Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi Deniz Bahçeci, sokaklarda mücadelenin örülmesi gerektiğini belirterek, “Gezi’den, 6-7 Ekim serhıldanlarından, öz yönetim direnişlerinden halkların gücü biliniyor. Gençlik bulunduğu bütün alanları kendi cephemize, mevziimize çevirmeli” dedi.

Devrimci Öğrenci Birliği üyesi Lütfiye Burcu Kara ise sistem içi gücün çatıştığını kaydederek, “Aslında biz burada onlar açısından demokrasinin ne kadar büyük bir yalan olduğunu gördük. Darbe girişimin öncesinde de ne Kürdistan’da ne de Türkiye’de demokrasinin olmadığının farkındaydık. Bunu bir kez daha kanıtlamış oldular” diye konuştu. İktidarın OHAL ilanıyla güçsüzlüğünü gösterdiğini savunan Kara, “Kendi öz örgütlülüğümüzü kurmalıyız. Üçüncü taraf olmalıyız. İktidara vurulabilecek son darbeyi vurabileceğimiz bir sokak hareketini örmeliyiz” dedi. 

Liseli Öğrenci Birliği (LÖB) üyesi Yaşam Önder, “Sokağa çıktığımız için bizleri öldürenler bugün sokağı mesken tutmuş durumdalar” hatırlatmasında bulundu. “Daha kanlı bir iktidar bizleri bekliyor” diyen Önder, “Katliamcı kafa kesen zihniyete karşı öz savunma örgütlemeli ve geliştirmeliyiz. Öz savunmadan başka yol yok” diye konuştu. 

Demokratik Gençlik Hareketi (DGH) üyesi olan Doğan Yolcu da darbeyi engellediğini söyleyen iktidarın, darbenin tüm koşullarını kendi iktidarı ve polis gücüyle getirdiğini söyledi. İbrahim Kaypakkaya’nın “İki gerici gücün çatışmasında taraf tutmamız söz konusu olmaz” sözünü hatırlatan Yolcu, gençlerin güçlerini birleşmesi gerektiğini söyledi. 






Sokaklar faşistlere bırakılmamalı


78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Türkiye’deki 15 Temmuz darbesi ardından sol ve demokrat çevrelerin, sokakları faşistlere bırakmaması gerektiğini söyledi. Can, “Sokağı kaybeden her şeyi kaybeder” dedi.

Celalettin Can, ANF’nin sorularını yanıtladı. Kürdistan’da, Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürtlere karşı savaşan iki gücün aslında birbirine girdiğini belirten Can, “Bu iki güç, Kürtlere karşı savaşan ancak başarısız olup birbirine düşen güçler. Tayyip Erdoğan aslında darbe süreci yaşatıyordu. Diğerleri darbe yaptılar. Onların darbesi elimine edildi. Ama Tayyip Erdoğan’ın darbesi bitmedi. Erdoğan bundan yararlanarak, darbeye karşı olan güçleri yan yana getirerek, kendi darbesini tamamlamaya çalışacaktır” dedi.

Bu darbe girişimi soruşturmalarında Ergenekon sürecinde olduğu gibi asla Kürdistan’da işlenen suçlara dönük olmayacağını kaydeden Can, “Çünkü Kürdistan’da işlenen suçlar bütün bir ordunun suçudur. Tayyip’in yanında duran Genelkurmay Başkanı da bu işin içindedir. Onun emrini veren Tayyip Erdoğan’dır ve suça ortaktır. Ayrıca Kürtler, bu devletin asıl sahipleri ve muktedirlerinin kırmızı çizgileridir. Kürdistan’daki suçlar yargılanmayacaktır. Generaller bundan dolayı yargılanmayacaklardır. Çünkü Kürdistan’da işlenen suçların ortağı siyasi iktidardır” dedi.


Süreç bitmedi

Bu sürecin Öcalan tarafından görüldüğünü belirten Can, darbelerle yüzleşmeyen Türkiye’nin sıkıştığı zaman çözümünü demokrasi ve demokratik uzlaşmalarda değil, darbelerde, asma ve kesmelerde bulduğunu hatırlattı. Sürecin devam ettiğini ifade eden Can, şunun vurguladı: “Asya’nın kanunudur bu. Kılıçla geleni kılıçla karşılarlar. Kılıçlar çekildi aslında ve kılıçların ilk aşaması, belki de en önemli aşamasında, darbeyi gerçekleştirenler ciddi bir şekilde darbelendi. Hükümet işin orada bitmediğini biliyor. Orduda çok geniş bir kesimin buna aslında destek verdiğini, ihanetler veya çekilmeler nedeniyle bazı şeylerin kaldığının farkında.” 


Türkiye bölünmüş durumda

Türkiye’nin şu anda bölünmüş durumda olduğunu kaydeden Can, “Biz sokakları bunlara bırakmayacağız, bırakmamalıyız da. Muhakkak ki, bu darbeyi bahane edip büyük operasyonlar yapacaklar. Kürtlere yüklenecekler. Anti-demokratik ortamı alabildiğine egemen kılmaya çalışacaklar. Bunların atacağı her anti-demokratik adıma, bizim sokağa çıkarak, sadece sokakla yetinmeyip çok zengin mücadele biçimleriyle, tavır koyup tepki göstermemiz gerekiyor. Bu konuda da bedel ödemeyi göze almak gerekiyor. Sokağı kaybeden her şeyi kaybeder. Bizim yapmamız gereken, en toplumsal ve ilerici güç olan Kürt Özgürlük Hareketi ve etrafındaki güçleri esas alıp ‘Kürtlerin etrafında örgütleniyoruz’ yalanını da bir kenara bırakıp bütün olumsuzluklara tepki göstermekti. Halkımızla birlikte bulunduğumuz mahalleler, sokaklarda, büyük kitle hareketleri, serhildanlar örgütleyerek bu süreci karşılamak gerekir. Biz sokakta silah kullanmayacağız. Kimseye saldırmayacağız. Sokakları, Türkiye’nin ve Kürtlerin geleceğini karatmak isteyenlere bırakmamalıyız” dedi.