
ERKAN GÜLBAHÇE / STRASBOURG
Joaquin Martinez, 24 yaşında genç bir tarihçi. İspanya’nın en geri bırakılmış yerinden, Endülüs’ten. Önce anne babasının İstanbul’daki Kürtlere dair anlatımlarıyla meraklanmış; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Kürdistan’da Savaş ve Barış” broşürü eline geçtiğinde ise karar vermiş: Kürdistan’la dayanışma içinde olacağım.
Martinez, “Andalucia Con El Kurdistan” (Endülüs Kürdistan’la) isimli derneğin kurucularından. Endülüs’ün köyleri, kasabaları ve kentlerinde Kürdistan devriminin meramını anlatıyor, Öcalan’ı anlatıyorlar. Genç tarihçi, Şubat ayında Kürt halkıyla dayanışma içinde olan başka enternasyonalistlerle birlikte Lüksemburg’dan Strasbourg’a kadar devam eden “Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Statü” sloganlı ‘uzun yürüyüş’e de katılmıştı.
Öcalan’ın fikirlerinin Batı’daki tarihçilere yeni bir perspektif sunabilecek güçte olduğunu kaydeden Martinez, “Avrupa’daki tarihçiler, bilim insanları, filozoflar, hatta din insanları, Avrupamerkezcilik temelinde bir bakış açısına sahip” diyor ve ekliyor: “Demokratik Uygarlık Manifestosu’nu okurken kendimi ne kadar da geri kalmış hissettim! Ve utandım. Açtığı yeni ufuklarla insanı teşvik ediyor. Ben Öcalan sayesinde teşvik olmuş durumdayım.”
Kürtlerle nasıl tanıştınız?
Annem ve babam sayesinde öğrendim. Ailem dünyayı tanımak için her sene bir ülkeye gider. Hem izin yapıp dolaşmak hem de gittikleri ülkenin insanlarını tanıma ve kültürlerini öğrenme amaçlı. İstanbul’da kaldıkları sürede milyonlarca Kürt’ün yaşadığı drama ve Kürt işçilerin nasıl zor şartlarda, köle gibi çalıştırıldığında tanık olmuşlardı. Ailemin anlattıklarından çok etkilendim.
Kürtlerle kişisel tanışmam ise tamamen tesadüftü. Sayın Abdullah Öcalan’ın “Kürdistan’da Savaş ve Barış” broşürü elime geçti. Okuduğumda çok etkilendim ve Kürtleri daha fazla tanımak için internette araştırdım.
Genç bir tarihçi olarak Kürtlerle tanışmana vesile olan Abdullah Öcalan hakkında neler biliyor ve onu nasıl görüyorsun?
Sayın Öcalan’ın kaleme aldığı bu broşür, uyuşmuş insanları yeniden canlandırıyor. Özellikle de kapitalist sistemin üniversitelerini düşündüğümüzde resmi tarihçilerin bakış açısı tamamen donmuş halde. Gerçeklerden uzak ve resmi statüye odaklanmışlar. Hatta kendi ulus devletlerinin hizmetindeler. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın fikirleri, ölüm uykusuna yatmış birçok kapitalist tarihçiyi de canlandırabilecek kadar etkili. Sayın Öcalan’ın bakış açısı, yepyeni bir vizyon, yepyeni bir ufuk açıyor. Tarihe bakış açısında da büyük zenginlikler barındıran düşünce ve perspektifler var.
Kendimi de bunun içine dahil ederek söylüyorum: Avrupa’daki tarihçiler, bilim insanları, filozoflar, hatta din insanları, Avrupamerkezcilik temelinde bir bakış açısına sahip. Sayın Öcalan’ın Demokratik Uygarlık Manifestosu sayesinde Kürt halkının binlerce yıllık bir tarihe sahip olduğunu gördük. Mezopotamya’da, Anadolu’da, Kürdistan’da büyük gelişmeler olduğunu biliyoruz. Büyük uygarlıkların bu topraklarda yeşerdiğini görüyoruz. Demokratik Uygarlık Manifestosu’nu okuduğumuzda Fernand Braudel ve Immanuel Wallerstein gibi tanınmış tarihçileri ne kadar yakından takip ettiğini, ne kadar güçlü bir yorumu olduğunu görebiliyoruz.
Demokratik Uygarlık Manifestosu’nu okurken kendimi ne kadar da geri kalmış hissettim! Ve utandım. Açtığı yeni ufuklarla insanı teşvik ediyor. Ben Öcalan sayesinde teşvik olmuş durumdayım.
Endülüs halkı Kürtleri nasıl biliyor?
