Tam da bu gündem üzerinden Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi, iç siyaset ve diplomatik alanda da gelişmeler yaşanıyordu. Türk siyaseti milliyetçilik dalgasını geliştirmek için kendisine “bayrak provokasyonu” seçmişti. Diplomatik alanda ise İran Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti ve yapılan anlaşmalar dikkat çekiyordu.
Ama bu gelişmeler içerisinde yeni bir durum olarak Irak Şam İslam Devleti adlı çete örgütlenmesinin Musul’u ve çevresini işgal girişimi ortaya çıktı. Musul’da Irak ordusunun direnç göstermeden çekilmesi, birkaç bin kişilik IŞİD çetelerinin Musul’a girmesi bütün dikkatleri bu bölgeye çevirdi. Çünkü bu işgal girişimi bölgesel dengeleri ve siyasal denklemleri alt üst edecek nitelikte bir gelişmeydi.
Rojava’da YPG karşısında başarısız kalan IŞİD, neden Musul’a yöneldi? Irak ordusu neden direnç göstermedi? IŞİD çetelerinin bu girişimi bölge halklarını ve Güney Kürdistan’ı nasıl etkileyecek? Bütün bu soruların yanıtları hala birçok güç tarafından aranıyor.
Bu bölgenin böylesi bir olasılığa açık olduğunu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, hem İmralı’da yazdığı savunmalarda, hem heyetlerle yaptığı görüşmelerde ortaya koymuştu. Hatta Öcalan, bu sorunun demokratik çözümü için Demokratik İslam Kongresi’nin toplanması gerektiğini önermiş ve bu kongre hem Amed’de hem de Avrupa’da toplanmıştı. Öcalan radikal İslam gruplarının küresel egemen güçlerin ve bölgesel güçler tarafından kullanılarak bölgede kaotik bir durum yaratacağını belirtmişti. Hatta Güney Kürdistan’ın güneyi ile Irak kentleri arasından Rojava’ya uzanan hattın bu güçlerin eline geçerse yaratabileceği tehlikelere de işaret etmişti.
Bunun için de Kürtlerin ulusal kongrelerini gerçekleştirmesi gerektiğini, ortak savunma güçlerinin oluşturulmasını da önemseyen ve acil yapılması gereken görevlerden biri olarak tanımlamıştı.
Şimdi Öcalan’ın bütün uyarılarının ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı. Ama bu durum aynı zamanda yeni tehlikeli olasılıkların da ortaya çıkabileceğini gösteriyor.
IŞİD, bölgesel devletlerin tetikçisi konumunda bir örgüt. El Kaide oluşumunun uzantısı olsa da artık EL Kaide’nin unsurları ile de çatışmayı göze alan ve hatta çatışan bir örgüt. Irak’taki IŞİD içinde Saddam Hüseyin yanlısı kadroların olduğu söyleniyor. Suriye’de de rejimin gözetiminde Rojava’ya saldırılar gerçekleştirdiğini biliyoruz. Türk MİT’inin de yoğun olarak kullandığı hatta bizzat yönlendirdiği bir örgüt olduğu da belgelerle ortaya çıkmıştı.
Irak’taki kaotik durumdan da yararlanan IŞİD çeteleri, geçtiğimiz günlerde Suriye’de bazı yerleşim yerlerini El Nusra ve Suriyeli muhaliflerden aldığını duyuruyordu. Daha sonraki günlerde ise Musul’a yöneldiği ortaya çıktı. Peki Rojava’da YPG karşısında başarısız olan bu güç nasıl oldu da Irak’ta böylesi bir işgal harekatı başlattı?
Eğer bölge halkları dağınık ve kendi başına olursa olacak olan budur. Yine özellikle Kürtler açısından ulusal birlik ruhu ile Kürdistan savunması gerçekleştirilemezse acı kayıpların yaşanma olasılığı yüksek. Bu nedenle KCK’nin YPG’nin bütün Kürdistani güçlerle ortak yurt savunması çağrısı tarihi bir önemde. Eğer Kürtler kendi aralarında birliklerini sağlarsa, bölge halkları ile de uyumlu olurlarla IŞİD çetelerinin ve başka güçlerinin bütün tehditlerini boşa çıkarabilirler. Yoksa herkesin kendisine göre “Kürdistani” kazanımları riske girer. En önemlisi de Güney Kürdistan’daki halkın can güvenliği ve özgürlüğü büyük bir tehdit altına girer.
Bunun için oldukça dikkatli olunması gerektiğini herkes belirtiyor. Ama bu gelişmeler içinde “ben kendime yeterim” ya da “IŞİD çeteleri ile anlaştık Kürtlere saldırmayacaklar” gibi yaklaşımlar da büyük riskler barındıran politik yaklaşımlardır. Bunun için Kürdistan’ı savunmanın hatt-ı müdafaa üzerinden değil, sath-ı müdafaa ilkesi üzerinden gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ki sath-ı müdafaa da bütün Kürdistan’dır…
Öcalan’ın uyarıları, IŞİD’in Musul işgali ve olasılıklar
Gözler Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü tartışmalarındaydı. Lice ve Meskan’daki halk direnişi, HDP heyetinin Öcalan ile görüşmeleri ve hükümetin açıklamaları, Kürt sorununu yine temel gündem yapmıştı.