ZÜLKÜF KURT/HABER MERKEZİ
Bu yıl 26’ıncısı düzenlenmesi planlanan ancak Dinslaken belediyesi ve Alman makamlarının son dakikada yasakladıkları festival yerine gerçekleşen büyük miting 8 Eylül’de Düsseldorf’ta binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. Eylemde Almanya’nın festivali yasaklamasına ve Türk devletiyle işbirliğine yönelik tepki oldukça fazlaydı. Ancak kitledeki asıl tepki mitingin de sloganı olan “Öcalan’a Özgürlük” ve tecrit konusundaydı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a 5 Nisan 2015’ten bugüne uygulanan mutlak tecrit bugün hala devam etmektedir. Bir yandan bu ağır tecride yönelik tepkiler yükselirken, bir yandan da eylemlerde yaşanan yetersizlikler göze çarpıyor. Öcalan’a uygulanan tecridle amaçlananın ne olduğunu, eylemlerdeki yetersizlikleri ve ne yapmak gerektiğini miting katılımcılarıyla konuştuk.
Alışmak ölümdür!
İsviçre Winterthur DKTM Eşbaşkanı İbrahim Güner ağırlaştırılmış tecride tepki göstererek, “Nisan 2015’ten bugüne Kürt Halk Önderi sayın Öcalan’dan ne halk ve hareket ne de ailesi ile avukatları haber alamamaktadır. Bu sadece bir kişinin, bir şahsın tecridi, toplumdan, ailesinden, yakın çevresinden izole edilmesi olayı değildir. Bir halkın kaderinin belirlenmek istendiği bir süreçte Kürt Halk Önderi’ne ağır bir tecrit uygulanıyor. Kürdistan dağlarının Dersim’den ta Şengal’e kadar bombalandığı, artık böyle bir vahşetin sokaklara, evlere kadar indiği, şehirlerin yakılıp yıkıldığı süreçler yaşadık, yaşıyoruz. Bunların hiçbiri izalasyondan bağımsız değil, biz bunların farkındayız, görüyoruz” dedi.
Uluslararası komplo sürecinin devam ettiğini belirterek, en büyük tehlike ve sorunun “tecridi kanıksamak” olduğunun altını çizen Güner şöyle devam etti: “Milyonlarca insan tarafından irade olarak kabul gören Sayın Öcalan’ın hala ağır tecrit koşullarında olmasını bile kabullenmek, utanç verici bir mesele iken; uluslararası toplumda buna dönük yoğunca, ağır ve derin bir sessizliğin olduğunu görüyoruz. Bu sessizlik üzülerek söylemeliyim ki, bizim de, halkımızın da üzerine bir kabus gibi çökmüş, neredeyse bu durum bir alışkanlık oluşturmuş. Bu başlı başına bir ölüm durumudur. Önderliğimiz, ‘alışmak ölümdür’ diyordu. Şu an tabiri yerindeyse bu bir ölüm durumudur ve biz ölüyoruz, gerçek budur.”
Eylemler yetersiz
Tecride karşı eylemler organize edilse de yetersiz olduğu özeleştirisinde de bulunan Güner şunları belirtti: “Yapılan eylemler yetersizdir. Kitleselliği, şu an görünen takip ettiğimiz, bizzat içerisinde olduğumuz eylemselliklerin çok çok ötesine geçilerek, uluslararası boyutta kampanyalara ve sonuç alıcı eylem ve etkinliklere dönüşmesi, bu yönlü bir çabanın, bir girişimin olması gerekir. 15 Şubat komplosuyla başlayan bu girdap, nasıl ki bugün artık küçük çocukların bile yaşamını etkileyen bir sürecin başlangıcı olduysa; bu süreci toplumsal yaşamımızı değiştirerek, özgürlüğümüzü pekiştirerek yani Kürt Halk Önderliğinin özgürlüğünü sağlayarak değiştirebiliriz. Bunun bilincine varmalıyız. Bunu hissetmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Sahiplenme büyümeli
Daha da net konuşmak gerekirse, bizim bu tarzda yürüttüğümüz sokak eylemleri, meydanlarda, mitinglerde, klasik basın açıklamalarının ötesine geçen bir sahiplenme düzeyi olmalıdır ki, sonuç alınabilsin. Şu çok nettir ki, tarih bizlere bir daha Sayın Öcalan gibi bir Önderlik vermeyecek. O zaman bizler böylesi bir durumda, tecridi bir onursuzluk olarak görüp, bu onursuzluğu daha fazla yaşamamak adına Önderliği daha fazla sahiplenmeli, daha fazla alanlarda olmalı, bu bilinci yaşamalı ve yaşatmalıyız. Komplo hala bizler açısından sonuca götürülmüş değildir. Bunun daha ağır sorunlara kapı aralayacağı görülmelidir. Ve tavrımız bu yaklaşımın mahkum edilmesine yönelik olmalıdır.