Son yıllara kadar Kürtler ve Kürt sorunu fazla tanınmıyordu. Nedenlerinden biri de Endülüs’teki medya. Adeta bir çember oluşturulmuş ve bu çember dışına çıkmak istemiyorlar. Resmi ve anaakım medya, Kürtlerle ilgili gelişmelere yer vermiyor. Son zamanlarda bu yıkıldı gibi. Özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Kürdistan’da Savaş ve Barış Broşürü” müthiş etkili oldu. Bu broşürü okuyan her Endülüslü çok beğeniyor ve hemen Kürtleri tanımak için bir arayışa giriyor.
Yaptığım araştırmalar sonucunda Endülüs’te birkaç Kürt buldum. Bunlarla birlikte Kürt sorununu Endülüs halkına anlatmak için bir arayışa girdik ve “Andalucia Con El Kurdistan” (Endülüs Kürdistan’la) adlı bir dernek kurduk.
Kürtlerle Endülüslülerin ortak yönleri var mı?
Aslında Kürtler ile Endülüslülerin ortak tarihi bağları var. Birincisi, flamenko müziğini İspanya’ya getiren, Musullu bir Kürt olan Ziryap’tır. İspanyol tarihçiler, özellikle de Manuel Martorell tarafından bu yazılmıştır. -Manuel Martorel Kürtleri çok iyi tanıyor ve Kürtlerle ilgili 5 kitap yazmış.- Ta Orta Çağ‘dan bu yana kendi kültürümüz olarak kabul ettiğimiz, kimlik olarak sunduğumuz flamenko, aslında Kürt müziğidir.
Kürt halkı nasıl müzikle coşuyorsa, müzikle ayakta kaldıysa, müziğiyle direniyorsa, flamenko müziğinin de temel özelliği otoriteye, iktidara, devleteye muhalefet.
İkincisi ise, Öcalan’ın savundukları ile halk önderimiz Blas Infante’nin (1936 yılında Franko rejimi tarafından kurşuna dizilmiş Endülüslü politikacı, hukukçu, lider) savundukları aynı. Abdullah Öcalan nasıl Kürt halkının ideolojisini, teorisini yarattıysa Blas Infante de Endülüslüler için aynısını yaptı. Abdullah Öcalan’ın demokratik ulus fikri gibi Infante’nin de Endülüs ulusu fikri vardır. İkisi de köylere ve mahallelere kadar her yerde komünlerin oluşturulmasını, yani halkın iktidara taşınması fikrini savunuyor.
Blas, düşündüklerini Endülüs, İspanya ve tüm dünya için düşünüyordu; Başkan Apo da aynısını yapıyor: Kürdistan için demokratik özerklik, Türkiye için demokratik cumhuriyet, Ortadoğu için demokratik federasyon.
“Andalucia Con El Kurdistan” (Endülüs Kürtlerle) derneğinin kuruluşu ne zamana dayanıyor ve ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?
Derneği 2016 yılında birkaç Kürt ve Endülüslü ile birlikte kurduk. Kurduktan hemen sonra Endülüs’ün birçok bölgesine giderek Kürt halkının durumunu, mücadelesini ve kültürünü tanıtmak için seminerler, paneller ve toplantılar düzenledik. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İspanyolcaya çevrilen Demokratik Uygarlık Manifestosu’nun birinci cildi “Uygarlık” kitabı için başta Granada, Almera, Malaga, Sevilla gibi birçok yerde tanıtım etkinlikleri düzenledik. Şu anda Demokratik Uygarlık Manifestosu’nun İspanyolcaya çevrilen diğer ciltlerinin de İspanya ve özellikle Endülüs’te tanıtılması için çaba sarf ediyoruz.
Kürt halkına ve verdikleri mücadeleye maddi ve manevi destek sağlamak için bir kampanya başlattık. Şu anda bu kampanya devam ediyor. Amacımız, maddi desteğin yanında Endülüs’teki devrimci demokratların arasında Kürt mücadelesine olan duyarlılığı artırmak. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlere ve HDP’ye uyguladığı vahşeti teşhir etmek için Endülüs halkı içinde çalışmalar yapıyoruz. En son Granada’da bulunan Türk Konsolosluğu’nun önünde sendika ve çeşitli kurumların katılımıyla geniş katılımlı bir protesto eylemi gerçekleştirdik.
Şubat ayında 15 ülkeden 70 enternasyonalistin “Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Statü” şiarıyla başlattığı yürüyüşte siz de yer aldınız. Farklı ülkelerden, farklı kültür ve dinlerden insanların katıldığı bu yürüyüşte ne hissettiniz?
