Brezilya'da bir favelada uyuyordum. Sadece kalın mukavva kutusundan ve parti propaganda tabelasından inşa edilmişti. Sao Paulo'nun sağcı başkan adayının salakça gülümsemesi yatağın ayak ucundaydı. Önünde şişeler doluydu. Fısıltı gibi akan bir nehir sesi duyuluyordu. Eğer bunun evin altından açıktan akan lağım olduğunu bilmeseniz romantik gelebilirdi. Lağım nehrinin sesi gecekondunun yalan duvarını aşan horlamalar, çocuk ağlamalarına karışıyordu. Biraz koşma sesi geldi. Küçük bir inilti. Çıktığımda bir adamın başında 2-3 kişi toplanmıştı. Birkaç çocuk. Kan akıyordu ama henüz lağıma kadar bile gitmemişti. Biraz sonra 'öldü' dediler. Bıçaklanmıştı. Ben 'neden' diye sordum. Kimse cevap vermedi. Anlamadılar diye bir daha sordum sanki nedenini söylediklerinde ölü kalkacak gibi. 'Bilmem dedi arkadaşım sormadım ve favela burası, bir nedeni olması gerekmez.' Politikacının suratı ayak ucunda sırıtmaya devam ediyordu.

Yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum. Ölümler nedensizleşmeye ya da neden hiçleşmeye başladığında her şey çoktan bitmiş olacak. Gazeteci arkadaşımız Nuh Köklü, kartopu yüzünden öldürüldüğünde, gerçek, insanın yine yüzüne çarptı. Hızla yuvarlanıyoruz yoksunluk cehenneminin dibine. Anlatmaya çalıştığımız bu. 

Cinayetler, tecavüzler, katliamlar tesadüf değil ve bu yüzden kolektifler, komünler, kooperatifleri her yerde küçüklü, büyüklü örgütlemeye çalışmamız. Bu daha iyi bir ekonomi, verim tartışması değil insanlığın imhasını durdurma çabası. 

Daha önce de yazdığım bir benzetmeyle; bir yanda beyaz çocuklarla yarıştırılan Indian çocukların bir engel karşısında o engeli aşabilmeleri için arkalarından gelen beyaz çocukları bekleyen -çünkü bir dahaki engeli tek başına aşamayacaklarını bilen- dayanışma duygusuyla, öte yanda gaz odalarına atılmış insanların gaz verilmeye başlandığı anda biraz daha yaşayabilmek için önce düşenlerin, kardeşlerinin sırtına basarak üste çıkmaya, 15-20 saniye daha yaşamaya çalışmaları...

Cinayet, tecavüz ve alçaklık; bu tekeli elinde bulunduran devletin, cinayet, idam, tecavüzü hapishaneler ve hadımlaştırıcı eğitimin konması, cezalarının artırılması, zorunlu eğitimin 1000 yıla çıkarılması ile çözülmez. Çünkü zaten devletin kendisi cinayet, katliam, tecavüz ve erkektir. Monarşik sistemin baş mümessili, mümessil yardımcısı, baş sallayanları, kıç yalayıcıları hepsi aynı bokun soyu değil mi? 

Bütün bunlar yüzünden Kobanê'nin yeniden inşasının kolektifler, komünler, kooperatiflerle ekolojik olarak yapılması ile diğer biçimler arasında sadece malzeme farkı değil insanlık farkı var. Yoksa yitirdiğimiz arkadaşımızın Nuh'un son sözlerindeki 'Ne olur bu bir rüya olsun' deyişi ne yazık ki bir kabus değil ama siz mutlaka uyanın...