Tecrit isyan gerekçesidir
2015’ten beri Kürt Halk Önderinden haber alınamıyor. Bırakın sağlığını, şu an orada ne olduğu bilmiyoruz. Bu aslında başlı başına bir isyan, bir intifada gerekçesidir. Önderliğin esaretine rıza göstermiş olmak bir utanç meselesidir. Bu halkın mezarlıkları bombalanıyor. Bu başlı başına bir onur meselesidir. Özellikle son süreçte devletin sahte çözüm politikaları sürecinde yaratılan ortamın sonunda tecridle beraber yeni bir evreye girildi, düğümü tekrar orada çözeceğiz. Ve bu gerçeği bu halk muhattaplarına, düşmanına, dostuna gösterebilmelidir. Bunun için bizler, sürekli alanlarda olmalıyız, hissetmeliyiz, hissettirmeliyiz.
Önderlik nostaljik bir gerçeklik değildir. Bir realitedir, felsefik derinliği olan, önümüzdeki yüzyıla da damgasını vuracak bir liderdir. O nedenle bu tecridi kırmak bizim insanlık, yurtseverlik görevimizdir, erdemdir. Bunu yaşamımızın her alanında görünür kılmak, bir mücadele alanı ve gerekçesi haline getirmek bizim yükümlülüğümüzdür. Burada oluşumuz da sadece bir festivale dönük kararın protestosu değil, aynı zamanda Önderliğimizin özgürlüğünün, sağlık ve özgürlük koşullarının düzeltilmesi içindir.
Önderlik yaşam gerekçemizdir
Paris DKTM’den Güven Öztürk, 20. yıla giren tecrit politikasının son 3 yıldır mutlak bir tecrit dönüştüğünü söyledi. “Eşi benzeri görülmemiş bir izolasyon politikası var” diyen Öztürk, “Bu tecridin temel amaçlarından biri Önderliği halktan, hareketten koparmaktır. Yer yer fiziki saldırılar da oldu geçmişte. Ancak bu şekilde şimdiye kadar başarılı olamadılar” diye belirtti. Tecridi kıracak eylemlerin örgütlenmesinin önemine vurgu yapan Öztürk şöyle konuştu: “Süreç açısından baktığımızda yeterli bir sahiplenme yok açıkcası. Eylemler var ama yeterli değil. Bu anlamda güçlü bir sahiplenmeyi yapabilmeliyiz. Herkes üzerine düşeni yapabilmeli. Önderlik bizim yaşam gerekçemizdir. Bunu herkesin bilmesi gerekir. Onun yaşamı Kürt halkının yaşam gerekçesidir. Buna göre bir yaklaşım buna göre bir sahiplenme olursa inanıyorum ki bu tecrit kırılacaktır. Kürtler tecridi kırma temel hedefiyle hareket etmeli. Bir kanıksama, bir alışma var. Ama artık sabrın kalmadığı bir noktadayız. Bunu 7’den 70’e herkesin protesto etmesi, sahiplenmesi gerekiyor. Güneşimizi karartamazsınız şiarıyla sahiplenmek gerekiyor.”