Öncelikle bu yürüyüş, enternasyonalizmi canlandırdı. Ben yürüyüşte enternasyonalizmin ruhunu görüyorum. Franko döneminde, yani İspanya İç Savaşı‘nda da Enternasyonalist Tugaylar oluşturulmuştu. Bu anlamda enternasyonalist dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu görebiliyoruz. Maalesef İspanya İç Savaşı’ndan sonra enternasyonalizm, ölüm uykusuna yattı. Halklar arasında ciddi bir kopukluk yaşandı. Ama Kürdistan hareketi, Rojava Devrimi ve özellikle bu büyük yürüyüş sayesinde görüyoruz ki Kürt halkı enternasyonalizmi yeniden canlandırmıştır. Bu ruh bütün halklara ilham verecek kadar güçlü bir temele sahiptir. Bu yürüyüşün birçok yönden önemli sonuçlarını görebileceğiz.
Franko diktatörlüğü dönemindeki Enternasyonalist Tugaylar’dan bahsettiniz. Şimdi benzerleri Rojava’da kuruldu. İki örneği karşılaştırdığınızda ne görüyorsunuz?
Çok önemli ortak nokta var. Birinci ortak nokta, İspanya’da Franko faşizmine karşı bir mücadele vardı. Bugünse Kürtler, DAİŞ faşizmine ve bölgedeki faşist devletlere karşı bir mücadele veriyor.
İkinci bir ortak nokta ise İspanya’da Enternasyonalist Tugaylar savaşırken sendikalar, sivil kurum kuruluşları ve halk, devrimin inşası çalışmalarını yürütüyordu. Örneğin İspanya’da şehir komünleri, köy komünleri inşa ediliyordu. Aynen Rojava’daki gibi, bir yandan DAİŞ ve Türk devletine karşı mücadele verilirken halk da devrimi inşa ediyor. Kooperatifler, komünler, halk meclisleri ile.
Üçüncü ortak nokta ise şu: İspanya’daki Enternasyonalist Tugaylar’a hiçbir devlet yardım etmedi. Çok yalnız kaldılar. Aynı durum bugün Rojava için de geçerli. Devletlerin Rojava’ya yardımları çok sınırlı. Devrimci hareketler, enternasyonalistler -yani bizler- destek veriyor. Rojava’da devlet desteklerinden yoksunluk, halk hareketlerine yakınlık söz konusu.
Bu noktada şunu belirtmek isterim: İspanya İç Savaşı’nda Franko galip geldi ve 40 yıl boyunca faşizm hüküm sürdü. Çok büyük acılar yaşandı. Bugün bize düşen görev, İspanya’nın başına gelenin Rojava’nın başına gelmemesi için mücadele etmek. Rojava tecrit olmamalı. Faşizme, gericiliğe, teröre teslim olmamalı. Rojava’nın yenilmemesi için biz enternasyonalistlerin görevini yerine getirmesi gerekiyor.
Avrupa devletlerinin Rojava Devrimi’ne bakışı sizce nasıl?
Ulus devletler iki yüzlü davranıyor. Bir taraftan demokrasiyi ağızlarından düşürmüyorken, diğer taraftan da en demokratik örgüte destek sunmuyorlar. Zulme, barbarlığa, zalimliğe karşı duran bir harekete destek sunmadıkları gibi onu ‘terör listesi’ne alıyorlar. En büyük iki yüzlülük burada. Eğer Avrupa devletleri kendi çıkarlarını düşünüyorlarsa da Rojava Devrimi’ni desteklemeleri gerekir. Çünkü bir terörün, yani gericilerin sistemi ele geçirmesi, kendilerinin de sonu anlamına gelir. Bu bir zorunluluk: Avrupa devleti Rojava’yı ya desteklerler ya desteklerler, başka seçenekleri yok.
Maalesef Avrupa devletlerinin politikasi, mültecileri ortaya çıkarıyor. Eğer Rojava Devrimi ciddi desteklense, inşaya destek verilse, mülteciler orada da istihdam edilebilir.
Peki Avrupa’daki halkların bakışı?
Görüyoruz ki Rojava Devrimi, dünya çapında bir sempati uyandırdı. Devrimci demokrat hareketlerin de bu devrime sempatiyle baktığını görüyoruz. Bu temelde enternasyonalist birliklerin oluştuğunu da görüyoruz.
Kürt Hareketi eğer Avrupa halkını, devrimcilerini bilinçlendirmek için çaba sarf eder, konferans, toplantı ve seminerlerle devrimi daha iyi anlatırsa, kabul ve destek de artacaktır. Kürtçe ve Türkçe yeterince materyal var ama Avrupa dillerinde yeterli değil. Görsel ve yazılı medya ile sosyal medya da daha fazla kullanılmalı.
Tarihçi olarak baktığınızda: İleride tarih, Kürt devrimi hakkında ne yazacak sizce? Rojava Devrimi, dünya devrim tarihine nasıl geçecek?
