Baktım hüngür hüngür ağlıyor. Hıçkırıklara boğuluyor. Hasretten mi, hasetten mi, anlayan beri gelsin.
Sanırsın, sürgündeydi, Fizan zindanlarında çile doldurmuş da, bir “avf-ı şahaneyle” çölden avdet etmişti. Ona çeyrek asır mı desem, yarım asır mı bilmem, hasret kalmış ahaliyi görünce gözyaşları sicim gibi şıpır da şıpır yanaklarından süzülmüştü.
Tam anlayamadım ama, hemen iki koltuk ötesinde diken üstünde izlenimi veren Bülent Arınç da ağlıyor muydu? O ağlamakla meşhurdur.
Zaten bu AKP tayfasının ağlamasına diyecek laf bulunmaz. Sanırım bunlara muzip bir adam fena halde numara yapmış. İyi dilekte bulunur gibi bir edayla, “başınız pınar, ayaklarınız göl olsun” demiş. Bunlar da, “ağlaya ağlaya göz yaşlarınızda boğulursunuz” anlamına gelen bu sözü tersinden anlayıp, “amin” deyince, olan olmuş. O gün bugündür, bunlar olur olmaz her durumda ağlarlar.
“Aşkın Gözyaşları-Şoför Ömer“ isimli 1959 yapımı bir Yeşilçam filmini hala hatırlarım.
Siz AKP Kongresinde kimlerin yönetime seçildiklerine boş verin, ben size “Aşkın Gözyaşları” filminin oyuncularını sayayım, daha ilginç gelebilir sizlere: Muhterem Nur, Hadi Hün, Aysel Tanju, Semih Sezerli, Necdet Tosun, Dursune Şirin, Asım Nipton, Nejat Saydam ve İhsan Aşkın.
Yoksul halk çocuklarının döktükleri bu “aşkın gözyaşları” ile, bir de şu profesyonel siyaset madrabazlarının gözyaşlarını kıyaslayın. Muhterem Nur’un o saf göz yaşları, Müslüm Baba’yı ciğerinden vurmuştu. Film icabı değil, gerçekten de “sokağa düşen kadının gözyaşlarıydı” bu. Müslüm Baba’nın aşkı delikanlı aşkıydı. Bir de şunların “göz yaşlarına” bakın.
Rahmetli annemi toprağa vermiş, dönüyorduk, beş altı kadının bir adamla pazarlık ettiğini farkettim. Ben dua edecekler de, karşılığında alacakları para ile ilgili konuştuklarını sandım. Meğer “ağlayacaklarmış”. Sonunda anlaştılar. Onları izledim. Bir yandan aldıkları parayı parmaklarının arasında ustaca sayıyor, bir yandan da birbirleriyle sohbet ediyorlardı. Sonunda bir kabrin başına geldiler. Aman Allahım. Gelir gelmez, aniden bunlarda bir ağıt, bir feryat, gözyaşları pınar olmuş, neye uğradığımı şaşırdım.
AKP kongresi bu hesap. Demokrasinin gömüldüğü kabrin başına geçmişler, numaradan ağlıyorlar, göğüslerini yumrukluyorlar. Yırtınıyorlar…Bu bir parti değil, “Cenaze Ağlama Derneği”…
Siz böyle bir “dernek” olur muymuş, demeyin. Olur. Okuyalım:
“Oflu Ali’nin 1985 yılında kurduğu ‘Cenaze Ağlama Derneği’, cenazelerde ‘ağlama’ hizmeti sunuyor. Verilen ücrete göre, istenirse 70 kişi grup halinde feryat figan ağlıyor.”
Kuto dedi ki, “Veysi abe, bunlar demokrasi için yalandan ağlamiyler, bunlar kendi sonlarını göriyler, ona ağliyler… Erdogan partinin başına geçmiy, kendi cenaze alayının başına geçiy…”
Kuto öyle bir kesinlikle konuştu ki, vallahi tüylerim diken diken oldu. Manzarayı gözümün önüne getirdim, o an yüzüm sarılıktan yeni çıkmış hasta yüzüne döndü.
Siz Kuto’yu sakın küçümsemeyin.
Gerçekten de Erdoğan’ın dün AKP’nin başına geçmesi, bir “hasret” giderme işi değildi. Onu Saray’dan AKP’nin başına sürükleyen sebeb “korkuydu”. Öylesine büyük bir korkuya kapılmıştır ki, hiç kimseye güvenemez. Her şeyin başına geçmesi, “tek şef” olması bundandır.
Korkusu hakiki ve haklı bir korkudur üstüne üstlük. Şu anda “sistem içi alternatifi” olmadığı için ayakta. Böyle bir alternatifin ucu görünse, “küresel system” o anda Erdoğan’ın işini bitirir. Şu Davutoğlu, Başbakanlığının bilmem kaçıncı ayından sonra böyle bir “alternatif” olma” şüphesi doğurmadı mı? Erdoğan başbakanlığa Bilal’i getirse, Amerikalı az sonra o Bilal’den bile “sistem içi alternatif” yaratır. O nedenle Erdoğan her bir şeyin başına geçmek zorunda.
O nedenle bütün eskiler, “gençleşme” adına tasfiye edildi ya da edilecek…
Ya Gül?
Gül AKP Kongresine gelmedi.
Referandum’da “evet” çağrısı yapmamanın ardından bu davete icabet etmeme hali, bilin ki hayra alamet değildir.
Az sonra FETÖ’cülükle başı derde girerse hiç şaşırmayın. Tüm AKP Gül’ün başında o gün bir yerlerini yırtar gibi ağlayacaktır.
“Başınız pınar, ayaklarınız göl olsun…”