan radyosunda çalışan Karapetê’nin müziğine ilk kez eşlik eden ise Egidê Cimo olur. O günleri şöyle anlatır: “Prova yapmamız için biraraya gelmemiz gerekiyordu ama devlet izin vermiyordu. Sadece radyoda kılam söylediğim zaman Egid’le birbirimizi görebiliyorduk. O zaman da kılamlarımız bir yanda, müziğimiz bir yanda kalıyordu. Ben lo lo lo lo derken, o le le le le diyordu. Makamımı tam çıkaramıyordu, işte arkadaşlığımız da, yaşamımızın makamı da böyleydi.”
Son günler: Yıkık dökük bir ev!
Karın altında uyuyan bir köy... Çok eski zamanlardan kalan yıkık dökük bir evde son günlerini karşıladı Karapetê Xaço. Ölümden kısa bir süre önce Polat Can’a verdiği söyleşi bir veda gibiydi. Şunları söylemişti:
* Bakın ben bir Ermeni’yim. Onlara hiçbir şey vermedim. Ama Kürtler beni çok seviyorlar. O kadar uzak yoldan beni görmeye geliyorlar.
* Doğduğum topraklarda dengbêjler çoktu. Ama Ermenistan’da büyük dengbêjler yoktu. Bazı Êzîdî Kürt dengbêjler vardı. Fakat öyle ahım şahım kılamları yoktu.
* Şêroyê Biro’nun da bir kılamdan başka söyleyeceği bir şeyi yoktu. Fakat onları ben alıştırdım, birçok yeni kılam verdim. Onlara kılamların nasıl söylendiğini öğrettim, şimdi de maşallah herkes kendine kılam söylüyor. Belki bir gün birileri “Allah rahmet eylesin, o iyi bir adamdı” der.
* Dengbêjlik kolay değil. Herkes dengbêjlik yapamaz. Yapan kişinin bunun hakkından gelmesi gerek. Kürtlerin büyük dengbêjlere ihtiyacı var.
* Avrupa benim gibilerin yeri değildir. Ben burada ölmek istiyorum. Yerim burasıdır. Burada toprağın ve ülkemin kokusunu hissediyorum.
* Yeva’yı çok sevdim. Hakub Azizyan’ın kızıydı. 1936’da Qmişlo’da düğün yaptık. Ondan başka yüreğim kimseyi tanımadı. 1976’da can arkadaşım beni yalnız bıraktı, dönüşü olmayan yolculuğa çıktı ve bir daha da gelmedi. Hala ona aşığım.
HASAN GÜNEŞ