Tecrit edenler gücünün farkında
Orta Anadolu Kürtleri Platformu (Platforma Kurdên Anatoliya Navîn) PKAN-E Almanya Eşbaşkanı Dr. Meliha Doğan, “Bize bizden başka kimse yardım edemez. Bizler yan yana durmazsak, birşeyleri değiştirmeye çalışmazsak ha bire dağılır, küçülürüz” diyerek, Kürtlerin yasak ve baskılara karşı birlikte hareket etmesinin önemine vurgu yaptı. “Tecrit ile amaç, Abdullah Öcalan gibi büyük bir lideri, Kürt toplumundan izole etmektir” diyen Doğan şöyle devam etti: “Onun perspektifinden, liderliğinden onun yol göstericiliğinden halkı uzak tutma amacıyladır. Onu tecrit edenler de onun gücünün farkında. Tecrit işte tam da bu nedenle yapıldı. Bizleri ondan, liderliğinden uzak tutmak amaç buydu. Büyük bir Abdullah Öcalan külliyatı ile, yol göstericiliği ile izalasyonda şu an. Kalbimiz hüzünlü. Fakat gösterdiği yoldan asla dönmek yok. Yeter ki, biz Kürtler birbirimizi bırakmayalım. Tecrit eylemleri konusunda eylemlerdeki yetersizliği sizlerde görüyorsunuz. Bunun üstüne kafa yormamız ve bir an önce üstesinden gelmemiz gerek.”
Ortadoğu’daki halkların da kurtuluşu
Doğu Kürdistan’ın Sine kentinde doğan ve Almanya’da yaşayan Ramin Zendniya’da şunları söyledi: “Barışı savunan, isteyen herkese söylemek istediğim; Başkanımız 20 yıldır hapistedir. Herkes kendine sormalıdır, Neden böyle bir barış insanı 20 yıldır hapiste? 40 milyon Kürt halkı olarak kendi haklarımızı istiyoruz. Ülkemizde savaş da istemiyoruz, kimse ölsün de istemiyoruz, bizler sadece kendimizi savunuyoruz. Başkan Apo’ya uygulanan tecride karşı bizler bugün buradayız. Herkes bilir ki, Ortadoğu faşizmin, DAİŞ’in ve barış istemeyen güçlerin ablukası altında olan bir yerdir. Herkes anladı ki, Kürtler barışseverdir ve çözüm Öcalan’sız olmaz. Ortadoğu’da herkes bugün Öcalan’ın barış rolünü anlamış durumdadır. Biz barış isteyenler tüm halklar ile bir arada, eşit yaşamak istiyoruz ve bunu tüm halklara öneriyoruz. O nedenle tecridi kırmak sadece bizler için değil, Ortadoğu’daki tüm halklar için önemlidir.”
Elimizden geleni yapmıyoruz
Yaklaşık 25 yıldır Almanya’da yaşayan Sanatçı Berbang, da Abdullah Öcalan’ın Kürt halkı için önemine vurgu yaparak şunları belirtti: “Kürt halkının özgürlük yolu Başkan’dan geçiyor. Biz onunla başkaldırdık, onunla özgürleşeceğiz. Önderlik bizim yolumuzdur. Kürt halkı olarak dünyanın her bir yanında Önderliğe yönelik tecridi kırmak için hareket etmeliyiz. Başkan Apo, 20 yıldır İmralı’da direnerek bize güç veriyor. O, İmralı’da ağır koşullarda direndiği halde biz dışarıda bu kadar serbestlik, imkan içinde direnemiyoruz. Onun bize sahip çıktığı kadar biz ona sahip çıkamıyoruz. Bizim elimizde daha fazla olanak var ama elimizden geleni yapmıyoruz. Tecridi kırmak için bizler farklı, etkili demokratik eylem ve etkinlikler geliştirmeliyiz.”
Önderlik felsefesinden korkuyorlar
Düsseldorf DTKM Eşbaşkanı Faruk Gözmen ise şunları belirtti: “Önderliğe yönelik tecridi hiçbir şekilde kabul edemeyiz. Tecrit 20. yılına giriyor. Fakat eksik de kaldık. Önderliğimizin şimdiye kadar özgür olması gerekirdi. O nedenle eksiklikliğimizi görerek direnmeye devam ediyoruz. Önderliğin tecridi sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın politikasıdır. Bizi Önderliksiz yaşamaya alıştırmaya çalışıyorlar. Önderliğin posterlerinin Almanya’da yasak olması da bunu gösteriyor. Önderlik sloganlarına bile tahammül edemiyorlar. Önderliğin felsefesinden ve ideolojisinden o kadar çok korkuyorlar ki, bizi Öndeliksiz bırakmak istiyorlar.”
