AKP ve MHP’nin kuracağı koalisyon hükümetinin savaşı devam ettireceğini belirten KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Ali Haydar Kaytan, şunun altını çizdi: “Bu savaş herkesi ürkütüyor ama en az ürküttüğü kesimler gerçekten Kürtlerdir. Kürtleri ürkütmüyor. Kurarlarsa kursunlar. Bu, Kürdistan’ın AKP’ye mezar olması; inkar ve imhanın Kürdistan’da mezara gömülmesi demektir. Kaçınılmaz sonucu kesinlikle bu olacaktır.”

Koma Civakên Kurdistan (KCK) Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Ali Haydar Kaytan, 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan sonuçları, bu sonuçların demokratik ulus inşa çalışmalarına ve Türkiye halklarının geleceğine nasıl yansıyacağına yönelik sorularımızı yanıtladı.


Cumhuriyet tarihi boyunca dışlanan tüm toplumsal kesimlerin temsilcileri HDP çatısı altında daha güçlü bir şekilde Meclis’e taşınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortaya çıkan tablo çok önemli. HDP vekillerinin bileşimi çok önemli bir tablo ortaya çıkarıyor. Aslında demokratik ulusun maketi niteliğini taşıyan bir yapı. Sonucu tayin edecek nitelikte olan bir başlangıç. Başarının yolunun nerden geçtiğini çok çarpıcı bir biçimde gösteriyor. Bütün bunlar gelecek için çok önemli. Gelecek andan itibaren başlayarak örülür. Bunu bu açıdan böyle görmek gerekiyor. Bu tablo muhteşem ve son derece iç açıcı, gurur vericidir. Herkeste muazzam bir moral yaratmıştır. Bu sevinç kolektiftir. 


Dersim’de ilk defa sol hareketler HDP çatısı altında bir araya gelerek bu kadar büyük oranda oy aldılar. HDP’nin oyu yüzde 60’ı buldu. Yine her iki milletvekili de HDP’den. Bu durum Dersim tarihi açısından neyi ifade ediyor?

Dersim’e yönelik hep eleştirel bakıldı ki eleştirel bakılması da kötü değil. Fakat Dersim gerçeğine baktığımızda onca mücadele ve şehitlere rağmen ortaya çıkan tablo fazla iç açıcı olmuyordu. Ben o mücadeleyi sadece PKK’nin mücadelesi olarak değerlendirmiyorum. Öncesinde solun gerçekten orda ciddi bir direnişi var. Yaşanan şehadetler var. Bu açıdan da hepsini bir bütün olarak ele alıyorum. Bunca mücadeleye rağmen oyların ağırlıklı olarak sömürgeci partilere gitmesi, özellikle genel milletvekili seçimlerinde böylesi bir yaklaşımla hareket edilmesi tabi zorlayıcı oluyordu. İlk defa durum kökten değişti. Yüzde 60 oy oranı küçümsenecek bir oy oranı değil. Her iki milletvekilinin de HDP’nin hanesine yazılması Dersim’in geleceği açısından gerçekten son derece önemli. Yine bu anlamda da kader tayin edici bir olay.

Cumhuriyet tarihi de böyle yaklaştı. 


Nasıl yaklaştı?

Cumhuriyet tarihi Kürdistan’ın son kalesini düşürülmesinin de tarihidir. Bu Dersim’dir. 1935’lere kadar Dersim muazzam bir direniş gösterdi. Cumhuriyetin sınırları içerisindeydi ama onun dışında yaşayan bir toplumdu. Onun tekçi yaklaşımlarına karşı sonuna kadar direnen bir toplumdu. Ve en önemli özelliklerinden birisi sadece Kürt kimliği değil onun en belirleyici unsurlarından biri olarak Alevi kimliğiydi. Her iki kimlik Dersim’in özgünlüğünü ortaya koyuyordu. 1937-1938 katliamlarıyla yani orada gerçekleştirilen soykırımla birlikte sadece Kürdistan’ın son kalesi düşmedi, aynı zamanda Aleviliğin son kalesi de düştü. Bu Aleviler ve Alevilik üzerinde de ciddi tahribatlar yarattı. Alevilik ondan sonra devlet tarafından inkâr edilen ama o kimliği taşıyanlar açısından da açık bir biçimde ortaya konulmayan gizli olarak yaşatılmak istenen bir kimlik haline geldi. Şimdi bu durum değişti. Dersim’in hep Alevilikte bir merkez olarak değerlendirilmesi doğrudur. Böyle yaklaşmak da gerek. Yani Dersim’in Kürdistan’ın bütünlüğü içerisinde son derece belirleyici bir yeri var ama Türkiye bütünlüğü içerisinde de belirleyicidir. Özellikle de çok büyük bir nüfus yoğunluğu olan Aleviler üzerinde etkileyici rol oynar. Aleviler açısından Dersim kutsal bir misyona sahip. Ziyaretleriyle de bu kutsallığı ifade ediyor ve herkes birazda Dersim’deki gerçeğe bakıyor. Bu bakımdan da Alevi kimliğinin yeniden canlandığını belirtmek lazım. Alevi Kürt kimliğinin çok net bir biçimde sahiplenildiğini ve bundan sonra da bundan vazgeçilmeyeceğini son seçimler bize açık bir biçimde gösterdi. Bu muhteşem bir durum ve çok sevindirici bir olay. Bu da bir başlangıçtır.


