Kürt kentlerinde Türk okullarının askeri amaçlı kullanıldığı geçtiğimiz yıl özyönetim direnişinin sürdüğü alanlarda belgeleriyle ortaya çıkmıştı. Asker, polis, Esedullah timleri gibi katil sürüleri Sur, Cizre, Gever, Nusaybin, Şırnak vb yerlerde okulları karargah gibi kullanmış, dersliklerdeki tahtalara ırkçı, sömürgeci yazılar yazıp Kürtleri aşağılamıştı. Ve daha sonra da okullardan halkın üzerine ateş açılmış, onlarca kişi katedilmişti. Yani özcesi Kürdistan’daki Türk okulları devletin askeri politikaların bir parçasıdır. Zaten asimilasyon ve ajanlaştırma merkezi olarak kullanılan okullardaki eğitimin içeriği de tekçi; ırkçı, dinci ve cinsiyetçidir.
Ama Türk devletinin okulları Kürdistan’da 90 yıldır istediği sonucu alamamıştır. Kürdistan toplumu Tük okullarının asimilasyon merkezi olduğunun farkına varmıştır. PKK’nin başlattığı sömürge karşıtı savaş Kürt toplumunda önemli bir bilinç oluşturmuştur. Okullar artık Türk devletine istediği sonucu vermediği için devleti yeniden yapılandırmak isteyen AKP, CHP ve MHP faşist koalisyonu saldırıların merkezine emekçileri tasfiye etmeyi almıştır. Sözde darbecilere karşı operasyon yapan Türk devleti yapılanması emek hareketine saldırılara başlamıştır. Ama bu saldırıları ile istediğini alamayacağı gibi, devletin eğitim alanındaki politikalarının da artık iflas ettiği, yerine ne koyarsa koysun hiçbir şekilde sonuç alamayacağını görmek durumundadır. Çünkü Türk devleti o kadar çaresiz ve güçsüz bir durumdadır ki, kendi yetiştirdiği öğretmenlerden de, halkın seçtiği belediye başkanlarından da korkmaktadır. Yani Türk devleti ne bürokrasisine, ne demokrasisine güvenmiyor.
Düşünün; Kürdistan’da yerel yönetimler halkın oylarıyla seçiliyor. Hem de ezici bir şekilde, tablo şöyle. Şırnak Cizre: 36 bin 403 yüzde 81.6, Mardin Nusaybin: 36 bin 697 yüzde 78.7, Şırnak Silopi: 27 bin 355 yüzde 78.1, Van Özalp: 18 bin 007 yüzde 71.6, Diyarbakır Silvan: 25 bin 508 yüzde 69.5, Hakkari: 17 bin 788 yüzde 66.7, Mardin Derik: 18 bin 086 yüzde 64.4, Iğdır Hoşhaber: 778 yüzde 61.7, Mardin Mazıdağı: 8 bin 790 yüzde 61.7, Mardin Dargeçit: 7 bin 281 yüzde 60.1, Batman İkiköprü: 981 yüzde 56.2, Batman: 91 bin 231 yüzde 55.8, Diyarbakır Sur: 29 bin 989 yüzde 54.4, Urfa Suruç: 23 bin 050 yüzde 52.5, Batman Gercüş: Bin 402 yüzde 52.4, Siirt Eruh: 2 bin 089 yüzde 52.3, Iğdır Tuzluca: 2 bin 320 yüzde 51.6, Van Edremit: 25 bin 020 yüzde 50.9, Batman Beşiri: 2 bin 172 yüzde 50.4, Ağrı Diyadin: 3 bin 568 yüzde 48.4, Van Erciş: 34 bin 553 yüzde 49.4, Van İpekyolu: 60 bin 186 yüzde 48.3, Muş Bulanık: 4 bin 553 yüzde 45.8, Erzurum Hınıs: 4 bin 916 yüzde 39.1
AKP eskiden hile ve baskılarla seçim kazanacağını sanıyordu. Ama olmadı. Bütün hile ve saldırılara rağmen Kürtler, demokrasi güçleri sürekli kazanan taraf oluyordu. 7 Haziran 2015 genel seçimlerindeki HDP’nin tarihi başarısı Türk devletinin tarihsel yenilgisi anlamı taşıyordu. Bunun için darbe ile seçimi geçersiz kılıp 1 Kasım 2015’te erken seçime gitmesi de Türk devletinin ve AKP’nin hesaplarını boşa çıkarmıştır. HDP bütün baskılara rağmen Türk devletini ve AKP’yi yenerek tarihsel bir süreç başlatmıştır. AKP şimdi 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişimini bahane ederek, yanına CHP ve MHP’yi de alarak tarihsel bir saldırı dalgası başlatmıştır. Ama bu saldırı dalgası kesinlikle sonuç alamayacaktır. Belediyelere atanan kayyımlar da hiçbir şekilde başarılı olamayacaktır. Çünkü söz konusu olan bir halk ve bir halkın özgürlük mücadelesiyle özgürlüğünün tadına varmasıdır. Ve özgürlüğün tadına varan hiçbir halk asla eskisi gibi köle olarak yaşamaz, yaşayamaz. Bu nedenle kendi varlıklığını savunma savaşı veren Kürtlerin özgürlük mücadelesi artık Türkiye halklarının da özgürlük mücadelesi haline gelmiştir.
Yani sömürge valiler ve Ankara faşist hükümeti ne yaparsa yapsın Tayyip Erdoğan’ın korkusunu dindiremez. Çünkü, devletin en güvendiği okullar devletin en korkulu rüyası haline dönüşmüş. Belediyelere kayyum atayarak kendi valilerini halkın hedefi haline getiren devlet, öyle bir direnişe zemin sunmuş ki; Erdoğan’ın korkusunu daha da katmerleştirmiştir.