2015-2016 ders yılı bu hafta başladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da okullar Kürdistan’da lokal olarak öğrenim boykotu ile başladı. Lokal olarak diyorum, her sene olduğu gibi bu yıl da okul boykotu Kürdistan’ın genelinde değil, özgürlük mücadelesinin kök saldığı, kitlelerin ayağa kalkabildiği yerlerde gerçekleşiyor.

Anadilde eğitim hakkı uluslararası hukukun kabul ettiği temel insan haklarından en başta gelenidir. Kürt çocuklarının da ilkokuldan başlayarak yüksek tahsil (üniversite veya yüksek okul) bitirinceye kadar kendi anadilinde eğitim görmesi en doğal hakkıdır. Doğal hakkıdır ancak diğer doğal hakları gibi Kürt çocuklarının bu hakkı da gasp edilmiştir.

Ulusal demokratik mücadele olmadan kimse, kimseye hakkını altın tepsi içerisinde hediye etmiyor. Bu doğruyu hayat bize öğretti. 1981-1990 yılları arasında “Kürt dili” yasaklanmıştı. O dönemde Kürt Özgürlük Mücadelesi geliştikçe, Kürt aydınları kendi anadillerini konuşmak, kendi anadilleri ile yayın yapmanın mücadelesini verdikçe sömürgeci sistem bu sömürgeci antidemokratik yasayı kaldırmak zorunda kaldı. Şehit Vedat Aydın’ın İnsan Hakları Derneği kongresinde kendi anadili ile konuştuğu için tutuklandığı, Yeni Ülke, Deng dergilerinin yazı işleri müdürlerinin, sahiplerinin kovuşturmaya uğradıkları, dergi ve gazetelerin toplatıldığı hatırlardadır.

Kürtlerin belli bir statüye sahip oldukları Güney ve Güneybatı Kürdistan’da (Rojava) Kürt çocukları kendi anadilleri ile eğitim yapıyorlar. Kürtlerin herhangi bir statüye sahip olmadıkları özellikle Kuzey ve Doğu Kürdistan’da ise Kürt çocukları kendi anadilleri ile değil, sömürgeci sistemin dili ile eğitim görüyorlar. Demek ki her şeyden önce çocuklarımızın kendi anadilleri ile eğitim yapabilmesi için Kürdistan’ın Kuzey ve Doğu’sunda yaşayan Kürtlerin de belli bir statüye kavuşmaları, kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmaları gerekmektedir.

Geçen yıl Kürdistan’ın kuzeyinde Diyarbekir, Cizîr ve Gever’de Kürtçe eğitim yapan okullar açıldı. Sömürgeci sistemin aç-kapa taktiği boşa çıkarıldı. Ancak bu okullara ilginin çok az olduğu ortaya çıktı. Bunun en temel nedeni, bu okullardan mezun olan çocukların orta ve yüksek eğitimlerini tamamlayabilme olanaklarına sahip olup olmayacakları endişesidir. Kültürel sömürgeciliğe karşı mücadele uzun soluklu bir mücadeledir. Bundan otuz yıl önce Kürt dilinin varlığı kabul görmüyordu. Kürtçe alfabe sanık sandalyesine oturtuluyordu. Savcıların iddianamelerinde Kürtçe diye bir dilin olmadığı belirtiliyordu. Yani anlayacağınız Apê Musa’nın deyimiyle eksi onbeşlerden artılara kadar geldik. Daha yukarı derecelere ulaşmak için hem öz yönetimleri, hem de öz savunmayı daha da güçlendirmek gerekiyor.

Kültürel sömürgeciliğe karşı mücadelenin yolu öz savunmadan geçer. Öz savunma sadece sömürgeci eğitim sistemini bir haftalık boykotlarla proteso etmekte değildir. Bu boykotu süreklileştirmek, kapsamını geliştirmek, genişletmektir. Bunun için de Kürt halkının aynen Güney ve Güneybatı Kürdistan’da olduğu gibi belirli bir statüye sahip olması gerekmektedir. Öz yönetimleri sadece ilan etmek yetmiyor, onun alt yapısını, temelini sağlamlaştırmak gerekiyor. Bunu nasıl sağlıyabiliriz derseniz, günahı ve sevabı ile Güney ve Güneybatı Kürdistan deneyimleri gözlerimizin önündedir. Başka bir tarafa bakmaya gerek yoktur diye düşünüyorum. Sevgili Kürt çocukları hiç merak etmeyin; şafak sökecek sizler de kendi okullarınızda kendi eğitim sisteminizin kanatları altında kendi anadilinizle eğitim yapacaksınız. Tarihin tekerleği geriye değil hep ileriye gider. Tarih öyle diyor! 


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA: 

* 1 Ekim 1962’de İstanbul’da sahipliğini ve başyazarlığını Kürt yurtsever devrimci Edip Karahan’ın yaptığı Kürtçe-Türkçe “Dicle-Fırat” aylık olarak yayınlanmaya başlandı.

* 2 Ekim 1908’de İstanbul’da Kürt Teavün ve Terakki Derneği kuruldu. Dernek aynı isimle bir gazetede yayınladı.

* 2 Ekim 1979’da İran’da İslam anayasası için yapılan referandumu ulusal ve demokratik hakları tanınmadığı için Doğu Kürdistanlılar tarafından protesto edildi.

* 5 Ekim 1962’de Suriye’de yapılan nüfus sayımında 120.000 Kürt ecnebi (yabancı) olarak kaydedildi. Bu rakam bilahare 250.000 kadar çıktı. Bu kişilerin vatandaş olmadıkları için hiçbir siyasal ve ekonomik hakları yoktu.

* 5 Ekim 2014’te Kobanê’de Miştenûr tepesinde fedai eylemi yapan Efrinli Arîn Mîrkan şehit düştü.