Bu duruma hangi politikayla ulaşıldı?

Dersim’de doğru bir yaklaşım sergilenmesi, doğru politika izlenmesidir etkili olan. Apocu Hareket oradaki sol güçler ve gruplarla bir birlik ve dayanışma ortamı yarattı. Bu dayanışma Dersim’e yansıdı. Şu ortaya çıkıyor. Dersim’de bütün farklılıkların, bütün sistem karşıtı güçlerin kesinlikle bir araya gelmeleri lazım. Bunlar bir araya geldiklerinde ortak hareket ettiklerinde Dersim’de hiçbir sömürgeci parti ve güç asla sonuç alamaz. Bu bize bunu göstermiştir. Bir doğru yaklaşım içerisine girilmiştir. Kendi içerisinde eksiklikler olsa bile bu başarılmıştır. Hareketimiz bunu başarmıştır. Bunun sonucu da seçime muazzam bir biçimde yansımıştır. Bundan sonra da bu yol izlenirse Dersim hep bu yolda ilerleyecek yeniden Alevi Kürtlüğün, Aleviliğin, sistem karşıtlığının kalesi olacaktır.


HDP’nin Meclis’e girmesi, sistemi sarstı, bu durum koalisyon tartışmalarına da yansıyor. Bunun rejimin karakteriyle bağı nedir?

1924 Anayasasıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti yeni bir sürece girdi. Bu ulus devlet olma süreciydi. Diğer halklar üzerinde inkâr ve imhanın başlangıcını ifade ediyordu. Diğer tüm topluluklar ve halklar yok sayıldı. Ulus devlet, bir değirmen işlevi gördü ve içerisindeki bütün kimlikleri egemen Türk kimliği içinde eritti, tek tipleştirmeye ve yok etmeye çalıştı. Bu korkunç bir soykırımdı. Tabi bunun içerisinde yoğun soykırımlarda oldu. Özellikle Kürdistan coğrafyasında oldu. İslamcılara karşı ve başlangıçta solculara karşı geliştirilenler var. Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesinden tutalım ondan sonraki gelişmelere kadar yani ulus devlet tek tipleştirilmiş bir ulusal yapı ortaya çıkarılmaya çalışıldı. Şimdi ulus devlet zaten bir soykırım/toplum kırım aygıtı. Bu toplum kırım-ki kültürel soykırım bağlamında ifade ediyorum-sadece farklı etnik ve dinsel kimliklere uygulanmıyor. Türkmenlerin üzerinde uygulanan da bir soykırımdır. Türkmen kültürü de yok ediliyor ve kendi egemen ulus kimliği içerisindeki farklılıklara karşı da bu biçimde uygulanan bir kültürel soykırım söz konusu.


Ortaya çıkan tablo, ulus devletin bunu başaramadığının göstergesi değil mi?

Ortaya çıkan yeni tablo tabi ki farklı bir tablodur. Aslında ulus devletin iflas ettiğinin somut kanıtıdır. Erdoğan hep tekli nakaratlarıyla aslında esasta ulus devleti korumaya çalıştı. Tek devlet-tek ulus-tek dil-tek lider şeklinde nakaratları tekrarladı. Şimdi kültürel soykırım bu anlamda en büyük darbelerden birini yedi. Yani farklı kimlikler ve kültürler var olduklarını sadece meydanlarda haykırmakla yetinmediler. İşte Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde bütün Türkiye halklarına ve bütün dünyaya haykıracaklar. Onlar istedikleri kadar inkâr etsinler Ermeni, Kürt, demokratik İslam, Alevi, Mahalmi kimliği Parlamento’da var. Hatta Türkmen kimliği var. Yine Caferi kimliği var. Bundan sonra bu kimlikler daha çok da olacak. Bu kimlikler kendilerini açık bir biçimde ifade edecekler. Kürdistan’da sağlanan birlik dar anlamda Kürtlerin kendi içlerinde sağladıkları bir birlikleri değil, farklı Kürt örgütlerinin bir araya gelişleri de değil. 


