Öcalan’ın avukatları mesleki sorumluluklarını yerine getirdikleri için suçlanmaktalar. Kürtler kadar yanında duranların da “suçlu” olduğu Türkiye’de, avukat da olsalar devletin hışmından kurtulamayacakları, ilk gösterimi geçen pazartesi yapılan bu dava ile dünyaya ilan edilmiş oldu…
Bu yüzden düşman hukuku kuralları içinde gözaltına alındılar, tutuklandılar ve belki ceza alacaklar. Dışarıda kalanlara ibret olsun diye de olanlar ifşa edilecek. Çünkü, devlet zulmünü azımsayıp, bizi Hitler faşizmi ile tehdit ediyor ve gösteriyor ki;
Dünyanın hiçbir yerinde avukatlar mesleklerini yaptıkları için, üstelik topluca örgüt üyesi olmakla suçlanmıyor, tutuklanmıyorlar ama bu Türkiye’de oluyor. Evleri, ofisleri aranırken, iddianame hazırlanırken, yargılama yapılırken hukuk ve yasalar yok sayılabiliyor. Duruşma sırasında, hukuka aykırılıklara yapılan itirazlar karşısında mahkeme başkanı çıkıp “ben böyle yapıyorum, bildiğiniz yere şikayet edin” diyebiliyor.
Üstelik bütün bunlar, dünyanın gözü önünde ve İstanbul’da, Barolar Birliği dahil, neredeyse tüm baroların başkanlarının ve üyelerinin katıldığı, gazetecilerin, yabancı ülke hukuk örgütleri temsilcilerinin izlediği bir duruşmada oluyor.
Savunma avukatlarının yer yokluğu nedeni ile nöbetleşe girebildiği, koşulları nedeni ile kimin ne konuştuğunu anlamanın imkansız olduğu, üstelik adliyeye girişte geçilen güvenlik duvarına ek, koridorunda on metrede bir üç ayrı turnikeden geçilerek girilen ve içeride jandarma, resmi ve sivil polisler bulunan bir duruşma salonunda…
İlk günden bu yana mahkeme başkanına en yakın mesafede oturan savunma avukatlarının bile, hangi konuda karar verildiğini anlayamadığı bir duruşma…
Mahkeme başkanının verdiği bir aranın ardından salona omuzlarına attığı ceketi ile girip, mikrofondan “susun yoksa boşaltırım salonu” diye ünlediği bir oturumda…
Devlet yargılama yapmıyor kılıcını sallıyor “güç bende, hukuk mukuk bana işlemez, ben bildiğimi okurum” diyor yani…
Ancak; devlet bu kanaat oluşsun, moral bozulsun diye uğraşmaktaysa da atladığı önemli iki nokta var. Yirmi yedi yıldır duruşma izliyorum, özellikle siyasi davalarda devletin bu tutumu hep boşa çıkarılır. Silahı kendisine döner. Adli davalardaki ciddiyetsiz tutumlarının siyasi davalarda yapılamayacağı bilmeyene de kafasına vura vura pek güzel anlatılır bu.
Nitekim, bu duruşma salonunda da başroldeki mahkeme başkanının baştaki lakayt tutum ve davranışları karşısında sıkıştığı noktada döktüğü terler, ona da nerede olduğunu anlattı kanaatindeyim. Soruşturma aşamasında hukuk ve yasaları dikkate almama tutumunun, dava aşamasında da aynı şekilde kolaylıkla devam edebileceğini sanan bu anlayış, savunma avukatlarının müdahaleleri ile kısa sürede o sert kayaya çarptı. Ve hatta sıkıştığı yerden kurtulamayınca ikinci gün oturumunu erken sonlandırdı…
İkincisi; devlet bizi Hitler faşizmi ile tehdit ediyor ama biz hitlerin Yahudileri yaktığı kazanlar misali asit kuyularında yanalı yirmi yıldan fazla oldu. Küllerimizden yeniden doğduk ve devir o devir değil. Yani hesap yanlış…
27 meslektaşımızın rehin alınmışlığı halen içimize dertse de, usul kurallarını ve iddianameyi bile bilmeyen başrol yargıcına verilen dersler, yargılanan meslektaşlarımızın siyasi tutumlarındaki kararlılıkları ve davaya gösterilen dayanışma, bu yargı sistemini ve devleti yeterince madara etti, dünyanın gözü önünde. Bu da onlara dert olsun. Şimdilik.
Öcalan’ın avukatları mahkemeyi madara etti