Komplo devam ediyor
Cenevre DKTM Eşbaşkanı Salih Sağlam da tecride karşı yapılan eylemlerin yetersizliğine vurgu yaparak şöyle konuştu: “Tecride yönelik yapılan eylemleri yeterli bulmuyoruz. Uluslararası komplo devam ediyor. O komplonun devamı Kerkük ve Efrîn’de de kendini gösterdi. Tecrit Kürtlere karşı yürütülen politikanın en temel göstergesiydi. Önderlik şahsında Kürtlere yaklaşımı gösteriyor. Önderliğin ortaya koymuş olduğu 3. yola, direkt demokrasi yoluna bir saldırıdır. Asıl korkuları budur. Yoksa DAİŞ liderliğini yapan Erdoğan gibi bir şahsın çıkarları peşinden koşmazlar. Erdoğan resmen DAİŞ’in sözcülüğünü yapıyor ve onların ağzından ateşkes dileniyor. Herkesin Önderlik gerçeğini görmesi ve ona göre konumlanması gerekir.”
Amaç mezhep çatışması
Berlin Civaka İslama Kurdistan Mezopotamya Cami imamı Mele Davut, “Öndeliğimize yapılan bu tecrit, Önderlik şahsında bütün Kürtlere yapılmıştır. 20 yıla yakındır uygulanan tecrit Kürtleri sindirme, Kürtleri Önderlik şahsında yok etme politikasıdır” dedi ve ekledi: “Biz Önderliği sahiplenme noktasında geride kalıyoruz.” Hem egemen devletlerin hem sömürgeci devletlerin tecrit politikalarının içselleştirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Davut şöyle devam etti: “Sanki tecridi kabullenmişiz. Önderliğin zindanda oluşuna bu kadar yabancılaşmışız. Bu her şeyimize yansıyor.’’
Bizim için 20 yıldır tecritte kalan bir Önderin resmini kaldırma inisiyatifini alamıyoruz. Pasif kalmış durumdayız. Önderliği sahiplenme konusunda zayıfız. Önderlik ‘Benim buraya düşüşüm sizi çaresizlik ve umutsuzluğa sürüklemesin’ dedi. ‘Burada tecritte olmam sizi daha ileriye ve daha mücadeleci bir ruha büründürmeli’ konusunda telkinlerde bulundu. Bütün yurtsever Kürtlere bunu bildirmemiz, bunu onlara anlatmamız lazım. Bu ruh ve inanç ile hem yürüyüşlerde hem de mitinglerde bizim Önderliği sahiplenmemiz şart ve mecburidir. Önderliğimizi sahiplenmediğimiz için bugün bu noktadayız. Eğer biz Sayın Öcalan’ı sahiplenmez ve onun şahsında Kürtlerin uyanışına vesile olmazsak maalesef daha uzun yıllar gençlerimiz, değerlerimiz kaybolacak.”
Tecridin amaçlarından birisinin de Ortadoğu’da mezhep çatışması yaratmak olduğunu ifade eden Mele Davut şunları belirtti: “Ortadoğu’da mezhep çatışmalarını meydana getirmek, Kürtleri birbirine kırdırmak, Ortadoğu’da bir çözümün sağlanmaması noktasında sayın Öcalan Türk devletine teslim edildi. Sayın Öcalan dışarıda olsaydı, mutlaka bir şekilde bir çözüm olmuş olurdu. Bu IŞİD’in ve barbar örgütlerin bu kadar Ortadoğu’yu kan gölüne çevirme gibi bir şansları olmazdı. Bir boşluk alan oluştu ve herkes kendince at koşturmaya başladı. Her konuda bizler inanç konusunda olsun, mezhep konusunda olsun, kişilik konusunda olsun, Öndeliği sahiplendiğimiz zaman mutlaka bir şeyler hallolur.”
