Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile 5 Nisan tarihinden beri görüşme olmuyor. Yani üç aydır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın durumu ve ne yaptığı bilinmiyor. Sağlık ve güvenlik durumu hakkında da herhangi bir bilgi yok. Bu nedenle Kürtler son derece endişeli ve öfkeli. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı seçim sonrasında yaptığı açıklamalarda Önder Abdullah Öcalan’ın özgür yaşam ve çalışma koşullarının sağlanmasını istemişti. Birçok PKK’li yönetici de benzer açıklamalar yaparak halkı Önder Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için mücadeleye çağırdı.
Bütün bunlar kendini “Apocu gençlik” olarak tanımlayan Kürt gençliğini harekete geçirmeye yetti. Nihayet Demokratik Gençlik Federasyonu (Dem-Genç) “Öcalan’a özgürlük” kampanyası başlattığını ilan etti. “Önderliğine sahip çık” sloganı altında yürütülen bu özgürlük kampanyasını desteklediğini KJA da açıkladı. Gün geçtikçe söz konusu kampanyaya destek açıklamaları artıyor. Her yerde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü isteyen eylemler yapılıyor. Söz konusu kampanyanın tüm Kürtleri ve demokratik güçleri içine alarak yayılacağı anlaşılıyor.
Burada öncelikle şunu da belirtelim ki, üç aydır ailesinin ve avukatlarının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşme talepleri ilgili devlet görevlileri tarafından reddediliyor. Avukatlarının Kürt Halk Önderi ile görüştürülmeme süreleri tam dört yıla ulaşmış bulunuyor. Söz konusu avukatlar 27 Temmuz 2011’den bu yana müvekkilleriyle görüştürülmüyor. Bu konuda ikna edici herhangi bir cevap da verilmiyor.
Kuşkusuz bu durumun demokratik hukukla bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bir “hükümlü” konumunda bulunabilir. Ancak hükümlü biriyle ailesinin ve avukatlarının görüşemeyeceğine dair hiçbir hukukta herhangi bir kayıt yoktur. Sadece bundan dolayı devlet avukatlara para vermez, o kadar. Bu nedenle devletin ve AKP hükümetinin söz konusu uygulamaları tamamen hukuksuzdur ve suç konumunu arz etmektedir. Bu durum sadece Önder Abdullah Öcalan’ın İmralı’da hukuk dışı bir rehine olarak tutulmakta olduğunu gösterir.
Nitekim Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Silah bıraktırılmayacaksa görüşmenin ne gereği var?” diyerek, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı’da tutuluşunun hukuki gerekçelerle değil de siyasal amaçlar doğrultusunda olduğunu ve kendisiyle aile-avukat görüşmesinin bile pazarlık temelinde gerçekleştiğini kabul ve ilan etmiştir. Geçen süreçte yapılan görüşmelerde devlet ve hükümetin neyi hedeflediğini açıkça ortaya koymuştur. Sanki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın elinde silah varmış gibi muamele yapıldığını açıkça kabul etmiştir.
İmralı’da görüşmeler olduğu
doğru değil
Bir yandan bu söylenirken, diğer yandan yaşadığı sıkışıklıkları aşmak için de el altından “Devletin Öcalan ile görüştüğü” haberleri yayılmaktadır. Bu tür bilgileri AKP’nin yaydığından kuşku yoktur. Nitekim en son bir TV programında “Şimdiye kadar beş kez devletin İmralı’da görüşme yaptığı“ iddia edilmiştir. Tabi bunu kanıtlayan hiçbir veri ortada yoktur. Çünkü böylesi görüşmelere dair dışarıya hiçbir bilgi yansımamıştır. Dolayısıyla mevcut sözlerin “Durumun normal olduğu ve çözüm sürecinin devam ettiği” algısını yaratmaya dönük olduğu açıktır.
Devletin ve hükümetin yaşadığı sıkışıklıkları aşması için bu tür kanıtı olmayan bilgiler yayanların, bu durumda “Madem bu kadar görüşme oluyor da neden bunların sonuçları dışarı hiç yansımıyor?” sorusunun sorulabileceğini hiç düşünmedikleri anlaşılıyor. Öyle ya, madem “Çözüm süreci işliyor” ve de durum normalse, o halde İmralı’da yapıldığı iddia edilen görüşmelerin sonuçları niçin dışarı hiç yansımamaktadır? Bu durumda ya böylesi görüşmeler hiç yoktur ve söylenenler hep kamuoyunu aldatmaya yöneliktir, ya da görüşmeler olsa bile bunlardan hiçbir siyasal sonuç çıkmamaktadır sonucu ortaya çıkmaktadır.
Nitekim bütün bu açıklamalar ve hükümetin tutumu rahatsızlık vermiş olacak ki, HDP heyeti de 3 Temmuz günü görüşmelerin yapılmadığı ve ülkenin savaşa sürüklendiği açıklamasını yapma gereği duymuştur. Bu çerçevede hükümeti ve barış isteyen kamuoyunu uyarmak istemiştir. Toplumu barışa ve çözüm sürecine sahip çıkmaya çağırmış ve bu temelde yapacakları barış mitinglerine katılmaya davet etmiştir.
