Meryem ÇAĞ Erdoğan’ın yemin töreni ile Türkiye’de yeni bir rejim süreci de başladı. Çorlu’daki tren kazasında hayatını kaybeden 24 insan toprağa verilirken, Erdoğan sultanlığını top atışları ve davullarla ilan ediyordu. Bu rejim elbetteki yeni değil. Özellikle 15 Temmuz süreci ile birlikte OHAL ve KHK’ler ile fiili olarak Erdoğan tek adam faşizmi ile ülkeyi yönetiyordu. 24 Haziran seçimi ile kendi cephesinde faşizmi meşrulaştırdı. Elbette bugünlere gelmek de kolay olmadı, 15 yıllık iktidarda oluşlarını bir yana bırakalım, sadece 7 Haziran seçim sürecinde başlattığı savaş ile ülkeyi bir kan gölüne ve açık cezaevine dönüştürdü. Binali Yıldırım’ın ‘beğenmediğim proje’ dediği, Erdoğan’ın ‘Allah’ın lütfu’ olarak gördüğü 15 Temmuz süreci Erdoğan’ın Tek Adam Diktatörlüğünü hukuksal düzenini oluşturdu. Hem 16 Nisan Referandumu hem de 24 Haziran gecesi tavrı ile Erdoğan’ı güçlendiren bir yapı da tabi ki de CHP oldu. Devlet partisi misyonu ile vekil dokunulmazlığının kaldırılmasında ve savaş tezkerelerinde AKP’yi desteklemesinin sonuçları şimdi kendisini vuruyor... Faşizmin ruhuna uygun olarak Erdoğan’ın her sözü anayasa Mahkemesi işlevini görecek. Meclis’inde hiç bir işlevi kalmamış oluyor böylece. Erdoğan isterse yardımcıları veya bakanlar hakkında soruşturma açılabilecek ve artık vekiller sözlü gensoru önergesi dahi veremeyecekler. Yazılı soru önergelerini de sadece cumhurbaşkanı veya yardımcılarına iletebilecek. Ve TBMM bakanları veya bakanlar kurulunu düşürmeye yönelik gensoru verme yetkisine sahip değil. Bütçeyi artık Erdoğan meclise sunacak. Ülkeye dair söz yetki karar herşey Erdoğan’a bağlı. Seçim vaadi olarak kaldıracağız dedikleri OHAL’in şimdi kısmi OHAL olarak sürdürüleceği açıklandı. OHAL kaldırılsa dahi hiç bir anlam ifade edemez, çünkü Erdoğan tek başına zaten OHAL dolayısıyla OHAL kaldırılsa ne olur... Son kararname ile polis ve asker olmak üzere 18 bin kişi ihraç edildi bu ihraçların muhtemelen devamıda gelecektir. Kendi ordusunu polisini kurarken diğer kamu kurumlarını, işçileri es geçmesi beklenmez de. Kendisine bağlı bir devletin ayaklarını bu şekilde oluşturacaktır. Özellile sağlık ve eğitim bakanlıklarına patronların getirilmesi ile bu alanda çalışan emekçilerden başlayacak kıyım ile birlikte hizmetler de özelleştirilecektir. Güvenceli çalışma KHK’ler ile kaldırılmıştı ama şimdi sözleşmeli statü ile „güvenceli çalışma“ yasal olarak da kaldırılacaktır. Ve Erdoğan her nefes almaya ihtiyaç duyduğunda yeni bir KHK’ye çıkaracaktır. Bu durum da ekonomik sıkışmanın artacağını gösteriyor. Resmi olarak enflasyon oranı yüzde 15.39 olarak verilse de yaşamda bu oran iki katını aşan bir oranda hissediliyor. Seçim propagandasında yağdırdığı vaadleri, ödenen ikramiyeler, kısmi maaş zamlarını bugün kepçeyle geri alacaktır. Doların yükselmesini bir komplo olarak gören Erdoğan Başkanlığı aldığında düşecektir dediği dolar TL karşısındaki değeri artarak devam ediyor. KHK zırhı ile toplum üzerinde yarattığı korku ve baskıyı bu dönem daha da artıracaktır. Faşizm ancak bu şekilde kendini var edebilir. Tıpkı bir zamanlar Nazi Almanyasında olduğu gibi. Hitler de muhalefeti tutuklayarak, medyayı elinde tutarak“Tek millet, tek lider, tek evet“ kampası ile Cumhurbaşkanı olduğu sırada yaptığı ilk yasal değişikliklerin başında bütün memurların atanması ve ihraç edilmesi yetkisinin cumhurbaşkanına bağlanması ve Alman silahlı kuvvetlerinin tam yetkili başkomutanı olarak kendini tayin etmiştir. Sonrasını hepimiz biliyoruz... Sayın Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi „bugüne kadar yaşadıklarımız tek adam rejiminin fragmanınıdır, asıl korkunç kısmı 24 Haziran’da seçimle belirlenecek“ demişti. Ve 9 Temmuz’da padişah edası ile Erdoğan startını verdi. Fragmanda katliamlar yaşadık, şehirler bombalandı, Cizre bodrumlarında insanlar yakıldı, muhalifler tutuklandı, kadın katliamaları artarak devam etti. Sayısı yüzbinleri bulan emekçiler işsiz bırakıldı.Ve şimdi daha çok milliyetçilik ve militarizme sarılacaktır. Kurduğu savaş kabinesi bunun içindir. Bu filmi yaşayacak mıyız? Tek adam diktatörlüğünün gazabına uğrayan milyonlara milyonlar eklenecektir. Faşizmin, zorbalığın, yoksulluğun artacağı bu dönemde muhalefet tarihsel rolünü nasıl oynayacak?Yoksa şimdi de yerel seçimler üzerinden bir kazanımla umut yaratmaya mı çalışılacak? Erdoğan’dan tüm belediyeler alınsa bile, kayyuma karşı nasıl bir önlem alınacak? Muhalefet öz savunmayı gündemine alma cesaretini gösterebilecek mi? Çalınan oylar dışında resmiyete geçen ve Erdoğan’a Hayır diyen yüzde 47.42 lik kesimi bu sürece muhalefet nasıl ve hangi argümanlarla katacaktır.? Bu filmi gösterimden kaldıracak olan bizleriz.Kadınlar, gençler, emekçiler, devrimciler, demokratlar....