Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkarılışının ardından “uluslararası komplo” ile 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirildi. 1993 yılından bu yana Kürt sorunun demokratik çözümü konusunda çeşitli girişimlerde bulunan Öcalan, İmralı’da da ağır tecrit koşullarında da kalıcı bir barışın inşası için rol aldı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik “uluslararası komplo”nun üzerinden 15 yıl geçti. Öcalan’ın demokratik çözüm için çıktığı bu yol, başını ABD, İngiltere ve İsrail’in çektiği güçlerin desteğiyle 15 Şubat’ta Türkiye’ye teslim edilmesiyle devam ederken, Öcalan getirildiği İmralı Adası’nda dayatılan ağır tecrit koşullarına rağmen Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümü için çaba sarf etmeye devam etti. İmralı‘da  devam eden ağır tecrit koşullarında bile Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun çözümü için olağanüstü bir çaba sarf eden Öcalan’ın tüm barış girişimleri, devlet politikalarından dolayı sonuçsuz kaldı.

Ateşkese yanıt: KCK operasyonları

3 Kasım 2002 genel seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidara gelmesinden sonra da, Öcalan ve Kürt halkı üzerindeki baskılar artarak devam etti. AKP Hükümetinin Kürt sorununun demokratik yollarla çözümü noktasında yer hangi bir adım atmamasından 2004 yılına kadar devam ateşkes sürecini yerini şiddetlenen çatışmalara bıraktı. Her defasından barışı geliştirme çabası içerisinde olan Öcalan’ın 29 Mart 2009 yerel seçimlerinin ardından yaptığı çağrıya karşılık KCK, 13 Nisan’dan itibaren geçerli olmak üzere bir kez daha ateşkes kararı aldı. KCK’nin bu açıklamasına ise AKP, 14 Nisan’da “KCK” operasyonları cevap verdi.
“Siyasi soykırım” operasyonları olarak değerlendirilen operasyonlar kapsamında DTP, BDP yöneticileri, belediye başkanları, sendikacılar, öğrenciler, kadınlar, gazeteciler, insan hakları savunucularının aralarında bulunduğu binlerce kişi tutuklandı. 1 Haziran’da sona erecek olan ateşkes süreci daha sonra 15 Temmuz’a kadar uzatıldı. Ardından 1 Eylül’e kadar uzatılırken, yapılan yeni bir açıklamayla Ramazan bayramı sonrasına kadar uzatıldı.

Barışın yol haritasına devletten engel

Kürt Halk Önderi Öcalan, devletin çözüme geliştirme çabası sarf etmemesi üzerine 2 Ağustos 2009 tarihinde ilk kez çekileceği uyarısını şu sözlerle dile getirdi: “Ben 15 Ağustos’ta kendi yol haritamı sunduktan sonra çekileceğim. Artık çözümün nasıl olacağına ilişkin Kürtler kendi kararını verir, PKK kendi kararını verir, DTP kendi kararını verir, Kürt halkı kendi kararını verir. Herkes kendi kararını kendisi verir. Ben buradan dağdaki adam hakkında karar verecek durumda değilim.”
Bu açıklamanın ardından Öcalan, 156 sayfadan oluşan “Yol Haritası”nı 15 Ağustos 2009 tarihinde cezaevi idaresine teslim etti. Öcalan, cezaevine yönetimine teslim ettiği “Yol Haritası“nda Kürt sorununun demokratik çözümünü 10 temel başlık altında toplamıştı. Ancak “Yol Haritası”nın içeriği 1 buçuk yıl sonra kamuoyuna yansıyabildi. “Yol Haritası”nı cezaevine teslim eden Öcalan, daha sonra “demokratik siyasette ciddi bir tıkanma yaşandığını” açıklamasında bulunarak, bu sürecin önünün açılması için ikinci kez “Barış Grupları”nın Türkiye’ye gelmesi çağrısında bulundu. Öcalan’ın çağrısının ardından 19 Ekim 2009 tarihinde Kandil ve Maxmur Mülteci Kampı‘ndan 4’ü çocuk 34 kişiden oluşan “Barış ve Demokratik Çözüm Grubu” Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yaptı. Ancak hükümetin sertleşen tutumu sonrasında gelen barış grubu üyelerinden bir kısmı tutuklanırken, diğer grup üyeleri de hükümetin bu tutumundan dolayı geri dönmek zorunda kaldı.

