Gerçek çoğu zaman akla gelmeyecek kadar basittir.
Örneğin faşist ya da ırkçı rejimlerde yürütülen „özgürlük“ kampanyaları „neden en olmayacak isimler etrafında yapılır?“ sorusunun yanıtı ilk bakışta çok uzun açıklamaları gerektirir bir soru gibi algılanır.
Örneğin Şili’de Pinoşet faşizmi döneminde sosyalistler dünyanın her yerinde, beş kıtada „Corvalan’a özgürlük“ kampanyaları düzenledi. Corvalan Şili KP’nin Genel Sekreteri’ydi. Herkes sordu: „Corvalan’a özgürlük sloganı ne kadar gerçekçidir?“
Aynı şekilde, ünlü Reichstag kundaklaması vesilesiyle tutuklanan Bulgar KP başkanı Dimitrof için de benzer bir kampanya karşısında aynı soru sorulmuştu.
Ve nihayet „Mandela’ya özgürlük“ sloganı da kuşkuyla karşılanmıştı.
Şimdi de aynı kuşku „Öcalan’a özgürlük“ sloganı etrafında dillendiriliyor.
„Öcalan’a özgürlük“ sloganı „gerçekçi“ mi? Rejim onbinleri tutuklarken, biraz daha „küçük talepler“ etrafında mücadeleyi örgütlemek daha iyi olmaz mı?
Örneğin „Mehmet’e özgürlük“ desek nasıl olur?
İyi olur olmasına da hiçbir işe yaramaz.
„Mehmet“ özgür olduğu gün, faşist rejim „Ahmet“i tutuklar. Ona „özgürlük“ sağlasak, bu defa bıraktığı „Mehmet“ hapsi boylar.
„Öcalan’a özgürlük“ sloganı uğrunda mücadele büyür ve bir an düşünelim Öcalan özgür olursa ne olur?
İçeride tek bir siyasi tutsak kalmaz. PKK Önderi’nin serbest bırakıldığı bir ülkede, hiçbir mahkeme diğer tutsakları hapiste tutamaz. Tutarsa o ana kadar sesi soluğu çıkmamış mağdurlar bile isyan eder.
Bu anlattığım „devrim-reform diyalektiği“ ile ilgilidir.
Devrimciler neden „asıl olan devrimdir“ diye bağırırlar. Ve neden „asıl olarak devrim için“ mücadele ederler. Neden böyle „zor“ bir iş yerine „reformlar için“ mücadeleyi başa almazlar?
Çünkü „bir konuda yapılan reform, diğer konulardaki reform ihtiyacını ortadan kaldırmaz“.
Kaldırmayınca ne olur?
Parti, „bir reform“ kampanyasından „öteki reform“ kampanyasına koşturmaktan helak olur. Kılıcı körelir. Faşist rejim, bir konuda „reform tavizi“ verirse, „yüz konuda“ yeni ve daha „zor“ elde edilecek „reform“ ihtiyacı yaratır. Örneğin „ücretlere zam“ talebini kabul etse, ertesi gün „ekmeğe zam“ yapar. „Ekmeğe zamlar kahrolsun“ diye savaşırsın, „ekmek ucuzlar“, bu defa „peynir zamlanır.“
Oysa „devrim“ hedefiyle mücadele ettin miydi, bunun sonu şöyle olur? Ya devrimi başarırsın, ya da başaramasan da „devrimin yan ürünü“ olarak „reformları“ elde edersin. „Reformları“ devrim uğrundaki mücadele esnasında elde ettiğin için, o reformdan yararlanan halk „devrime“ inanmaya başlar. „Ne kadar devrimci mücadele o kadar ekmek“ anlayışı yayılır.
Faşizmde mesele „faşizmi devrimci yoldan yıkmaktır.“
Öyledir ama, bunun anlamı „doğrudan aksiyon“ yani ön şartları oluşmamış bir devrimci kalkışma değildir. Ülkeyi „devrimci hedeflere“ yönlendirecek somut „talepler“ için mücadele etmektir.
İşte basit çözüm şudur:
„Öcalan’a özgürlük“ sloganı „doğrudan devrim“ hedefini ifade etmez, ama, bu uğurdaki mücadele kitleleri „devrime yaklaştırır.“
Ya „Mehmet’e özgürlük“ sloganı?
Bu slogan uğrundaki mücadele „bir Mehmet’i özgürleştirir“ belki. Ama dediğimiz gibi ertesi gün „on Ahmet“ tutuklanır. „On Ahmet’e özgürlük“ diye bağırmaktan, en sonunda kitle „yorgun“ düşer.
Oysa „Öcalan’a özgürlük“ diye mücadele yükseldikçe rejim korkuya kapılır. Korkuya kapılınca „önce bir Mehmet’i“, ardından „bin Ahmet’i“ sırf Öcalan’ı bırakmamak için bırakmak zorunda kalır. Böyle olunca kitle, „demek ki Öcalan’ın da özgürlüğü mümkündür“ sonucuna varır ve böylece adım adım „devrimci hedeflere“ yaklaşır.
Demek ki, „Öcalan’a özgürlük“ sloganı, cepheyi „daraltıcı“ değildir. Tersine, „Öcalan özgür olduğu saniyede“, şu anda içeride olan, diyelim ki, ByLock numarasıyla hapse atılmış bütün „Mehmetler“ ve „Ayşeler“ de özgür kalacağı için, bu slogan „birleştiricidir“, cepheyi genişleticidir.
Yeter ki, anlatmasını bilelim.
„Ey Mehmet’in yakınları, Mehmet özgür olsa, Ahmet esir kalacak; Öcalan özgür olursa, herkes özgür olacak“.
Öyleyse hep birlikte „Öcalan’a özgürlük“ diyelim.
„Basit“ değil mi?