İMC tv kumandanın 4 numarasındaydı, kapatılınca yerini boş bırakmıştım. 5 numarada Hayat Tv, 6 numarada Tv 10 vardı. Ve Özgür Radyo; 95.1 özgürlüğün sesi, daha ne denir ki?... Varlıkları önemliydi ama yokluklarında bu kadar sarsılacağımı düşünmemiştim. Bir de Zarok Tv, ilk sırada. Oturup saatlerce izlemezdim ama Kürtçe bilmediğim halde Zarok Tv çocukluğumdu sanki... Tv kumandasının o tuşlarına basıp karşımda o zulüm karası ekranı görmek, radyoyu o frekansa getirip o derin sessizlikle karşılaşmak... Kısa süreli de olsa bir karabasanın içine düşmedim desem yalan. Gözlerimi dağlamış, sesimi boğmuşlardı nihayetinde, nereye baksam o kara ekran çıkıyordu karşıma... Sonra Hediye Aksoy'u anımsadım silkindim, dedim; Yok, bu karanlık, bu sessizlik geçici. Ardında güneşin parlak ışıkları bekliyor bizi. Bu karanlık değil, bu sadece ucu güne bağlanacak bir gece...
Ne televizyonların, ne radyoların ne de gazetelerin kapatılması yeni bu ülkede. Biz hep yaşadık bu yasakları. Özgür Radyo daha önce beş kere kapatılmış mesela. Gazetelerimiz dergilerimiz kaç kere kapatıldı kaç kere açıldı çetelesini tutamıyoruz artık. Ama bir şeyden eminiz; onlar kapatır biz açarız yeniden, bir şekilde sesimiz çınlar her yanda. Çünkü gerçeğin sesidir sesimiz, adaletin sesidir, sevginin, barışın sesidir.
Tüm zalimler gibi AKP iktidarı da kendi sonunu hazırlayan bu sesi çaresizce susturmaya çalışıyor. Televizyonları, radyoları, gazeteleri kapatarak bunu yapabileceklerini hayal ediyorlar. İktidar medyası da bu hayalin içinde bir araç. Muhalif Tv ve radyolar kapatıldığında, bize ışıklar ve danslar eşliğinde karanlıkları sunan, esareti dayatan iktidar medyası, dişleri arasından kan sızan sırtlanlara döndü hepten. Savaşa karşı tek söz yok ağızlarında. Hep öyleydiler diyeceksiniz, biliyorum ben de ama ilk defa bu kadar rahatlar. Etraflarını gerçekle kuşatacak, anlatacakları yalanları yüzlerine çarpacak başka bir ekran kalmadı diye düşünüyorlar ne de olsa. AKP savaş demek, ölüm demek, Fransa'da Med Nuçe'yi uydudan çıkarttı ve tüm dünya birleşmiş oldu bu karanlıkta.
Lakin nafile bir çaba bu. Karanlık ebedi olsaydı; Hitler başarırdı, savaş suçlusu naziler ömürlerini cezaevlerinde ya da saklanarak tüketmezlerdi. Gerçekler saklanabilseydi Roboskî Katliamı sır olarak kalırdı. Ve daha bir sürü şey...
Hediye Aksoy ne demişti? "Karanlığı hiç görmüyorum". Gerillayken bir patlamada yaralanmış ve yakalanmasının ardından gereken tedavi yapılmadığı için kaybetmişti gözlerini. Ama sadece gözlerini kaybetmişti. Keskin görme yeteneği yerli yerindeydi. Yaşamaktan, direnmekten, umut etmekten hiç vazgeçmemişti. Cezaevinin daracık odalarında duvarlara ranzalara çarparak da olsa hiç durmamıştı, yürümüştü kendi deyimiyle. Zulmün alasını yaşamıştı, hala da yaşıyordu. Gözlerini kaybetmişti, kanser olmuştu, zindandaydı üstelik ama yüzünde o muhteşem gülümsemesi ve çevresine yaydığı umudu ile "karanlığı hiç görmüyorum" diyordu.
Tv ekranları karartıldı ve radyolar susturuldu. Gözlerimiz seslerimiz yasaklandı. Ama susmayacağız, o karanlığa düşmeyeceğiz. Onlar kapatacak biz açacağız. Onlar kendi medyasını dayatacak biz de onları izlemeyeceğiz, dinlemeyeceğiz, okumayacağız, biz de onları kapatacağız. Onlar düşmanlık tohumları ekecek biz kardeşlik ekeceğiz. Onlar savaş diyecek biz barış diyeceğiz. Onlar mahşere kadar iktidarda kalmak isteyecek biz onların iktidarını başlarına yıkacağız. Zulme karşı durmaktan ve güzel bir geleceği yaratmak için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.
Ama uzun ve zor bir gecedir yaşadığımız ve uyumak ölümdür bu gecede. Meşaleler yakılmalı gün doğumu kolaylaştırılmalıdır her bir koldan. Hadi kalkın, hadi!