Öcalan: Peyanis’te görüşmeler bombalandı

Ateşkes sürecinde askeri operasyonlar ve “siyasi soykırım” operasyonları hız kesmeden devam ederken, KCK 1 Haziran 2010’da yaptığı açıklamada, Öcalan’ın ve kendilerinin barış ve demokratik bir çözüm için attıkları bütün adımlarının AKP tarafından boşa çıkarıldığını belirterek, almış oldukları tek taraflı  eylemsizlik kararını sonlandırdıklarını açıkladı. Çatışmaların yeniden şiddetlenmesi üzerine STÖ’ler, aydınlar, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve BDP’den çift taraflı ateşkes çağrıları yapıldı. Bu açıklamaların çağrıların ardından Öcalan da KCK’ye diyalog ve müzakere sürecine vesile olması için eylemsizlik sürecinin başlatılmasını önerdi. KCK Yürütme Konseyi de yeniden ateşkes kararı aldıklarını belirterek, bu süreçte tek taraflı ateşkesin çift taraflı olması için de çağrılar yaptı.
Öcalan’ın devlet heyetiyle yaptığı görüşmeler devam ederken, 16 Eylül 2010 günü Hakkari’nin Peyanis (Geçitli) köyünde bir minibüsün geçişi esnasında meydana gelen patlamada 9 kişi yaşamını yitirdi. Patlamanın, devlet heyeti ile Öcalan arasında yapılan görüşmeye denk gelmesi dikkat çekti. Öcalan, patlamanın ardından avukatlarıyla yaptığı olağan görüşmede, “Yapılan bu son patlamayla buradaki görüşmeler dinamitlendi, bombalandı. Bu görüşmeler oldukça verimli geçiyordu, umutluydum” dedi.

AKP tüm uyarılara kayıtsız kaldı

Kürt Halk Önderi Öcalan, üçüncü uyarısında 31 Ekim 2010 tarihine dikkat çekerek, 31 Ekim’de devlet tarafından çatışmasızlık kararına karşılık verilmediği takdirde aradan çekileceğini söyledi. Öcalan, dördüncü uyarısını ise Mart 2011’de yaptı. AKP Hükümetinin Öcalan’ın yaptığı uyarılara karşı kayıtsız kaldığı dönemde, devlet heyetiyle görüşmelerini sürdüren Öcalan, heyetin yetkisi hakkında kafasında oluşan soru işaretlerini ortaya koyarak, AKP Hükümeti tarafından sorunun çözümüne yönelik pratik adımların atılmaması ve sürece kayıtsız kalınması durumunda süreçten çekileceğini duyurdu.
İmralı’da görüşmeler pratik önerilere dönüşürken, Türkiye’nin 12 Haziran Genel Seçimleri’ne kilitlendiği dönemde KCK de eylemsizlik kararını 15 Haziran tarihine çekti. 15 Haziran 2011 tarihi ise Öcalan’ın verdiği beşinci çekilme uyarısı oldu. Öcalan, bu kararını şöyle duyurdu: “Ben 12 yıldır burada sürekli demokratik-barışçıl çözüm için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Bu tehlikelerin önüne geçmeye çalışıyorum. Başbakan’ın 2005’te Diyarbakır’da çözüme dönük yaptığı konuşmadan sonra başlatmış olduğu tehlikeli süreç gibi bir süreç başlatılırsa, söylediğim gibi çekileceğim. Halkımız böyle bilsin.”

