Başbakan ABD’yi “öyle gir çık olmaz, girdin mi çıkmayacaksın, rejimi devireceksin” diye teşvik etse de, Obama “tereddüt” içinde. “Sınırlı cezalandırmadan” söz ediyor. Yani “idam” değil, hatta “ağırlaştırılmış müebbed” değil ve dahası “müebbed” bile değil.  Muhtemelen “hapis” de olmayan, bir tür “gözaltı“ bir iki de “falaka” hesabı bir cezalandırma…

Britanya meclisi ise “cezalandırma” işine hayır dedi. Almanya, İtalya, Hollanda “falaka sopasını“ ele almaya niyetli değil.
Bizim ve dünyanın medyasına bakıyoruz, durum orada da “bulanık”.
Başbakan “ajitasyon” yaparken, Cumhurbaşkanı Gül ise şöyle dedi: “Ama şunu da söylemek istiyorum ki, altını çizerek, siyasi bir strateji ortaya koymadan, herhangi bir askeri müdahalenin de netice alacağına inanmam.”
İşte böyle…
Ama neden böyle?
Çünkü İkinci Irak savaşından bu yana, Ortadoğu’da barış sorunu, artık Filistin sorunun yanında ve hatta daha çok, doğrudan doğruya Kürdistan sorunu halini aldı.   
Bunu anlamak için haritaya bakmak yeterlidir.
Şu anda Ortadoğu’da “sorun” alanları nerede? Birincisi İran’da. Nükleer silahlanma iddialarıyla İran, dünya siyasetinde ABD ve müttefikleriyle Rusya ve Çin’i karşı karşıya getiren ülke. İsrail bu ülkenin “nükleer potansiyelini” imha etmekten söz ediyor. Bu yapıldığı gün savaş patlayacak.
İran NATO üyesi Türkiye’yle “sınırdaş” değil mi? Siz öyle sanın. Arada Kuzey Kürdistan var. Bu bir.
İkinci sorun alanı neresi? Irak’ın ta kendisi. Şimdilik Güney Kürdistan “sakin” olsa da, Irak’ta amansız bir mezhep savaşı sürüyor. Günde elli-yüz kişi ölüyor. Bu “mezhep savaşı”nın içinde dünyanın bütün “İslami terör örgütleri” de yer alıyor.
Irak, artık malumunuz, Türkiye ile “sınırdaş” bir ülke değil. Aradaki “uyduruk” sınırı unutursanız, durum açık: Türkiye ile istikrarsız Irak arasında Kuzey ve Güney Kürdistan var. Bu da iki.
Ve gelelim Suriye’ye… Orada Rojava’nın, yani Batı Kürdistan’ın olduğunu artık sağır sultanlar bile duydu. Şu anda Suriye’deki çıkmazı aşabilecek biricik barış faktörü de Rojava. Çünkü o, Türk devletinden farklı olarak, hem ÖSO’yla, hem de Esad rejimiyle savaşı durduracak bir diyalog imkanına sahip. “Üçüncü güç” olmak da bu zaten.
Kürdistan’ın bu “jeopolitik” durumu bize her şeyi anlatıyor. Kürdistan’ın bütün parçaları şu anda “üçüncü güç”tür ve Ortadoğu Barışı da bu “bağımsız ve tarafsız” gücün, kendi içinde birliğini pekiştirerek, inisiyatif almasına bağlıdır.
Yazımızın başında işaret ettik: Cumhurbaşkanı Gül’ün de söylediği gibi hiç kimsenin Suriye’de barışı sağlayacak ciddi bir “stratejisi” yok.
Neden? Geri zekalılıktan dolayı mı? Neden bir “strateji” hazırlayamıyorlar?
Çünkü, onlar, Suriye’de kendilerinden yana “alternatif” bir gücün oluşmadığını biliyorlar. Güç olmayınca “strateji” de “taktik” de olmaz. Sebeb bu.
Türkiye El Nusra’yı değil de, Rojava’yı tanısa, Öcalan’ın önünü açsa ve “rejimi dış müdahale ile devirme” hedefi yerine, demokratik özerklik temelinde her özerk bölgenin “kendi rejimine kendisinin karar vermesi” hedefi benimsense, ortaya bir “strateji” çıkacak…Çünkü bu “stratejinin” gücü var: Üçüncü güç…”Birinci ve ikinci güçler” arasında uzlaşmayı bu sağlayabilir.
Hayal edin bakalım: Öcalan İmralı’dan çıkmış. O gün Amed’de üç-beş milyon alandadır. İlk ziyaret Hewler’e. En az bir o kadar Kürt yine alanlardır. Ve Rojava…Orada deprem olur. İran Kürdistan’ı da sallanır. Böyle olunca, Suriye sorununu “çözme” planıyla Öcalan İran rejimiyle ve elbette Esat rejimiyle ve “Şii Irak rejimiyle” nasıl Türk rejimiyle “müzakere” ediyorsa, öyle “müzakere”ye başlar.   
Söyleyin, “üçüncü gücün” başında Öcalan’ın oynayacağı bu rolü, onun dışında hangi lider oynayabilir? Obama mı, Merkel mi, Erdoğan mı, Suudi Kralı mı? İran ya da İsrail devlet başkanları mı? Kim?
Ve?...  “Ve”si mi kaldı!?
Kaldı elbette…Başbakan’ın Selahattin Demirtaş’a verdiği yanıt, Türk hükümetinin böyle bir barış perspektifi olmadığını açıkça ortaya koydu. Demirtaş, Nusaybin’de “El Nusra militanlarının adreslerini biliyorum” demişti. Başbakan da şöyle dedi:  “Açıklama yapmış BDP’nin Başkanı, diyor ki ‘Ben adresleri veririm.’ Yani bu kadar bu işlerde kabiliyetli ise bize PKK’lıların da adreslerini versin. Onlar da aşırı uçtur.”
Bu lafların anlamı çok açık: “Adresleri biliniyor” açıklamasını ciddiyetsiz bir üslupla yanıtlayan Başbakan El Nusra ile olan ilişkilerini devam ettireceğini ilan etmiştir.
“PKK’lilerin adreslerini istemesine” gelince… Demirtaş ne der bilmem. Ama ben ilk adresi veririm: İmralı Adası.