Bu noktada muğlaklığa yer vermemek, bazı gerçekleri artık açık ve net bir biçimde ifade etmek gerekli ve önemli olmaktadır. Kuşkusuz geçen dönemde İmralı’da tarihi öneme sahip görüşmeler ve çalışmalar yapılmıştır. Bunların sonuçları “Dolmabahçe Açıklaması“ ile kamuoyuna da duyurulmuş ve tarafların belirlenen on madde üzerinde müzakere yürüteceği de ilan edilmiştir. Dolayısıyla Dolmabahçe açıklaması diyalogun tamamlanıp müzakere aşamasına gelindiğini duyurmuştur.
Çözüm süreci bitirildi
Peki bundan sonra ne oldu? Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın devlet adına müdahalesiyle müzakere sürecine geçiş engellendi ve böylece İmralı süreci bitirildi. O günden bu yana üç aydır taraflar arasında çok yoğun bir mücadele yaşanıyor. AKP iktidar ve devlet gücünü arkasına alarak HDP ve PKK için söylemedik söz, yapmadık saldırı bırakmadı. Üç aydır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşülmüyor ve sağlık durumunun nasıl olduğu bile bilinemiyor. Bu arada 7 Haziran genel seçimi yapılarak AKP tek başına iktidar olmayı kaybetmiş ve HDP ise seçimin en çok kazanan partisi olmuş bulunuyor. Yani köprüler altından çok sular akmış oluyor.
O halde hala eski “Çözüm sürecinin devam ettiğinden” söz edilebilir mi? Edilemeyeceği ve o sürecin artık bitmiş olduğu açıktır. Evet Dolmabahçe açıklaması ve on maddelik müzakere belgesi ortadadır ve bunlar önemlidir. Eğer yeni bir süreç geliştirilecekse söz konusu on madde üzerinden müzakereleri başlatabilir. Fakat ortada böyle bir yaklaşım yoktur. Faşist MHP’nin yeni bir çatışma ve savaş ortamı yaratmak için ne kadar saldırgan davrandığı ortadadır. AKP’nin geçen görüşme sürecine ne kadar çıkarcı, ikiyüzlü ve hilekâr yaklaşmış olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. CHP’nin ise “Normalleşme ve restorasyon” diyerek demokratik değişim ve yeniden yapılanma sürecini boşa çıkarmak için her türlü çabaya başvurduğu açıktır.
Peki bu durumda hala eski sürecin devam ettiğinden söz etmek mümkün müdür? Mümkün olamayacağı ve eski sürecin devam etmediği açıktır. Hiç kimse kendini kandırmamalı ve halkın bilincini çarpıtıcı rol oynamamalıdır. Eski süreç Dolmabahçe açıklamasını ve on maddelik müzakere belgesini ortaya çıkartarak sona ermiştir ve artık olabilecekse yeni bir “Çözüm için müzakere sürecine” ihtiyaç vardır. Bunun gerçekleşmesi de iki şarta bağlıdır: Birisi HDP inisiyatifinde Türkiye’nin bir demokratik değişim ve yeniden yapılanma sürecine girmesi, ikincisi ise bununla bağlantılı ve bunun başarısının garantisi olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşam ve çalışma koşullarının sağlanmasıdır. Bunun başka bir yolu yoktur. Bunun dışındaki yol yeni ve amansız bir çatışma ve savaştır ki, bunu isteyenler için burada söyleyecek bir şeyimiz yoktur.
Kampanyaya sahip çıkılmalı
Demek ki 7 Haziran seçimi ardından Türkiye’nin demokratik dönüşümünü ve yeniden yapılanmasını getirecek olan müzakere ve çözüm sürecinin gelişebilmesi için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır koşullara sahip olması şarttır. Başka hiçbir şey Türkiye’de barışın ve demokratikleşmenin önünü açamaz ve böyle bir süreç geliştiremez. Bu nedenle Dem-Genç ve KJA’nın yürütmekte olduğu “Öcalan’a özgürlük” kampanyası Kürt halkının iradesinin özgür kılınması için olduğu kadar, Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için de hayati öneme sahiptir.
O halde başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye’nin tüm demokratik ve barışçıl güçleri bu kampanyaya sahip çıkmalı ve başarısı için her türlü mücadeleye başvurmalıdır. Türkiye’de bugün demokratik olmanın ölçütü Önder Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü istemek ve bunun için mücadele etmektir. Bu temelde her türlü hukuki ve siyasi mücadeleden diplomatik çalışmaya, yine başta gençlik ve kadınlar olmak üzere tüm kesimlerin aktif katıldığı çok çeşitli kitle eylemlerine kadar her türlü demokratik mücadele yöntemi uygulanmalıdır. Önder Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü ile iç içe alınarak başarı için tüm güçle çalışılmalıdır.