‘Barış Konseyi’ için mutabakat

KCK’nin devam eden tek taraflı ateşkesiyle girilen 2011 Genel Seçimleri’nde AKP yüzde 50’ye varan oy oranıyla iktidarını güçlendirirken, Kürt siyasi ve demokrasi hareketleri “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu” ile mecliste 36 parlamenterle temsil edilme şansı buldu. Seçilen tutuklu milletvekillerinin tahliyelerine olumsuz yanıt gelirken, vekillerin durumu Türkiye’yi Kürt sorununda yeni bir krize götürdü. Öcalan, tüm bu gelişmelerin ardından 6 Temmuz’da avukatlarıyla yaptığı görüşmede, daha önce süreçten çekileceğine dair verdiği 15 Temmuz tarihinin anlamını yitirdiğini, heyetle “Barış Konseyi”nin kurulması için mutabakata vardıklarını belirtti. Öcalan, yine 6 Temmuz görüşmesinde, devlete sunduğu “protokollere” de açıklık getirdi. Öcalan, heyete ve Kandil’e sunduğu protokollerin karşılıklı imza şeklinde değil de çözüme ilişkin üzerinde mutabakata varılan metinler olduğunu kaydetti.

‘Demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz’

Öcalan’ın barış çabası devam ederken, AKP Hükümeti bu süreçte de sürece duyarsız yaklaşarak, demokratikleşme noktasında herhangi adım atmamaya devam etti. Silvan’da 14 Temmuz 2011’de çıkan çatışmada 13 asker ve 2 HPG’linin yaşamını yitirmesi ve aynı gün Demokratik Toplum Kongresi tarafından alınan “Demokratik Özerklik” ilanı sonrası Türkiye’de siyasi atmosfer iyice gerildi. Öcalan, Başbakan Erdoğan’ın şiddeti daha da tırmandıran açıklamalarını eleştirerek, mevcut durumda ortamı sakinleştirmek ve yumuşatmak gerektiğini ifade etti.
Devlet heyetiyle Silvan çatışmasının ardından da görüştüğünü belirten Öcalan, “Gereği neyse yapmak istiyorum. Bunun için çok açık Sayın Başbakan’a buradan sesleniyorum: Bana rolümü oynamam için gerekli pratik araçların sunulması gerekir. Daha önce parlamentonun bu konuda karar alması gerektiğini belirtmiştim. Ben Meclis’in tatile girmemesini bunun için istemiştim. Gerekirse Meclis acil toplanıp bu konuda görüşüp çağrı yapabilir. Veya Başbakan bir çağrı yapabilir. ‘Biz bu işin silahlarla çözülmeyeceğine inanıyoruz. Bu meseleyi demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz’ derse, bir haftada hallederiz” çağrısı yaptı.

Hükümet barışa cesaret göstermedi
Hükümet yetkililerinin söylemleri giderek sertleşmeye devam ederken, Öcalan, 6’ıncı ve son uyarısını “Benim yapacaklarım bitti. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum. Ben burada pratik önderlik yapamayacağımı, bu şartlarda bunu sürdüremeyeceğimi söylemiştim. Her iki taraf da bana bir şeyler söylüyorlar. Devletin-AKP’nin zaten ne yaptığı ortada. Her iki taraf da beni idare ediyor. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor” şeklinde yaptı.
AKP Hükümeti Öcalan’ın ve KCK’nin bu barış çabalarını da yanıtsız bırakarak, Habur ve Silvan’ı gerekçe göstererek, Oslo’da PKK ile İmralı’da Öcalan’la yapılan görüşmeleri sonlandırarak, Öcalan’a yönelik tecrit koşullarını daha da ağırlaştırdı. 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana da Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi “koster bozuk” ve “hava muhalefeti” gerekçeleriyle halen engelleniyor. 


