Öcalan Kütüphanesi Otobüsü’nün bu haftaki durağı Paris’ti. Umutla, Paris’in cadde ve tarihi meydanlarında bildirilerini dağıttılar. Otobüste bulunan eylemciler, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kitaplarından derlenmiş broşürleri usulca, onlara dostça uzanan ellere bırakıp, geleceğe dair taleplerini sıralamaktan geri durmadılar. 

Otobüsün yolcuları arasında Kürdistan’ın dört parçasından Kürtler bulunuyordu. Soranî, Kurmancî, Zazakî… Her parçanın hakim devletinin dillerinden edinilen kelimeler geldikleri coğrafyaya dair fikir veriyor anında. Latin Amerikalı, İtalyan, Alman, Fransız dostlardan daimi konuklar da onları yalnız bırakmamış. Hepsini birleştiren asıl dil ise Öcalan’ın fikirleri etrafında buluşmaları!

Kürdistanlı anneler ve babalar bu eylemin de her daimi üyeleri. Eylem yerinde Irak, Rojava, Şengal ve Türkiye’de yaşadıklarına dair anlatımlarında Lozan’dan bugüne Kürtlerin yaşadığı tüm acıların haritasını görmeniz mümkün. Dil bilmiyorlar. Onların yanında bulunan gençler, bildiri dağıtıyor, standa gelen insanlara eylemin amacını anlatıyorlar. Onlar ise standın başından hiç ayrılmadan ellerindeki dövizleri güçlerinin yettiği kadar yükseltiyor. Masaları düzeltip, rüzgarın dağıttığı bildirileri anında düzeltme ihtiyacı duyuyorlar. Okuma yazmaları yok. Belki önderimiz dedikleri Abdullah Öcalan’ın bugüne kadar kaleme aldığı kitapları okuma şansları hiç olmamış ama onu yaşamda ve mücadelede tanımış, kalplerine kazımışlar. Fikirlerini katıldıkları eylemler ve panellerle dinlemekten başka şansları olmayan anneler ve babaların, her biri aslında Öcalan’ın fikirlerinin gücünü bulundukları coğrafyalarda düşmanın yaptığı baskıyla da ruhlarına kazımış ve Avrupa’nın bütün meydanlarını dolaşan bu otobüste yer almayı tarihsel bir rol alarak görüyor.   

Ömürlerinin bütününü baskı altında geçirmiş bu anne ve babalar Trocadero Meydanı’nda standın başındalar. Etraflarında turist kafileleri geçiyor. Ellerinde fotoğraf makinesiyle etrafta onların yaşlarında insanlar, tatil yaparken tarihi mekanların önünde anılar biriktiriyor. Belki de emekliliklerinin tadını çıkarıyorlar. Bizimkiler ise tatil kelimesinin karşılığını hiç yaşamamış bile. En fazla gitme şansı varsa memleketine aile görmeye gitmiştir. Çocukluk fotoğraflarını neredeyse hiç yok, bu yaşta edindikleri fotoğrafları eylemlerde biriktiriyorlar. Anıları acı ve yoklukla süslü. Avrupa’da yıllardır var olmalarına karşın kendi başlarına belki bulunduğu kentte sokağa çıkamıyorlar. Ama bütün kentleri eylemci olarak dolaşmışlar. Çocukluk yıllarında okula gitme, kendi anadillerinde eğitim görme şurda dursun düşmanlarının dilleriyle dahi okuma-yazmaları yok. Hiç gazete okumamış, kitapları karıştırmamış, haritalarla kent gezmeyi bilmiyorlar…

Trocadero Meydanı’nda çocuklar ellerinde ses çıkaran çata-patları patlatırken, o kafilelere dahil olan turistler anında panikliyor. Bombaya, silah sesini ömrüne doldurmuş analar ve babalarımız dönüp bakmıyorlar bile. Çünkü onlar, ölen evlatlarının gömülmesine düşman izin vermediği için bağrında saklayan Kürtlerin anneleri ve babaları... Ölüme, silah sesine, bombaya, gürültüye doğmuş, büyümüş, alışmış, için de yaşlanmışlar!

Bu manzaraya dışarıdan bakıldığında, belki turist kafilesine dahil olmuş aynı yaşta insanlar özgür, bizim analar ve babalarımız ise her şeyden yoksun yabancılar olarak o meydanda bir kare olarak görünür. Kim zengin derseniz? Zenginlik eğer insanın ruhunda biriktirdiği insan sevgisi ise insanca bir yaşam, özgür bir yarın için ömür tüketmek ise, bizim analar ve babalar kadar zengin kimse yok! Mutluluğu, Tour Eyfel ile çekilmiş fotoğrafta arayanlar sırayla önlerinden geçerken, onlar; standa gelip eline bir bildiri ya da broşürü alan bir dostluk emaresini gördüklerinde -yüzlerine biriken gülümsemeden anlaşıldığı üzere- yüreklerine topluyor. Her birinin yaşamı bir kitap olmuş adeta. Kütüphane dediğimiz nedir; yaşadığımız, gördüğümüz, değerler kurduğumuz, değerleri kurmak için uğrunda öldüğümüz, Kürdün yüzyıllık biriktirdiği tüm acılar ve onun ruhlarda biriktirdiği insanca yaşama özleminin ta kendisidir!