
BDP, „Kürt sorunu, çözüm olanakları ve Öcalan’ın rolü“ konulu bir konferans düzenledi. Dün İstanbul’da Elite World Hotel’de yapılan konferansa; BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Levent Tüzel, SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek, gazeteci yazarlar Nuray Mert, Cengiz Çandar, Hamburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Norman Peach, akademisyenler Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu ve Prof. Dr. Mithat Sancar, MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in de aralarında bulunduğu çok sayıda aydın, akademisyen ve yazar katıldı.
Demirtaş: Öcalan bir realitedir
Konferansın açılış konuşmasını yapan Demirtaş, „Öcalan örgütü üzerinde, milyonlarla ifade edilen halk kitlesi üzerinde etkilidir. Öcalan bir realitedir. Bu realite bütün çıplaklığıyla bir şekilde tartışılmazsa ve kabul görmezse, barışçıl mesafe konusunda yol kat etmek zorlaşacaktır“ dedi.
Bu AKP’ye ancak direniriz
„Karşımızda ‘artık ben ülkemde kalıcı barış görmek istiyorum, kalıcı barışı gerçekleştirmek istiyorum’ diyen bir Başbakan görmek istiyoruz“ diyen Demirtaş, „Böyle bir siyasi irade konulursa çözüme yakınız. Bize selam verenlerin bile gözaltına alındığı bir dönemde bizim hükümeti desteklememiz çözüm değildir. Hükümetin baskı politikalarını destekleyen pozisyonda olamayız, direnen pozisyonda olabiliriz“ diye konuştu.
İmralı sistemi ortadan kaldırılmalı
Öcalan üzerindeki tecride dikkat çeken Demirtaş, şöyle dedi: „İmralı sisteminin ortadan kaldırılması lazım. Öcalan’ın diyalog ve barış sürecine daha güçlü katkı sunabileceği ortamın hazırlanması lazım. Türk halkının hassasiyetlerinden bahsediliyor. Kürt halkının da hassasiyeti var. Hükümetin de kendi projesi olsun. Bizim çözüm önerilerimizin reddi üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Biz anadilde eğitim derken, onlar ‘Kürtçe medeniyet dili değildir’ diyor. Anayasanın tartışıldığı bu dönemde hükümetin ajandasında Kürt sorununa ilişkin bir çözüm yok, yargı aracılığıyla, medya aracılığı ile baskı oluşturmak var.“
Savaş politikalarından vazgeçilsin
Demirtaş, „Hükümetten beklediğimiz savaş ve çatışma yaratacak politikalardan bir an önce vazgeçmesidir. Biz sorunu barışcıl yollardan çözmek istiyoruz diyen hükümete karşı kimse silah kullanmaz. ‘Ama ben kararlıyım KCK operasyonları devam edecek diyen hükümet sanıyorum barış arayışı konusunda kimseyi inandırmaz. Savaşa davetiye çıkartan politikayı bilinçli tercih ediyor“ diye konuştu.
Keskin: İnkar PKK’yi yarattı
Demirtaş’ın konuşmasının ardından „Sorun Çözme, Diyalog ve Müzakere“ başlıklı ilk oturuma geçildi. Moderatörlüğünü Van Milletvekili Nazmi Gür’un yaptığı oturumda, Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar, Prof. Dr. Mithat Sancar, Avukat Eren Keskin ve Avukat Özgür Sevgi Göral konuşmacıydı. Keskin, „PKK Kürdistan’da yaşayanların oğludur, kardeşidir, akrabasıdır. Kürdistan’a ayrı bir hukuk uygulandığında PKK yoktu. Dersim soykırımında PKK yoktu. PKK, bu ülkenin inkar politikaları sonucunda oldu. Bunu herkes biliyor“ dedi.
Aktar: Öcalan’sız barış olmaz
Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar ise Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecride değinerek, „Bu koşullarda tutulan insan, bu sürece sağlıklı hakim olamaz. Öcalan’ın bu sürece katılım koşulları yaratılmadığı sürece bu işten başarı sağlanamaz“ şeklinde konuştu. Devletin soruna hala güvenlik sorunu olarak baktığını ifade eden Aktar, „Bu işin nasıl bir planla çözüleceği noktasında sadece Özal’ın bir planı vardı, bugünkü hükümet olaydan bihaber. Hükümet ‘bu güvenlik meselesi, silahlı operasyonla askeri gücü minimilize etmeliyim aynı zamanda siyasi alandakileri de sindirerek kendi modelimi dayatmalıyım’ diye bakıyor olaya. Ama yanılgı içinde“ dedi.
