Felsefedeki olay kavramı bugünlerde gittikçe somut bir kompozisyon haline geliyor. Türkiye’de ve Ortadoğu’da öyle şeyler oluyor ki, her biri yeni sonuçlar, yeni durumlar yaratır kudrette.

Olay, tarihsel uzamın içinden bir kopuş ve kesintiyse, olumsuz ve olumlu sonuçları itibariyle mutluluk ve keder üretebilir. Olayın sonlu veya sonsuz uzamda yaşama müdahalesi, uzamın dışında düşünme ve modern gidişatı kesintiye uğratmasıyla yeni çağrışımlar yaratır, sonuçları itibariyle de yeni düzlemler kurar. Olay, “huzur ve güven ortamının” bozulması ve yeni “ortamların” mümkünlüğü olasılığıdır. Yeni “olaylar çıkarma” temelinde, yeni oluşlara doğru hazırlık ve etkinliktir. Burada devrimci politikanın hazırlığı, tıpkı kaos aralığı teorisinde olduğu gibi, mutluluk ya da keder sonucunu belirler. 

Bir de olumsuzlama vardır. Olumsuzlama Parmaneides’den, doruğa ulaştığı Hegel felsefesine kadar, negatif diyalektiğin hayatı çelişkiler ve antagonizmalar üzerine bina eden bir “insan insanın kurdu” düşüncesidir. Çelişkiler ve kavgalar birbirinin neden ve sonucudur. Buna da teleoloji deniliyor. Teleoloji, olguculuğun zirvesi ve Kürt Halk Önderi’nin pozitivist putçuluk dediği modern bir dogma.

Olumsuzlamada, ne denli yıkıcı ve boyutlu olsa da, gerçekleşen tarihi ve gündelik gelişmelere karşı kayıtsızlık ya da kör bir karşı koyuş vardır. Modern siyaset felsefesinde hayatın yeni havasını algılayarak kendisini yeniden kurmak yerine, bulunduğu statünün konforuna yaslanarak karşıtlık ya da tarafgirlik beyanıyla tanırız onu. Kavramı reddiyeci muhalefet ve oturduğu yerden “istemezük” diye Türkiye siyasetine uyarlayabiliriz. 

Olumsuzlama varlık ve öznenin kendini eksiklik ve yarımlık üzerinden temellendirdiği genel bir açlık ve saldırı durumunun temel mantığıdır. Saldırdıkça tatmin olmayan zaptın ve iktidarın temel itkisidir. İmparatorlar ve hegemonların tarihsel halet-i ruhiyesi...

Olumlamada ise yaşamın iyinin ve kötünün ötesinde (Nietzsche) akış ve sonsuzluk içinde coşkulu karşılanması vardır. Gelişen her duruma göre kendini yeniden kuran ve her defasında yeni özgürleşme odakları yaratan bir politik kurucu olumsallıktır. Statizm ve “müesses nizamlar” bulunmaz burada, hayatın sonsuz ufukta karşılandığı ve yenilendiği bir Nietzsche nehridir o. 

Biz Kürtler için yaşanan her olay, bizimle ilgisi olsun ya da ilgisiz görünsün, bizi öldüren modernizme kendi müdahalemizi yapmamız için yeni bir yoğunluk ve fırsat sunar. Buna kaos da diyebiliriz, çünkü elimizde aslında kazanım mazanım yok! Tek kazanımımız olan Rojava Devrimini de bir olay değerlendirmesini başararak gerçekleştirmedik mi? Orhan Veli’nin şiirindeki gibi birdenbire oldu her şey...

Modernizmin esas düşmanı bir siyasal pozisyondayız çünkü. Her ne kadar ta içlerinde kendimize yer etmiş olduğumuzu zannetme gafletine düşenlerimiz olsa da; her an ona kendimizi olanca şiddetimizle dayatmaya hazır haldeyiz. Özgürlük için kendi yolunu kendi yöntemlerinle oluşturmaktan başka yol yol çünkü. Zira “olay” ile “hakikat” arasında dolayımlı bir bağıtlanma ve uzam vardır.

Bizim “olayımız” kendiliğimizi ortaya koyabilecek karşı ve kurucu politikamızda. Bunu başardığımız “hakiki” günler yaşayacağız. 

Kavramsal düzlemde oluş, olay, olumsuzlama ve olumlama derken buna pratik, etik-politik yanıtla birlikte Kürt varlığı gerçek “oluyor”. Sonuçta olay, yüksek gerilimli bir şok durumudur çoğunlukla.