Nasıl tanımlamak lazım?

Kürdistan’da yaşayan birçok etnik topluluk var. Bir Serhat kendi başına bir kimlikler bölgesi gibi ele alınabilir. Diyelim bir Kars Terekemelerden, Karapapaklardan, Azerilerden, Türkmenlerden tutun Kürtlere kadar birçok etnik kesim var. Ardahan’da, Iğdır’da böyledir. Bunlar arasında birlik sağlandı. Önemli olan bu. Bitlis’te farklı etnik kimlikler var. Bu kimliklerin çok büyük bir bölümü HDP’ye oy verdi. Yani sağlanan sadece Kürtlerin birliği değil diğer toplulukların da farklılıklarını açıkça ortaya koymaları biçiminde Kürtlerle eşit ve özgür temellerde bir arada yaşamak istediklerini gösterdiğinin de kanıtı. Yani kısacası ortaya çıkan böyle bir tablo var.


AKP ve Erdoğan’ın HDP’nin elde ettiği başarıya gölge düşürme, meşruluğunu ortadan kaldırmaya çalışan yaklaşımları var. Ne yapmaya çalışıyorlar?

HDP’nin başarısına ve meşruiyetine asla gölge düşüremez. HDP projesi, halklarımızı iktidar yapma projesidir. Bu açıdan da HDP’nin oy potansiyeli yüzde 70-80’dir. Böyle ele almak lazım. Bir giriş yapacaksınız, 20 bin kilometre yol yürüyeceksin ama bu yolu yürürken hep birer birer adım atarak yol alacak ve hedefe ulaşacaksınız. Ama burada atılan adım dev bir adımdır. Bunu da yine benzer dev adımlar takip edecek. Ortaya çıkan sinerjiden de hareket ederek HDP’nin oy oranındaki artışı matematik artış değil de geometrik artış yani katlanarak artma tarzında beklemek gerek. Ve bu doğrultuda çalışmak gerek. Bu gün yüzde 13 ise yarın 26’dır. Bunu önüne hedef olarak koymayan bir yaklaşımı esas almayan bir HDP projesi gerçekten sonuç alamaz. Yani Türkiye’nin kaderini belirleyecek olan bir proje. Kürdistan’ın halklarımızın kaderini belirleyecek bir projedir. Bu temelde yaklaşmak lazım. Bu bir halklar ve demokratik toplum projesi. Toplum da ancak örgütlüyse toplumdur. Öönemli olan örgütlenmedir ve dolayısıyla herkesin bu temelde çalışması gerekiyor. 

Bu seçimlerde HDP’nin öncelikli amacı AKP’nin hegemonya kurma amaçlarına en ağır darbeyi vurmak ve bunu bir daha dillendirmemeleri için gerekli olanı yapmaktı. Bundan sonrası daha büyük bir amaç var. Türkiye’de demokratik ulusun örgütlendirilmesidir.


Seçim sürecinde ve elde edilen sonuçlarla ortaya çıkan sinerji bu inşa çalışmalarına nasıl yansıyacak?

Kesinlikle çok olumlu yansıyacak. Ben buna inanıyorum. Şimdi bir pratik sergilenecek. Diyelim ki, iktidar olunamadı ama bir muhalefet sergilenecek. Bu muhalefet tüm Türkiye’nin sorunlarını, halklarımızın tüm sorunlarını sahiplenecek. Bu sorunlara kendi çapında uygun çözümler getirecek. Çözümü devletten beklemeyecek. Aslında halkı bu konuda da aydınlatacak gerçek çözüm gücünün kendi olduğunu gösterecek. Halkın kendine güvenini kanıtlayacak. 


AKP ile MHP’nin yaptıkları hesaplar nedir, Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü açısından neyi ifade ediyor?

Adam ne masayı ne görüşmeleri kabul etti. Ne de Kürt sorununun varlığını kabul etti. “Kürt sorunu yoktur” dedi. Olasılık dahilindedir; her ikisi koalisyon yapacak. Fakat uzun vadeli olmayabilir. Onunla seçime girecekler, seçimlerde hedef, yok saydıklarını yok etme üzerine kurulacak. AKP – MHP koalisyonunu kastediyorum. Şu an esas yapılmak istenen budur. İnkarda dayatmanın kaçınılmaz olarak götürdüğü orasıdır. Bunun adı da savaştır. 

