İmralı zindanı zaten bir tecrit cehennemidir. Ama bununla da yetinilmemekte tecrit içinde tecrit uygulanmaktadır. İlk günden beri hava bozuk-koster bozuk gibi bahanelerle keyfi olarak engellenen görüşler, gazete- Tv -kitap gibi olanaklarının verilmemesi, çeşitli bahanelerle uygulanan hücre içinde hücre cezaları, fiilen kime bağlı olduğu bilinmeyen cezaevi idaresi bu tecridin göstergeleridir. Adalet bakanı son açıklamalarında hava durumu ve koster arızası gibi durumlar dışında da görüşlerin yaptırılmadığını itiraf etmiştir. Ama bunun yasal dayanağını söyleyemediği için “Yakında çıkarılacak olan yasaya göre görüştürülür” demiştir. Adalet bakanı açıkça yasadışı olan bir durumu kabul etmiş, savunmuştur. Yani İstiklal Mahkemeleri’nin meşhur “Sanığın idamına, delillerin bilahare toplanmasına” kararıyla gösterdiği zulmü, “sanığın tecridine yasanın bilahare çıkarılmasına” diyerek sürdürmüştür.
Çok açıktır ki ortada yasadışı-hukuk dışı bir uygulama vardır ve bunun adı ceza değil tamamen keyfi bir uygulama ve zulümdür. Kaynağını yasadan, hukuktan almayan her türlü zulme karşı meşru direnme hakkı bireyler ve toplumlar için en kutsal vazgeçilmez bir haktır. Devlet ve devlet adına karar verenler kendi yasalarına uymuyorsa, buna karşı yasal yoldan hak aranamıyorsa insanlar ellerinde ne olanağı varsa onunla direnecek ve meşru savunmasını yapacaktır. Öcalan’ın aylardır sürdürülen hukuk dışı tecride tepki olarak kardeşiyle görüşe çıkmamasını doğru anlamak gerekiyor. İmralı’daki ve tüm zindanlardaki tutsakların da görüşlere çıkmama kararını bu hukuksuzluğa boyun eğmeme ve direnme eylemi olarak doğru anlamak gerekiyor.
Herkes biliyor ki 1993 yılında ilan edilen ilk ateşkesten bu güne Öcalan ve PKK barışçı-demokratik çözümü temel alan bir siyaset izlemektedir. Ne var ki Özal ve Özal’ın tasfiyesinden sonra devlet içinde “barışçı çözümden yanayız” diyenler de ya Özal gibi tasfiyeye uğramış ya da çözüm adı altında PKK’nin tasfiyesini ve Kürtlerin ezilmesini amaçlamıştır. 10 senedir AKP’nin yaptığı da budur. Esasen AKP’nin bu bileşimle oluşturulması, iktidara getirilmesi de baştan beri PKK’nin tasfiyesi hedefine kilitlenmiştir.
Ortadoğu’da istikrar ve huzurdan yoksun, halkların ensesinde boza pişiren zorba rejimlere karşı halkların nefreti çok güçlüdür. ABD ve AB ise bu nefreti kullanarak bölgeyi yeniden paylaşma derdindedir. Irak’ın işgaliyle başlayan Ortadoğu’nun yeniden paylaşılması süreci değişik biçimlerde sürmektedir. Arap baharı halklara umut verirken emperyalist işgalcilerin iştahını da kabartmaktadır. AKP faşizmi bu süreçte ABD’ye destek olarak karşılığında Kürtleri ezme hakkını almıştır. Şimdi bütün derdi her yola başvurarak Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmektir. Beşir Atalay’ın açıklamasına göre bu amaçla MGK kararları doğrultusunda savaşın her türünü “entegre olarak” yürütmektedir. Son dönemdeki Kortek, Çelê ve Roboskî katliamları, hukuk dışı olarak sürdürülen KCK ve Devrimci Karargah tutuklamaları bunu göstermektedir. Taşı silah sayıp ufacık çocuklara yaşından çok kesilen cezalar, Kürtlere selam verenin “Teröre yardım ve yataklıktan” tutuklanması bu faşist zulmün korkunç boyutlarını gösteriyor. AKP geçmişte Kürtlere zulmedenlerin akıbetinden hiç ders almıyor.
Medyada bugüne kadar AKP faşizmini destekleyen yalakaların ya da sessiz kalanların, Öcalan üzerinde sürdürülen hukuk dışı tecride destek olanların şimdi de her birinin büyük uzman edalarıyla ve bin bir yorumla ortaya çıkması da özel savaşın yeni bir aşamasıdır.
Bütün bu alçakça saldırıları boşa çıkarmanın yolu, halklarımızın tüm güçlerinin yeni bir özgürlük atılımıyla faşist-sömürgeci zulme dur demesidir.
Bunun en somut ve ilk adımı ise baskıya, zulme, tecride son, “ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK” olacaktır. 2012 NEWROZ’u Öcalan’ın ve Kürt halkının özgürlük NEWROZ’u olsun!