Sancar: Anayasa beklenmemeli
Mithat Sancar ise dünyadaki müzakere süreçlerini anlattı. Silahların susturulmasının ardından siyasi alanın doğru aktörlerce işletilmesi gerektiğini ifade eden Sancar çözüm için önerilerini sıraladı: „En önemli zemin de Parlamento’dur. Tarafların doğrudan temsilcilerinin bir masa etrafında pazarlık yapması değil, sorunu tartışmasıdır. Diğeri de kamuoyunu ikna etmesidir. Burada iki yöntem vardır. Düz müzakere ve çapraz müzakere. Düz müzakerede herkes kendi kamuoyuna hitap eder. Çapraz müzakerede ise PKK, Türk kamuoyuna hitap eder, hükümet Kürtlere hitap eder. Ancak dil, çözüm ve barış hazırlığı dili olmalıdır. Anayasa değişmeden önce yapılacak çok şey var. Müzakere sürecinde hükümet samimi ise, anayasa değişikliğini beklemesi gerekmiyor.“
Göral: Hakikat Komisyonu şart
Arjantin’e giderek inceleme yapan Avukat Özgür Sevgi Göral da çatışmalı süreçlerin sonundaki diyalog süreçlerini anlattı. „Arjantin’de anıtlarda heykellerde burada devlet terörü oldu diye yazıyor“ diyen Göral, dünyada 41 resmi Hakikat Komisyonu kurulduğunu aktardı. Göral, geçmişle samimi bir yüzleşme ve toplumsal barış için Türkiye’nin böylesi bir komisyona ihtiyacı olduğunu söyledi.
Çandar: Ayıramazsınız
„Öcalan’ın çözüm arayışı: Roma ve İmralı süreçleri“ oturumunda ise Gazeteci-yazar Cengiz Çandar, MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ve Hamburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Norman Peach konuşmacıydı. Gazeteci Cengiz Çandar, „Şu ana kadar PKK’yi ve Abdullah Öcalan’ı ayırmaya çalışıp örgütü Abdullah Öcalan üzerinden tasfiye etmeye çalıştılar. Ancak sonuç vermedi. Sorunu çözmek için Abdullah Öcalan ve PKK üzerine oynamamak gerekiyor. PKK ve Öcalan’ın ayrılamaz olduğunu görüp, Öcalan’ı da birinci derecede müzakere partneri olarak kabul etmek gerek. Budur çözüm“ dedi.
Öneş: Haklar öne çıkarılmalı
Cevat Öneş ise meselede hukuk ve insan haklarının çözüm olarak kullanılması gerektiğini vurgulayarak, şu önerilerinde bulundu: „Türkiye dinamiklerinin değişim ve gelişim çizgisi, Kürt siyasetlerindeki sömürge değerlendirmelerinin yanlışlığını göstermektedir. Ak Parti iktidarını mücadele edilecek temel çelişki olarak görülmesi doğru bir değerlendirme değildir. BDP’nin yeniden yapılandırılması ihtiyaçtır. KCK gibi yapılara da gerek yoktur. Zaten meşru temsilciler var. Yeni anayasa sürecinde BDP önemli rolünü kullanabilir. Ak Parti’yi etkilerken CHP’yi de etkileyecektir. Ak Parti de büyük bir sorumluluk altındadır. Demokratik Türkiye oluşumuna destek vermelidir. Yeni anayasanın temel kriterlerini açıklamak ve tartışmak durumundadır. Anayasa sürecinde bir yol temizliği yaparak, TMY, TCK’da kaldırılması gereken maddeleri kaldırmalı ve güven artırıcı önlemler atmalıdır.“
Peach: Almanlar olanlardan bihaber
Hamburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Norman Peach ise, Roma’da ve Şam’da iki kez gördüğünü belirttiği Öcalan’ın Almanya’daki imajı hakkında düşüncelerini anlattı: „Öcalan, Kürt halkı, PKK ve siyasi bir çözüm için çok fazla ciddiye alınmadı. Siyasi çözüm için yeterli derece önemli görülmedi, sosyal açıdan suçlandı. Siyasetten uzaklaştırıldı. Daima bir suçlu olarak görüldü, siyasi şahsiyet olarak görülmedi. Ne Kürt meselesi ne de Abdullah Öcalan meselesi Alman kamuoyunda yer alıyor. Mahmut Şakar’ın bir dergide röportajı yayımlandı. Bu röportajda İmralı’daki mevcut şartlardan söz etti. Ancak bu röportaj herhangi bir yankı bulmadı. NATO da bu Kenya’ya kadar olan süreci hiç tartışmaya açmadı. Bu sürecin tartışılması, konuşulması gerekiyordu. 2011’den sonra PKK’nin Hamas’la eş tutulması gündeme geldi ve bu saldırı bunu sağladı. PKK’yi terör örgütü listesine almak işini kolaylaştırıyor. Neden; çünkü bu konu ile bir daha muhatap olmuyorlar. Bizim için önemli olan Almanya’da Kürtlerle olan dayanışmayı arttırmaktır. İki gün önce bir Kürt konferansı Hamburg Üniversitesi’nde yapıldı. Halen devam ediyor. Ama basın bundan haberdar değil.“
Barışı Öcalan getirecek
Almanya’daki Kürt’lerin de aktifleştirilmesi gerektiğini ifade eden Peach, bu şekilde Kürt sorununun daha çok basında duyulacağına dikkat çekti. Peach konuşmasını, „Abdullah Öcalan’ın kaderi Kürt halkının kaderine sıkı sıkıya bağlıdır. O olmaksızın siyasi çözüm olamaz. Bana göre, Abdullah Öcalan cezaevinden kurtulacak ve Kürt halkı barış ve özgürlük içinde yaşayacaktır“ sözleriyle bitirdi.
Haber hazırlandığı sırada Konferans, „Çözümün önündeki engel: İmralı sistemindeki tecrit“ oturumla sürüyordu.
DİHA/İSTANBUL