‘Demokratik kurtuluş özgür yaşamı inşa’
2012 yılında devletin tasfiye politikalarını dayatırken, HPG güçleri “devrimci halk savaşı”nı hayata geçirerek, birçok alanda alan hakimiyeti sağladı. Çatışmaların yoğunlaştığı bu süreçte PKK’li ve PAJK’lı tutsaklar, Öcalan’ın özgürlük koşulları için 12 Eylül 2012’de süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladı. Açlık grevi, 62’inci günün sonunda Öcalan’ın çağrısıyla birlikte son bulurken, Kürt sorunun demokratik çözümü tartışmaları yeniden başladı. Bu sırada devlet heyetinin Kasım 2012’te İmralı’da Öcalan’la görüştüğü basına yansıdı. Ardından da 3 Ocak 2013’te BDP Milletvekili Ayla Akat ve DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk, İmralı‘ya gitti. Kürt siyasetinin temsilcilerinin Öcalan’la İmralı’daki ilk olan bu görüşmesinin ardından BDP heyetlerinin gidişleri periyotlaştı.
İmralı’ya giden BDP heyeti aracılığıyla 21 Mart günü Amed Newroz’unda Öcalan’ın tarihi mesajı okundu. Öcalan’ın mesajın ardından dönemin KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Almanya’nın Bonn kentindeki Newroz kutlamasına gönderdiği görüntülü bir mesajında, “Bundan dolayı mesajın açıklandığı gün 21 Mart’tan bu yana ve bundan sonra biz hareket olarak, KCK, PKK ve HPG olarak resmi ve açık bir şekilde ateşkes ilan ediyoruz” diyerek, 23 Mart 2013 tarihinde ateşkes ilan ettiklerini açıkladı.
KCK, 8 Mayıs’ta ise geri çekilme sürecini başlattı. Öcalan “Demokratik kurtuluş özgür yaşamı inşa” hamlesi dediği bu süreçte hükümetin sürecin ruhuna denk düşen bir adım atmaması ve sürece samimiyetle yaklaşmadığından dolayı KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, 9 Eylül’de “Geri çekilme durdu. Ama ateşkes devam ediyor” diyerek geri çekilmenin durdurulduğunu açıkladı. KCK’nin bu açıklamasının ardından bizzat Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan “demokratikleşme paketi”nde Kürt halkının taleplerini karşılayan düzenlemelerin yer almamasından dolayı tepkiyle karşılandı. Pakette, Kürt sorununun çözümü konusunda Öcalan’ın yaptığı önerilerden hiçbiri yer almadı.

Yeni bir format ve 15 Ekim’e işaret

Tüm bu gelişmelerinden sonra son olarak 15 Eylül’de BDP heyetiyle görüşen Öcalan, heyet aracılığıyla “Bir yıl önce başlattığımız diyalog sürecini bundan böyle yeni bir formatla yani anlamlı bir müzakereye evrilterek, derinleştirerek sürdürmek gerektiğini düşünüyorum. Anlamlı bir müzakere için gerekli olanak ve araçları devlete de, Kandil’e de iletmiş durumdayım. Özellikle devletin, derinlikli bir müzakere için yeterli araçları ve imkanları yaratması sürecin ilerlemesi için elzemdir.
Çözüme gidecek yolların ancak bu şekilde açılacağı gerçeğinden hareketle hükümetin de konuyu ciddiyetle ele almasını umuyorum. Bu aşamada karşılıklı ateşkes durumunun korunuyor olmasına anlam biçtiğimi belirtmek istiyorum. Hepimiz, sürecin çok anlamlı olduğunun farkındayız. Ancak anlamlı olduğu kadar zor ve çetin geçeceğini de hepimiz biliyoruz. Önerilerim ve düşüncelerim doğrultusunda zorlukları aşmayı başarırsak, yeni bir formata evrilmiş, derinlikli bir müzakere ile yola devam edebiliriz” açıklaması yapmıştı.
Bu açıklamanın üzerinden 20 günü aşkın süre geçmesine rağmen halen BDP heyeti İmralı‘ya gitmezken, önceki gün kardeşi Mehmet Öcalan’la bir görüşme gerçekleştirdi. Mehmet Öcalan, görüşme sonrasında Öcalan’ın hükümetin hazırladığı paketin kendileriyle ilgili olmadığını belirterek, “Şu aşamada benim yapabileceğim bir şey yoktur. Düşüncelerimi 15 Ekim’de açıklayacağım” dediğini aktarmıştı. Bu açıklamanın ardından tüm dikkatler Öcalan’ın daha önce işaret ettiği gibi 15 Ekim tarihinde.



HAYRİ DEMİR/DİHA/AMED