Üç ayı aşkın zamandır, bir arada yaşam umutlarını dinamitleyen devlet politikalarıyla, savaş yöntemleriyle, ürkünç katliamlarla yaşıyoruz. Kürtlerin birlik ve barış umutlarını yok eden bu süreci tersine çevirecek iki akılcı yoldan söz edebiliriz,ama ne devlet faşizmine karşı halkın bir arada yaşama ve barış yönünde başkaldırısı ya da bunun emareleri söz konusu ne de devletin ayrılıkçı faşist politikalarından vazgeçip açtığı yaraları saracağına dair bir umut var. Barış, çözüm derken vardığımız yer ise, keskin bir yol ayrımı.
Devleti bu politikalarında ısrar ettiren şey sade bir Kürt düşmanlığı değil. Çizdiği yolda önündeki en önemli engeli yani Kürtleri susturmayı ve yok etmeyi planlıyor elbette. Ancak çıkardığı yasalar ve yaptığı düzenlemeler ile eğitimden çalışma hayatına, islami ideolojiyi bir yaşam biçimine dönüştürme kisvesi altında kendi dışındaki herkesi tehdit edecek bir faşizmi örüyor aslında. Ancak Kürt ve PKK düşmanlığı ile toplumun gözü perdeleniyor. Perdenin işe yaramadığı yerde ise devreye devlet terörü sokularak toplumun eli kolu bağlanıyor.
Nitekim, barış isteyen toplum kesimlerine yönelik gözaltı, tutuklama, işten atma gibi baskılar gün gün artarak devam ederken, Cizre'de yapılan katliamın ürkütücü boyutları ortaya çıktıkça, aynı ürkünçlükte bir faşist eğilimin taraftarlarını artırdığı da ortaya çıkıyor. Özellikle sosyal medyada paylaşılanlar kan donduracak cinsten. Vahşi naralar atarak daha fazla vahşet, daha fazla kan istiyorlar. Ve bu ortaya çıkış sadece sosyal medya üzerinden yani sanal dünyayla sınırlı değil. Mahallelerde, apartmanlarda bile bu baskı ayyuka çıkmış durumda. Öyle ki; pek çok yerde yüreği Cizre'de, Silopi'de, Sur'da atan ve barış için ses vermek isteyen insanlar linç edilmekten korktukları için susuyorlar.
21. yüzyılın Hitler'i olmaya talip Tayyip ve kadrolu elemanları için, barış talebi bu yüzden büyük bir tehdit. Barış olursa istediği baskı rejimini kuramayacağını, faşist yöntemlerini bu rahatlıkla kullanmayacağını bildiğinden saldırıyor barış isteyenlere. Sonra sıra diğer halklara ve inanç gruplarına da gelecek plana göre. Sırayla yani.
Devlet barış istemiyor ama barış yaşam demek. Ve gerekliliği üzerinden bakınca, barışta ısrar etmek gerektiğini düşünüyor insan. Ancak barışın Kürtlerin meselesi haline sıkıştırıldığı bugün, bu yükün Kürtlerin omuzlarından alınamaması halinde, başka seçenekleri değerlendirmek gereken o yol ayrımındayız artık.
Ortadaki tablo şöyle; Tüm barış ve çözüm ısrarımıza ve can pahası çabalarımıza rağmen devlet bizi keskin bir yol ayrımına getirdi. Bir mucize olmazsa, varlık yokluk kadar önemli bir yerdeyiz artık. Vahşi katliamlara karşı direnişinde diğer halklar tarafından anlamlı bir sahiplenmeyle karşılaşmayan ve bugüne kadar gittiği yolda payına düşen katliamlarla hem fiziken hem ruhen kırılan Kürtlerin, onurlu bir yaşam adına yeni bir yol çizme vakti geldi. Keskin bir yol ayrımındayız. Ya, bunu fark edip özgürlüğe giden o yola sapacağız ya da duvara toslayacağız.