Türk siyasetçilerinin meşhur bir sözü vardır. Ramazan ayında bunu kullanmaktan büyük zevk alırlar. Kendilerini sıkıştıran gazetecilere “Şu mübarek Ramazan ayında, oruçlu ağzımla size yalan mı söyleyeceğim?” derler. Oruçlu olduklarından emin değilim ama bu Ramazan ayında bunu hiç söyleyemezler. Çünkü söyledikleri tümden yalandan-kışkırtmadan ibaret. Bırakalım yalan söylemeyi, Ramazan’ı Kürt halkına yönelik zulüm ve katliam ayı haline getirmek istiyorlar.
14 Temmuz’da Amed halkına yönelik başlattıkları hukuk dışı saldırılar aralıksız olarak sürüyor. Hatta başbakanın beyanına bakarsak Batı Kürdistan halkının kansız devrimini kanla bastırmak niyetinde. İlk günden bugüne kadar Esad rejimini yıkmak için muhalefeti silahlandıran ve her türlü desteği veren AKP Hükümeti, şimdi de “Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak” derdine düşmüş. Bu nedenle Batı Kürdistan’a müdahale edebilirmiş:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan diyor ki: “Kuzey Suriye’deki yapılanma bizim için terör yapılanmasıdır. Oraya müdahale etmek en tabii hakkımızdır. Buna eyvallah diyecek halimiz yok...”
Cümle alem bilir ki AKP’nin derdi Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak değil, Batı Kürdistan halkının özgürlüğünü gasp etmektir. AKP klasik ittihatçı-ırkçı-yeni Osmanlıcı politikasıyla, Kürtlerin özgürlüğünü-iradesini tanımak yerine Kürt halkını inkar ve imha çizgisini pervasızca sürdürmektedir.
Kürtler özgürlük yolunda bir milim ilerlese AKP çetelerinin uykusu kaçmakta ve saldırıya geçmektedirler. AKP bu tavrıyla statükonun-vesayetin en gözü kara ve en tehlikeli unsuru haline gelmektedir. Sözde ileri demokrat AKP Hükümeti Kürtlerin seçilmiş yerel yöneticilerini-siyasetçilerini zindana atarken, Batı Kürdistan’da kimsenin burnunu kanatmadan gerçekleşen Kürt iradesini de ezmek peşindedir. Savaş-müdahale-işgal yoluyla hem bölge halklarını hem de Türk halkını felakete sürüklemektedir. AKP bu yıkım politikasını sürdürebilmek için kendisine en büyük engel olarak gördüğü Kürt halk hareketini ve lideri sayın Öcalan’ı susturma çabasına girmiştir. Geçmişte Öcalan’ı imha etme gayretkeşliğine giren Çiller-Ağar-Güreş çetesinin akıbetinden ders almamıştır.
Yakın tarih tanıktır ki Sayın Öcalan konuşabildiği dönemlerde siyasi çözüm güçlenmiş ve halklarımızı barış umudu ve heyecanı sarmıştır. Sayın Öcalan susturulduğu zamanlarda ise savaş şiddetlenmiş ve kan dökülmüştür. Çünkü Kürt halk önderi Öcalan, daha işin başında tüm halkların, tüm ezilenlerin eşitliğine-özgürlüğüne ve birbirlerine saygıya dayalı devrimci ideolojiyi, siyaseti ortaya koymuştur. Öcalan’ın ortaya koyduğu mücadele ve çözüm projesi halkın geniş kesimlerinin desteğini-güvenini kazanmıştır. Öcalan demokratik-siyasi-çözümün hem güvencesi hem de göstergesidir. Öcalan özgür olmadıkça hiç bir Kürt özgür olmayacak, bu nedenle de özgürlük mücadelesi tüm baskılara karşı sürecektir.
Öcalan üzerindeki tecrit tümüyle hukuk dışıdır. İç ve uluslararası hukuka uygun tek bir yanı yoktur. Kenya’dan kaçırılmasından tutalım tek kişilik mahkeme, tek kişilik cezaevi ve tek kişilik cezaevindeki hücre uygulamalarına ve son bir yıldır sürdürülen tam tecride kadar her gün hukukun temel kuralları paspasa çevrilmiştir. Avukatları ve yakınları dahil kimseyle görüştürülmeyen Öcalan hakkındaki bu kararı kim vermiştir? Mahkeme mi, cezaevi idaresi mi, hükümet mi, genelkurmay mı, kim? Ortada hiç bir resmi karar yoktur. Bu açıkça hukukun keyfi olarak çiğnenmesidir. Herhangi bir insana da uygulanamayacak olan bu zulmün sayın Öcalan’a uygulanması Kürt halkının tümüne yönelik bir saldırı ve saygısızlıktır. Dahası demokratik-siyasi çözüm çabalarının bastırılması ve inkar-imha amaçlı kanlı çatışmaların kışkırtılmasıdır. Dolayısıyla sorun sadece Sayın Öcalan’ın bireysel haklarının savunulması ve özgürlüğü değil onu da çok aşan ölçüde halkların özgürlüğü-eşitliği-siyasi çözüm yollarının açılması demektir. Bunun içindir ki Öcalan’ın özgürlüğü Kürt halkının ve tüm ezilenlerin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.
Bölgedeki hızlı gelişmeler Öcalan’ın özgürlüğünü de acil bir ihtiyaç olarak dayatmıştır. Öcalan hukuk dışı olarak rehine kaldığı sürece dökülen kanların sorumlusu AKP devleti ve destekçileri olacaktır.
Dilin kemiği yok derlerdi, doğru değilmiş. AKP ve Türk siyasetinin dili tümüyle kemikten ibaretmiş, bazı kelimeler için  dilleri hiç dönmüyor. Kendimi bildim bileli “teröristler, hainler, bölücüler” ve de “Kuzey Irak-Kuzey Suriye”den başka bir şey söyle-ye-miyor. Artık bu dilin de değişmesi zamanı gelmiş, geçmiştir. Kürtlerin ve ezilen halkların daha fazla sabrı kalmadı. Çok geç kalmadan:
ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK, HEMEN ŞİMDİ!