Yine de barış ve özgürlük sürecinde çeşitli tıkanıklıklar ve duraklama dönemleri olasıdır. Bunlar geçici dönemlerdir. Ve güvenin tesisi ile aşılabilir durumlardır.
Yürütülen müzakerelerde on gündür bir tıkanıklık yaşanıyor.
Tıkanıklığın esası şudur: devlet heyeti Öcalan ile yapılan görüşmelerde PKK’nin sınır dışına çıkması için meclisin devreye girmesi hususunda anlaştı. Ancak hükümet çark edince bu krize dönüştü.
PKK yönetimi salahlı güçlerin sınır dışına çıkması için meclisin devreye girmesinin mecburi olduğunu ifade edince başbakan Erdoğan meclisin devreye girmeyeceğini, hükümetin devrede olduğunu söyledi. Erdoğan; “silahlarını bırakıp çekilsinler” dedi.
Abdullah Öcalan doğum günü vesilesi ile Çarşamba günü gönderdiği mesajında, “çok iyi bilinmeli ki, artık farklı bir yaşam gelişecektir. Umuyorum ki, bu süreç gelişirken bir damla bile kan akmasın!” dedi.
Abdullah Öcalan sağduyusunu hep korudu. Çözümleyici gücünü burada da gösterecektir.
Anlaşılıyor ki silahlı güçlerin sınır dışına çıkması sürecinde kandil’in ısrarla istediği meclisin devreye girme talebi hükümet tarafından kabul görmeyecek, ancak başbakan’ın üstüne basa basa söylediği “silahlarını bırakıp gitsinler” formülü de olmayacak! Öcalan bir orta yol bulacaktır.
Silahlı güçlerin sınır dışına çıkması sürecinde meclisin devreye girip girmemesi bir ayrıntıdır ve vazgeçilebilir…
Barışın gelmesi ve kalıcılaşması özgürlük alanlarının ve demokrasinin güçlenmesi ile olur. Meclis tamda bu konuda devreye girmelidir.
Yasal ve anayasal güvenceden yoksun bir müzakere daima yeni krizlere gebe olur.
Çözüm ve ya çözümsüzlük denklemi anayasal meşruluk ile aşılabilir. Yazık ki şu ana kadar tersinden işliyor. Bu günden yarına çözümün yasal ve anayasal çerçevesi üzerinde tartışma başlayabilir.
Türkiye cumhuriyetinin kurucu mantalitesi ve düzeni değişmelidir. Nedir bu? Türk, sünni, asker ve Kemalist hegemonya… Bu mantalite aşılmadan demokratikleşme ve barış olanaksız. Tam da bu nokta da demokrasi, barış ve özgürlüğün yasal ve anayasal çerçevenin çizilmesi kaçınılmaz oluyor. Bundan da önemlisi zihniyet ve mantalitenin değişiminin sağlıklı yapılacak olmasıdır. Bu noktada akil insanlar heyetinin yapısı ve çalışma biçimi önem taşıyor. Onlara büyük rol düşüyor!
Devlet yıllarca güvenlik politikalarını ve araçlarını bize tek gerçek olarak sundu. Bu politika ile cumhuriyet iktidarları güçlendiler; toplum ise zayıfladı ve takatsiz kaldı. Öcalan bunu gördü ve adına Demokratik Kurtuluş dediği yeni bir süreci başlattı. Amaç iktidarların zayıflatılması ve toplumun güçlendirilmesidir.
Demokratik Kurtuluş sürecinin esas gücü ve aracı şiddetten arındırılmış mücadeledir.
Kürd Özgürlük Hareketi şiddetten arınmış mücadele yol ve yöntemini özgürlük ve barış yolunda yetkince kullanacaktır!
Öcalan orta yolu bulacaktır!
Abdullah Öcalan’ın usta bir edabiyatçıyı kıskandıracak denli iyi hazırlamış olduğu bildirisiyle içine girilen barış ve özgürlük yürüyüşü çeşitli yol kazalarına uğrasa da selametle hedefine doğru yol alacağa benziyor!