Başta şunu görüyoruz: Kürt Hareketi dünya devrim tarihini iyi inceliyor ve buradan sonuçlar çıkararak Kürdistan özgünlüğünde bir devrim geliştiriyor; kendi devrimini yapıyor. Sistem karşıtı devrimci hareketler ile benim gibi tarihçiler, Kürdistan tarihini araştırmalı, aydınlığa kavuşturmalı ve gerçekleri yazmalı. Dayanışma ve ortaklaşma için bize görev düşüyor.
Kürt devrimci hareketini araştırdıktan sonra, yani Kürt devriminin gerçeğini gördükten sonra Kürt Hareketi ile bütünleşmemenin imkanı yoktur. Yeter ki Kürt devrimine doğru temelde yaklaşım gösterilsin. Bu, Ortadoğu’da bir ilktir ve can alıcıdır. Avrupa’daki devrimci demokrat hareketlerin büyük bölümünün tespit edemediği, açığa çıkaramadığı ve bilincine varamadığı en önemli hususlardan biri de budur. Bu kopuşu sağlamak büyük bir başarı.
Kürt halkı ve hareketi, kendi paradigmasını içinde bulunduğu koşullara, kültürüne, geleneklerine uygun biçimde oluşturabildi. Dünyanın birçok ülkesine baktığımızda, devrim mücadelesini yenilgisi çoktan ispatlanmış Batı teorilerini kendi ülkelerine uyguladıklarını ve kısa sürede yenildiklerini görüyoruz. Kürt devriminin yenilmemesinin en önemli nedenlerinden biri, taklitçi davranmaması, orijinal olması ve hiçbir devrimi de inkar etmemesi.
Size bu devrimle dayanışma içinde olmak ne hissettiriyor?
Kürt halkının bu devrimine, kahramanlığına ve fedakarlığına sonsuz saygı duyuyorum. Dünya, İspanya ve özellikle Endülüs devrimcileri ve ilericileri olarak büyük bir sempati duyuyoruz. Bu devrimden çok şey öğrenebileceğimizi düşünüyorum.
Kürt devrimi dünyada hak ettiği düzeyde tanınmıyor. Tanınması için daha büyük bir çaba gerekiyor ve bu çabayı sarf edeceğiz. Biz devrimciler olarak artık öyle bir noktadayız ki, Kürt halkıyla beraber seviniyor, Kürt halkıyla beraber üzülüyoruz. Duyguda, ruhta, düşüncede bir ortaklık yarattığımızı, yaşadığımızı düşünüyorum.
Endülüslü bir tarihçi olarak önderlerinin düşüncesi ve müziği ortak olan iki halkın, şimdi de devrimlerini ortaklaştırması gerektiğini düşünüyorum.
İspanyol kültürünün beşiği:Endülüs

Endülüs, İspanya’nın 17 otonom bölgesinden/eyaletinden biri; Castillo y Leon’dan sonra ülkenin en geniş eyaleti.
8 milyona yakın nüfusu olan Endülüs, İspanya’nın en geri bırakılmış bölgesi olarak tanınıyor. En yüksek işsizlik oranı Endülüs’tedir. Eyalet, su sıkıntısı yaşamaktadır ve bazı topraklarında çölleşme emareleri görülür.
Endülüs’ün başkenti Sevilla, İspanya’nın dördüncü büyük kentidir. Eyaletin diğer önemli kentleri, Huelva, Cadiz, Malaga, Granada, Cordoba, Jaen ve Almeria’dır.
Dünyada “İspanyol kültürü” olarak bilinen birçok unsurun çıkış yeri ve en yaygın olduğu alan da Endülüs’tür. Bunların başında flamenko gelir. Ülkemizde de çok tanınan şair Federico Garcia Lorca da bir Endülüslüdür.
Endülüs’ün çingenesi Lorca

Endülüs denilince dünya halklarının hatırına gelen ilk isimlerden biri, şair Federico Garcia Lorca’dır. Ahmed Arif, “Karanfil Sokağı”nda anar adını:
Şarkılar bilirim çığ tutmuş
Resimler, heykeller, destanlar
Usta ellerin yapısı
Kolsuz, yarı çıplak Venüs
Trans-nonain sokağı
Garcia Lorca’nın mezarı
Ve gözbebekleri
[Pierre Curie’nin
Kar altındadır
Lorca, 1898’de Endülüs’ün Granada kentinde doğdu. Hem verdiği eserlerle hem de İspanya İç Savaşı sırasındaki komünarlardan yana net duruşuyla Endülüs’ün efsanesine dönüştü. 19 Ağustos 1936’da ise doğduğu yerde, Endülüs’ün köy yolunda, Franco’ya bağlı çalışan faşistler tarafından kurşunlanarak katledildi.