Hesap yapıldı.
Erdoğan, Hakan Fidan ile kırmızı telefondan görüştü.
Davutoğlu’na da haber verdiler.
Sustu…
Kimse neler olacağını bilmiyordu.
Sadece Hakan ne yapacağını biliyordu; planladı.
Talimatı veren adam, Diyarbekir’e diz çöktürecekti.
Hakan, Diyarbekir havzasındaki Suruç’u seçti.
Katliam, Ankara’nın politikasını bilenler için, beklenmedik olmadı.
HDP’nin, kazanmasını, dekolonizasyonun sivil bir adımı olarak yorumlayan devlet harekete geçti.
Kürdistan’dan kovulanlar, silah zoruyla geri döneceklerdi.
Zor’u kanıksatmak için harekete geçecek adamlar, Polis güçleri olmamalıydılar.
Siviller, Jandarma’nın infazına terkedilmesi, Erdoğan’ın yararına sayılmadı.
Birinci dünya savaşının akabinde talan edilerek, bölünen Kürdistan‘ın, barış sürecinde kendi kaderini çizmesini bekleyenlerin "naif" olduklarını hatırlatacak "tek adam" Erdoğan olacaktı.
Ve canlı bomba öylece patladı…
HDP’ye saldırının bir nedeni olmalıydı.
MİT’in örgütlediği DAİŞ’li adam, Kürdistan’a yapılacak yeni operasyonun startını verdi.
Planın ikinci adımında, karşıdan saldırı gelmesi bekleniyordu.
Katledilen, silahını çektiği an, "suçlu" sayılacaktı.
Ancak devlet, "örtülü ödenek"le adam katledince, örtüsü, DAİŞ olacağı için, dolaysız suçlu olmayacaktı.
Erdoğan’ın seçimden sonra üç gün süren "sessizliği" döneminde neler planladığı, Suruç’da ortaya mı çıktı.
Erdoğan, Hakan Fidan’a fısıldayınca;
Hakan’da, kendisine bağlı bir birimi harekete geçirince;
O birim de, karantinaya alınan DAİŞ‘li militanlardan birinin pimini çekince;
Erdoğan‘ın fısıldadığı ana dönmeniz zor artık.
Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht’in katlinin failleri onyıllarca araştırıldı ve yazar Klaus Gietinger, katl’den 90 yıl sonra, 2009 yılında: "Ein Leiche im Landwehrkanal" (Landwehr Kanal’ında Bir Ceset) başlıklı eseriyle, SPD’li politikacı Gustav Noske’nin (arka planda Friedrich Ebert) katl’e izin veren kişi olduğunun ispatlandığını beyan etti.
Erdoğan/Fidan ve arkadaşlarının bu Suruç’un zanlıları olduğunu ispatlamak için on yıllar gerekebilir; onların azmettiren politikası ispatlanabilir olmasına rağmen.
Önemli olan Erdoğan’ın buyurduğu politikanın talimatları dışında hareket etmek.
Ciddi ve kararlı bir karşı koyuşla, kazanımların silah zoruyla geri alınmak istediği anlatıldığı ölçüde, Erdoğan kaybedecektir.
"… kendi melodinizi çaldığınızda, şartları dansettirebilirsiniz…"(Marx)
Erdoğan’ı ve onun şartlarını çıldırtan, HDP’nin çaldığı melodiydi.
Türkiye hareketlendi.
Kürdistan’da yeni bir dönem açıldı ve kolonyal faşizm kapıdışarı edildi.
Bundan dolayı da, o melodi hep çalmaya devam etmeli.
Suruç’daki silah geri tepmeli.
Ve Erdoğan hiç mi hiç ve ebediyen kazanmamalı…
Suçluların güçlü olduğu dünyanın sonunun şimdilerde Kürdistan‘da olduğuna inanaların umudu boşa çıkarılmamalı!…