Savaş Kuzey Kürdistan’da durduruldu…

Ama AKP’nin Kuzey Kürdistan’a karşı savaşı durmadı. Kuzey’deki halka ve Türkiye emekçilerine karşı da durmadı. AKP genelkurmayıyla Rojava’daki savaşı yürüttü. DAİŞ eşittir AKP’dir. Kimsenin bunu unutmaması lazım. Bu açıdan bu savaş devam edecek. Böyle bir hükümet kurulursa savaş devam edecektir. Fakat bu savaş herkesi ürkütüyor. Bölge halklarını da ürkütüyor, Avrupa’yı ürkütüyor ama en az ürküttüğü kesimler gerçekten Kürtlerdir. Kürtleri ürkütmüyor. Kurarlarsa kursunlar. Bu, Kürdistan’ın AKP’ye mezar olması; inkar ve imhanın Kürdistan’da mezara gömülmesi demektir. Yani kaçınılmaz sonucu kesinlikle bu olacaktır ve bu hükümet en erkenden teşhir olabilir. En rahat, en erkenden teşhir edilebilecek, en erkenden çözülebilecek hükümet budur yani. Diğeri aldatma olacaktır. 


 “AKP ve CHP koalisyonuyla Türkiye’ye demokrasi gelecek” diyenler de var…

Bunlar fazla gerçekçi değil. Şimdi öncelikli Türkiye’nin sorunları var. Bu sorunların çözülmesi gerekir. 

Biz seçimler öncesinde de “AKP savaş kararı aldı” dedik. Milli Güvenlik Kurulu’nda savaş kararı alındı ve Erdoğan bu savaş kararını aslında açıkladı. “Seçimler sonrasında da AKP iktidarı bu savaşı devam ettirecek” demiştik. Sonuç alır mı? O ayrı bir konu. Mesela diyelim ki, barajın altında kalmış bir HDP buna karşı iktidardaki bir AKP’yi ve bunun savaşı geliştirme halini düşünün. Bir de, tam tersine parlamentoda 80 milletvekili bulunan bir HDP, muazzam bir muhalefet yapabilecek bir güç ve bu çerçevede Kürtlere karşı savaş yürüten bir AKP –MHP hükümeti. Bununla çok fazla sonuç alamazlar. Katliamlar yapabilirler yine farklı şeyler yapabilirler. Ama çözülecek olan esas şey o olacaktır. Bunu net bir biçimde görmemiz lazım.


HDP’nin başarısına rağmen AKP ve Erdoğan’ın savaş hesapları yaptığı böyle bir ortamda halkların tutumu ne olmalıdır?

HDP projesinin yaşamsallaşması için tüm bileşenlerinin bundan böyle en aktif bir biçimde çalışması gerekecek. Politik ve ahlaki toplum gerçeğine bağlı kalındığı müddetçe her türlü farklılık HDP içerisinde kesinlikle kendisine yer bulabilir. Sonuna kadar ısrarla bağlı kalınacak ilke, kırmızı çizgi budur. Zaten bu çizgi içinde hareket edildiği zaman her türlü başarı kazanılabilir. Toplumun olduğu yerde dayanışma, yardımlaşma, ölçü ve ilke olur. Toplumun olduğu yerde sinerji olur, güç, yaratıcılık ve akıl olur. HDP bileşenlerini daha da büyütmeyi esas almalıdır. Böyle küsecek, yaklaşımlarımız olmamalıdır. Şu bir gerçek, yani başarı kanıtlandı. Mesela ben ÖDP’li arkadaşların da bu gerçeği daha yakından gördüklerine inanıyorum. O açıdan ÖDP’nin böyle bir yapılanmanın içinde yer alması gerekiyor. Zaten her örgüt kendi kimliğini koruyor. Bu yapılanma içinde yer almak kendi çalışmalarının önüne ambargo konması anlamına gelmiyor. Sanıyorum Birleşik Haziran Hareketi, onun içinde yer alan güçler de var. Bu güçlerin de yeri aslında burası. Belki de adlarını bilmediğim diğer örgütler de var. Bunların da yeri kesinlikle burası olmalı. 

Halkın içinde yoğun bir çalışma olabilmelidir. Cumhuriyet tarihinin hiç bir döneminde Türkiye’nin demokratikleşmesi için koşullar bu kadar uygun değildi. Her şey hazırdır, sorun planlı örgütlü çalışma ve çabadır.  Engels’in çok anlamlı bulduğum bir sözü var. “İhtiyaç keşfin anasıdır” der. Eğer özgür yaşam Türkiye ve halklarımız için bir ihtiyaçsa, bundan vazgeçilmeyecekse, “Ya özgür yaşam ya hiç” ilkesi en temel ilkemiz olacaksa bu bize her şeyi yaptırabilir. 


 HABER MERKEZİ