ABD’de Obama gitti Trump geldi. Dünyanın daha iyi bir yer olacağından gene kuşkuluyuz. “Dünyanın daha iyi bir yer olması” sözü de sanki hep kötülerden en az kötüsünü seçmek zorundaymışız gibi gene Amerikalı politikacılara ait. Çünkü hala Mumya Ebu Jamal (Wesley Cook) gibi bir siyahi devrimciyi  1981 yılından beri hapiste tutan ABD, en iyisi. Ama dünyanın durumu bundan daha “iyi” olamaz.

Aklımda dönemin ABD Başkanı Obama’yı hançeresini yırtarcasına “Etiyopya’ya Özgürlük!” diye bağırarak protesto eden bir adama Obama’nın verdiği o rahat, espirili ve eylemin tüm içeriğini birden unutturuveren cevabı var. Bir tür topunu taca çıkarma gibi. Görünüşte ne kadar asil bir edayla demokratik değerleri benimsemiş olduğuna dair o bildik kendinden emin ev sahipliği tavrı (dünya denilen evin sahibi) varsa da; benim aklıma başka bir neden geliyor. Bu, ideolojilerin yokmerkezci çağında tam da ideolojik bir nedendir. Yine de herkes bence içinde korkunç şiddet barındıran bu “yüce gönüllülüğü” takdir etmişti.

Soğuk savaş ve reel sosyalizmin yıkılışının ardından bize dünyamızın özgür olmak için isyan etmek zorunda kalmadığını söylediler. Her şey o kadar “özgürdü” ki, bunun için herkesin kendisini özgür kılabileceği pekçok araç, kanal ve yöntemi vardı. Yani “düşmek” çok kolay... 

Ben bunu ayartma ve posalaşma biçimleri olarak yorumluyorum ama dünya denilen evin sahibi, “sakin ol dostum, konuşmamı bitireyim, söz veriyorum, seni dinleyeceğim” derken, isyan edecek “hiçbir şey” olmadığını, o bembeyaz dişleriyle gülerken söylemiş oluyordu. Peki “herşeye rağmen” ya özgür değilsek ve bunu hayatın kılcal damarları arasından “vesileler” üreterek haykıran birileri varsa? Artık çağımız işlerin daha da kolaylaştığı ve özgürlüğün çok daha mümkün olduğu sıkça söylenen liberal ve postmodern mitlerle dolu. 

AKP de 2000’li yılların “sütliman” ortamında kendilerini protesto edenleri yine böyle “marjinaller” olarak mahkum etmeyi seçmişti. Çünkü bağırıp çağıracak ne vardı ki ortada? Daha sonra halk olarak “bağırıp çağıran” Kürtlerin “kadın da olsa çocuk da olsa” başlarına geleni gördükçe, mesele yeniden terör anaforuna döndü. Neyse...

Hiçbir sorunu çözmeden demokrat demokrat çekip giden dünya evinin sahibi (kiracısı demek daha doğru galiba) Obama, yerini çok daha şedit bir karakterde başkan Trump’a bıraktı. Obama feryat eden özgürlüğün iç sesinin yatıştırıcısı gibiydi. Bir zamanların sosyal demokrat partileri gibi değilse de o da bir geciktirici işleviyle uygun bulundu. Geciktirilen nedir? Trump seçilir seçilmez Amerikan sokaklarında gerçekleşen neyse o’dur.

Trump dünyanın özgür olmak için isyan etmek zorunda kalmasını umursamıyor, isyan eden her şeyden nefret ediyor ve kişi olarak da oldukça katı bir duruşa sahip. Bir çeşit Amerikan lümpeni, belki oğul Bush’tan da geri. Bu karakteriyle tersi yönde çelişkileri azdırması ve yeryüzünün Obama zamanında “daha iyi bir yer” olduğu yalanıyla 8 yıl geçirmiş olan insanları uyandıracak bir rahatsızlık kaynağı olabilir. Gelişmeler çoğunlukla bu yönde. 

Bu yüzden Obama çelişkileri boş veren ve onların uzun erimli sancılarını, irin ve dehşeti (mezarlıkta ıslık çalan adamın yaptığı gibi) umursamadan “demokratlık” yaptı. Ama Trump’ın ne böyle bir “devlet geleneği” var, ne de bu yönde bir meyili. Sorunlar Trump’ı daha da katılaştıracak kadar köklü ve ağır. Bu yüzden ne olacaksa da onunla olacak. Görünüşe göre insanlığın acelesi var artık. AB veya ABD hakiki özgürlüğü, artık ne baskı gördüğü için ödülle sırtını sıvazlayarak önleyebilir, ne de ilk siyahi ABD başkanı diye “biraz” moral vererek...