Öcalan’la halk arasındaki bağı hedefliyorlar
Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Stuttgart’tan Ali Çarman da, “Uzun yıllardan bu yana düzenlenen festivallerin hemen hemen tümüne katıldım. 26 yıllık festival sürecinde yasaklamaların sayısı birkaç tanedir. Bu yasaklama tesadüfi bir yasaklama değil. Alman devleti ve Türk devletinin iç içe geçen politikalarının bir yansımasıdır. Yakın zamanda Erdoğan’ın buraya getirilmesi yasaklamada rol oynuyor. Bütün halklar gibi Kürt halkının örgütlenme hakkı var. Nerede olursa olsun. Ama egemenler Kürt halkının tamamen haklı olan talebini engellemek istiyorlar. Tecrit konusunda da hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yürütülen bir tecrit var. Özgürlük hareketi ve her türlü hareket tarafından dikkate alınan Öcalan ve halk arasındaki bağlantıyı, ilişkiyi koparmak istiyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu halk hem kendi değerlerine hem de kendi Önderlerine sahip çıkmaya devam ediyor” diyerek, tecride yönelik tepkisini dile getirdi.
Sonuç alıcı eylemler yapılmalı
Hollanda’dan mitinge katılan DKTM çalışmalarında da yer alan Hacı isimli Kürdistanlı “Türk devleti yıllardır Kürt halkıyla Önderliğin bağını koparıp, Önderlikten perspektiflerin gelmemesi için tecrit uyguluyor. Önderlik üzerinde bu tecrit devam ettiği müddetçe Kürt siyasetinin tıkanacağını, siyasetin önünün kapanacağını ve Önderliğin de siyaseti açma konusunda büyük bir rol oynadığını farketti ve tecridi daha çok yoğunlaştırdılar” dedi. “Bu tecride sanki bizi de alıştırmışlar” diyen somut sonuç alacak eylemler yapmanın önemine vurgu yaptı: “Yapılan eylemleri yeterli bulmuyorum. Eylemler bölgesel kalıyor. Avrupa gündemine oturmuyor. Türkiye gündemine oturmuyor. Gerçekten biz eylemler yapıp sonuç alıyor muyuz, hayır. Strasbourg’da yapılan eylemler var. CPT’ye yönelik yapılan eylemler var. Ciddi bir sonuç alamadık. Bundan dolayı biz daha sonuç alıcı, güçlü demokratik eylem ve etkinlikler yapmalıyız. Böyle devam edersek Türk devleti tecridi daha ağır koşullarda sürdürmeye devam edecek. Biz 3,5 yıldır Önderliğimizden tek bir haber alamıyoruz. Bugün nasıl olduğunu bilmiyoruz. Biz bunu normalize edemeyiz.”
Öcalan’a yönelik yasaklara da işaret eden Hacı, “Önderliğimizin posterleri, sembollerimiz, renklerimiz yasaklanıyor. Bugün Almanya bunu böyle devam ettirirse, bunun diğer Avrupa ülkelerine de sıçrayacak ve bundan kaynaklı diğer ülkelerde bize eylem hakkı tanımayacakları bir sürece de geçilebilir” diyerek, tüm bunları kıracak bir eylemselliğin önemine vurgu yaptı.
Sokaklarda, alanlarda olalım
Wuppertal DKTM çalışanı Hayri ise “20 senedir Önder Apo üzerinde uygulanan tecridi kınıyoruz. Avrupa’da yaptığımız eylemler yeterli değil. Biz gerçekten, Önderliğe cevap olamadık. Avrupa’nın bize yönelik politikaları zaten belli, son dönemlerde Türk devleti ile bir bağlantısı olduğu kesinleşti artık. Bugünkü festivalde kendilerini tam olarak ortaya koydular. Nerede olursak olalım, Önderliğe sahip çıkmamız, bizim gerçekten boynumuzun borcudur. O nedenle bizim yaptığımız eylemlilikler gerçekten yetersizdir. İnsanlarımız coşkuludur ama bunlar yetersizdir. Önümüzdeki süreçte Öcalan’a özgürlük gelmeyene kadar; Avrupa’da olsun, Kürdistan’da olsun her zaman sokaklarda, alanlarda olmalıyız” dedi.