
OHAL, 1987'de başlamasına karşın 1978'den beri bölgede sıkıyönetim söz konusuydu. Her 4 ayda bir olmak üzere toplam 46 kez uzatıldı. Bunun sonucu yaklaşık 23 yıl süresince normal olmayan yönetim biçimi yaşandı. OHAL'in bölgede kaldırılmasından sonra da, fiili olarak uygulamalar devam etti.
OHAL sıkıyönetimi geçti
OHAL döneminde çeşitli tarihlerde İHD ve Diyarbakır Barosu'nda görev yapan Avukat Mehmet Emin Aktar, OHAL uygulamalarının sıkıyönetim koşullarına göre daha ağır olduğunu hatırlattı. Aktar, ''OHAL bir hukuk yarattı aslında. Bu hukuk yazılı değil. İdari pratikler üzerinden yürüyen bir şeydi. Mesela keyfi gözaltılar, başka yerde 15 gün ise OHAL'de 30 gündü'' dedi.
İşkence ve insanlık dışı uygulamalara da dikkat çekerek, OHAL'in aslında bütün bir coğrafyada birbirine uyumlu bir uygulama pratiğini hayata geçirdiğini kaydeden Aktar, şunları söyledi: "Zulüm bu topraklarda, hukuksuzluk bu topraklarda bütüne yayılmış oldu ve aynı merkezden yönetilmiş oldu. Hukuksuzluk nasıl yönetilir, onu ancak yaşayarak öğrenilir. 40-50 bin insanımızı kaybettik ama şunu unuttuk. Geride yaşayanlar nasıl yaşıyorlar, onlar hangi travmalarla baş etmek zorunda kalıyor. İnsanlar bu topraklarda ölülerinin yasını tutacak zamanı bulamadılar. Çünkü peşinden başka bir acı yaşadılar. Dumanı tüten köyler, işkenceden geçirilen insanlar, tutuklanan binlerce insan, taranılmış gösteriler, sokak infazları, kaybettirilmeler, ölüye saygısızlık, yerlerde sürülen gerilla cenazeleri, bunların tümünü yaşadık."
OHAL'in bilançosu ağır
OHAL'ın ardından ağır bir bilançonun ortaya çıktığını vurgulayan Avukat Mehmet Emin Aktar, OHAL'in kaldırılmasının yeterli olmadığını belirterek, buna rağmen devletin bu gerçeklerle henüz yüzleşmediğini ifade etti. Aktar şunları ifade etti: ''OHAL'in bıraktığı bu ağır bilançoyu, bu ağır tabloyu, bütün ülkenin gözüne sokarcasına göstermek gerekiyor. Yüzleşmek gerekiyor. OHAL döneminde yaşananların hakikatlerinin ortaya çıkarılması gerekiyor. Bu hakikati görmeden, bu hakikati ortaya çıkarmadan bu toplumsal travmanın aşılması son derece zor. Neden? Çünkü onlar ortaya çıkacak ki bütün toplum yasımızı tutsun. O yasımızı tutuktan sonra bunların nedenlerini bileceğiz ki geleceğe daha güvenle bakalım. Yoksa başka türlü bir sonraki kuşağa bir sonraki kuşağa biz bu travmalarımızın bir kısmını aktararak geçmiş olacağız."
Yüzleşme olmalı, özür dilenmeli
"En önemlisi ise biz kendimize bir hafıza oluşturmamız gerekiyor. Yaşananların bir daha tekrarlanmaması adına. Bir daha yaşanmaması için ne yapmak gerekiyor? Bunları belgelemek gerekiyor. Bir kısmı belgelendi ama bunlar çok az" diyen Aktar, bugüne kadar açılmış sadece 3 JİTEM davasının olduğunu belirterek, bunun da yeterli olmadığını söyledi. Aktar, o dönemde yaşananlardan hesap verilmesi gerektiğini vurgulayarak, Ergenekon davasında ise şimdiye kadar 'faili meçhul' cinayetlerle ilgili hiçbir şeyin olmadığını hatırlattı. Aktar, şunları ekledi: "Şimdi kalkıp 'biz OHAL'i kaldırdık, lütuf ettik. Siz buna minnettarlık ve şükran duymalısınız' deniliyor. Hayır, tam tersine yaklaşık 25 yıllık bir süreçte olağanüstü bir rejimle yönetilmiş bu topraklar. Bu dönemde yaşananların tümü açığa çıkarılması gerekiyor. Bize bir hesap verilmesi, özür dilenmesi gerekiyor. En azından tarihle yüzleşilmesi gerekiyor ki, bir anlam kazansın. Örneğin son süreçte herkes biraz daha temkinli davranıyor. Aman ne olur hassas davranalım süreç zarar görmesin. Hayır, tam tersine bu sürecin sağlıklı yürütülebilmesinin ön koşullarından birisi aslında orayla yüzleşmekten geçiyor. Bu aslında ön koşul olması gerekiyor. Sağlıklı bir çözüm açısından bu, olmazsa olmaz koşullardan biridir. Tek çare yüzleşmek ve o hakikati görmekten geçiyor."
SERKAN KURT / DİHA/AMED