Öcalan’ın avukatlarının müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı 800. başvuruya da olumsuz yanıt verildi.
İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Öcalan’ın avukatları İbrahim Bilmez, Raziye Turgut, Serbay Köklü, Mazlum Dinç müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na 800. kez başvuru yaptı. Bu başvuru da reddedildi.
Avukatların 27 Temmuz 2011’den bu yana yaptığı başvuru, “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve “OHAL” gerekçeleriyle reddediliyor.
İHD Eşbakanı Öztürk Türkdoğan, İmralı Cezaevi’ne gidip inceleme yapmak konusunda, Adalet Bakanlığı’na yaptıkları başvuruya olumsuz yanıt aldıklarını aktardı.
Türkdoğan, fedai eylem yapan Zülküf Gezen’e dikkat çekerek, “Bir mahpusun bütün bu duyarsızlık ortamında böyle bir eyleme başvurmuş olması hepimizi düşündürmeli. Özellikle de Türkiye’deki siyasi iktidarın bundan ders çıkartması gerektiğini düşünüyorum” dedi. “Türkiye’deki siyasi iktidar, infaz kanununda açık hüküm olmasına rağmen niçin böyle keyfi davranıyor?” diye soran Türkdoğan, şöyle devam etti: “Bu aslında içinde bulunduğumuz ortamı izah etmesi bakımında oldukça önemli bir keyfi örnektir. İmralı’daki bu keyfilik, Türkiye’de birçok yere sirayet etmiş durumda. Seçim propaganda döneminde kullanılan sözler, ekranlarda gösterilen görüntüler, kullanılan dil ve tehdit hakaretler. Aslında bütün bunlar Türkiye’de devlet aklının bile neredeyse yok olduğu bir noktaya doğru gittiğimizi gösteriyor. Bir ülke kendi yaptığı kanunları uygulayamayacak noktaya gelirse ne olur? Bu bir kaos halidir ve bu halden mutlaka çıkılması gerekir.”
Tutsaklar kararlı
Açlık grevinin binlerce tutsağın katılımıyla tüm cezaevlerine yayıldığını hatırlatan Türkdoğan, şöyle konuştu: “Siyasi iktidar oturup bunu düşünmek durumunda. Bu mahpuslar kararlı. Nereden anlıyoruz kararlı olduklarını, Leyla Güven’den anlıyoruz. Hapishanede başladı açlık grevine. Tahliye edildi ve evinde devam ediyor. Onun gibi tahliye olan bir kaç kişi daha aynı şekilde evlerinde devam ediyor. Talepleri de çok basit. İmralı Hapishanesi üzerindeki yasakların kaldırılması. Bu zaten kanuni bir durumdur. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi, geçenlerde İmralı mahpushanesinde kalan mahpuslardan birisinin uzun süre telefonla görüş hakkının engellenmesini ihlal olarak değerlendirdi. Anayasa Mahkemesi’nin telefonla görüş hakkını bile ihlal olarak değerlendirdiği noktada siz aileyle uzun zamandan beri görüş yaptırmazsanız, 2011’den beri avukatları ile görüş yaptırmazsanız burada hayli hayli ihlal var demektir. Siyasi iktidar Anayasa Mahkemesi’nin bu şekildeki kararına dayanarak da rahatlıkla bu yasakları kaldırabilir. Gereğini yerine getirebilir.”
İktidarın barışa hazırlık yapması gerektiğini belirten Türkdoğan, “Türkiye Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yol ile çözmek istiyorsa, yasaklarla değil özgürlüklere gidilen yolda ancak çözebilir. Bunun yolu da Kürt tarafının her zaman belirttiği gibi İmralı üzerindeki yasakların kalkmasıyla olur. Gelinen noktada yaşamına son veren Zülküf Gezen’in cenazesinin bile ailesi tarafından defnedilmesine, insanların mezarlığa gitmesine izin verilmedi. Peki, bu ne zamana kadar bu şekilde sürdürülecek? Yerel seçimlerin yapılması ile birlikte yeniden normalleşmeye gidilecek bir sürece evirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde daha kötü şeylerden bahsetmek inanın ki istemiyorum” dedi.
Tepki daha güçlü olsaydı
Türkiye’de demokratik sivil kurumları üzerinde yargı baskısının eksik edilmediğine dikkat çeken Türkdoğan, şöyle konuştu: “Buna rağmen herkes bulunduğu noktadan doğru az ya da çok mücadelesini sürdürüyor ama elbette bunlar yeterli değildir. Demokratik kamuoyunun tepkisi daha güçlü olsaydı ben inanıyorum ki şuana kadar İmralı’daki keyfi yasaklamalar, tecridi aşan bu durum ortadan kalkardı. İktidar, Abdullah Öcalan’ın aile veya avukatlara söyleyeceği sözlerin kamuoyu ile paylaşılmasını istemiyor. Biz de siyasi iktidara şunu söylüyoruz; bir kişinin kamuoyuna ne söyleyip söylemeyeceğine önceden yasak koyamazsınız. İktidarın bu konuda kendisinin savunabileceği bir şeyi yoktur.”
Yaşam ve sağlık hakkı
İnsan hakları örgütleri olarak sürece dair girişimlerde bulunduklarını ifade eden Türkdoğan, devamında şunları aktardı: “Adalet Bakanlığı, bakanlık yetkilileri, Kamu Başdenetçisi ile görüştük. İmralı’ya gidip inceleme yapmak konusunda, Adalet Bakanlığı’na resmi olarak da 18 Şubat günü başvurularımız oldu. Uzun yıllardan sonra ilk defa 12 Mart’ta başvurumuza yanıt geldi ama olumsuz yanıt verildi. Biz Cumhurbaşkanlığından da randevu talep ettik. Henüz bir cevap verilmedi. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’ne (CPT) ortak bir başvuru gerçekleştirdik. Bu süreçteki kaygılarımızı belirten bir dilekçe yazıp gönderdik. Aslında uluslararası kuruluşlar Türkiye’deki bu durumun farkındalar. Biz görüşmelerin olması için zorlayacağız. Hem merkezi düzeyde hem de yerellerde komisyonlar oluşturmuş durumdayız. İzleme kurulundaki avukat arkadaşlarımız hapishaneleri ziyaret edip sorun yaşanan yerleri tespit ediyor ve çözümü noktasında girişimlerde bulunuyoruz. Mahpusların yaşam ve sağlık hakkı önceliğimizdir. Bu sürecin hiç kimsenin zarar verilmeden atlatılması noktasındaki hassasiyetimizi sürdüreceğiz. Umarım kimse zarar görmeden tecrit kalkar ve Türkiye yeniden bir barış ortamına gidecek zemine kavuşur.”