Bugün PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın doğum günü.
Bu yazıyı okuduğunuz sırada halk Amara yoluna koyulmuş olacak. Amara’ya varacak mı, varamayacak mı, bilmiyorum. Ama Amed’den Kabe’ye gitmek için yola çıkan karıncaya daha o zamanlarda bile ortaya çıkan bir "tırşıkçı" karınca "Kabe’ye varmaya ömrün yeter mi" diye sorunca, yola düşen karıncanın "yetmese de yolunda ölmüş olurum" yanıtını vermesi gibi "halk Amara yolunda" Amara’ya varsa da varmasa da yürüyecek…Yürüyor işte…
"Amara yolunda ölmek" deyince, boş laf etmiş olmuyoruz. Bu yolun "açılması", yani bir insanın doğum gününü kutlamak için Halfeti’den Amara’ya giden yolda yürüme hakkı, 2009 yılının 4 Nisan’ında, Karataş Tepesi’nde Mahsum Karaoğlan ve Mustafa Dağ’ın şahadetiyle elde edildi.
Amara’ya yürüyen halk şu gerçeği biliyor: Öcalan susarsa silah konuşur, Öcalan konuşursa barış olur.
Amara’da doğan bu insan şu anda bile, yani aslında her şey için artık çok geç dediğimiz şu sırada bile, tek bir "müdahalesiyle" yaşanan kanlı gidişi durdurabilir. O İmralı’dan konuştuğu saniyede, "hendekler" kapanır. "Barikatlar" kaldırılır. Belki "silahlar" teslim edilmez, ama "gömülür". Bir anda Türkiye 7 Haziran öncesine döner.
İlk hendekler Kobanê direnişi sırasında Cizre ve Silopi’de açılmıştı. Bir hayli sembolikti. Gidip gözlerimle gördüm, bugün yüzlercesiyle toprağa düşen o gençlerle yüz yüze konuştum. Yarım metre derinlikte hendeklerdi. Kimisinin elinde babalarının av tüfekleri vardı. Birkaç "keleş"ten de söz ediliyordu.
İzninizle Cizre ve Silopi "hendekleri" ile ilgili yazımdan birkaç alıntı yapacağım. 24 Ocak 2015 tarihli yazımın başlığı şöyleydi: Botan Gençliği Kendi Kazdığı Hendeğe Düşmez…Okuyalım:
"Hendek eylemi, iki ay sürdü. Büyük olasılıkla, kimsenin burnu kanamadan, tek bir genç tutuklanmadan, buların şartları oluşur oluşmaz, sona da erecek.
Bu eylem, karşılıklı suçlamalara yol açmış olmakla birlikte, İmralı süreciyle ilgili hiç bir ciddi olumsuz sonuca yol açmış değil. Devam ederse açabilir mi? Elbette açabilir. Eğer Arınç'ın ya da Akdoğan'ın dediği gibi, Hükümet burada "sivil kanı dökmeyi" göze alırsa böyle bir sonuç doğabilir. Erdoğan'ın dediği gibi, eğer orta yerde sokaklara bomba koyan "paralelci" polisler varsa, onların bir "provokasyonu" da, her şeyi berbat edebilir.
İyi de, bunların hiç biri şu ana kadar olmadı. Direnişçiler KCK'nin uyardığı gibi, provokatörlere fırsat vermedi. Ana caddelerde dolaşan plakasız zırhlıların ölüm kusmasına da fırsat verilmedi. Aşk Tepe'sine konuşlanan iki zırhlı sadece kamu oyu baskısıyla susturuldu. "Hendekler" var, ama şehirlerde "asayiş ber kemal". Bu iyi bir şeydir. Demek ki, sağduyu henüz ölmemiş.
Bana sorarsanız, bu "hendek eylemi" amacına, üstelik hiç kimsenin beklemediği biçimde ulaşmış bulunuyor.
Evet, PKK Önderi Öcalan'ın "hendeklerin" kapatılmasıyla ilgili girişimi sonucunda (Kürt katliamı) şimdilik de olsa "boşa" çıkarıldı. Ama bilelim ki, Botan gençliği önderliğine bağlıdır ve ondan gelecek talimatı, yüzlercesi tutuklanacak olsa da gözlerini kırpmadan yerine getireceklerdir."
Öyle de oldu. Tek bir polis, tek bir asker, tek bir Kürt genci ölmeden Öcalan’ın müdahalesiyle "hendekler" kapatıldı. Türkiye 7 Haziran seçimlerine, bir dizi provokasyon ve kanlı saldırıya rağmen gidebildi. Ve AKP seçimi kaybetti.
Kazanmak için ne yaptı?
Cizre ve Silopi’de, diğer yerlerde, 24 Temmuz savaş ilanıyla birlikte hendeklerin yeniden kazılmasına neden oldu.
Bu "hendekler" kapatılmasın diye, PKK Önderi Öcalan’ı susturdu.
Murat Karayılan’ın dediği gibi, bu hendek çatışmaları bu kadar kanlı bir sonuç doğurmadan, tıpkı ilk hendek direnişinde olduğu gibi sona erdirilebilirdi. Öcalan’ın tek bir müdahalesi sorunu çözebilirdi.
Ama AKP bunu istemedi. Kanlı bir iç savaş ortamında seçimlere gitme yolunu tuttu. Ve "kazandı".
AKP neden Öcalan’ı susturdu? Sur’u yıkmak, Kürdistan’ı Kürtsüzleştirmek, Araplaştırmak, "ikinci büyük jenosid"le, Kürtleri öz topraklarından kovmak için…
Siz Kürt halkanın Amara yollarına, ölüm pahasına düşmesinin anlamını hala anlamadınız mı?