Ankara'da patlayan bomba sadece barış isteyenleri öldürmedi, sonrasında katilleri sahiplenen ve daha! daha! diyerek alkış tutanların kana kesmiş ulumalarıyla birleşti ve barış umutlarını da paramparça etti. Ezberimiz bize torbamızda umut var dese de, her şey güzel olacak, barış gelecek, kardeşçe yaşayacağız zalime zulme inat diye fısıldasa da yüreğimiz, Ankara'dan sonra bu eskisinden daha zor.
Çünkü; toplumun devlet ve iktidara sırtını dayamış bir yarısı ırkçı faşist tutumunu ortaya koyarak, diğer yarısına düşman olduğunu ilan etti Ankara'da. Hem de pervasızca, açıktan açığa, hem de öldüresiye, öldürüp arkasından zil takıp oynayasıya.
Ayrımcılık ve nefret üzerine kurulan devlet politikalarının topluma ne derece nüfuz ettiğine, faşizmin ne derece kitlesel destek bulduğuna da kanıt oldu Ankara.
İzlanda-Türkiye futbol maçında, katliamda ölenlere saygı duruşu yapılmasını protesto edenler, bunu da tekbir getirerek gösterecek kadar pervasızlaşanlar gösterdi ki sosyal medyadaki hakaret ve küfürleri önemsiz göstermeye çalışmak gerçeği gizleme çabasından başka bir şey değil. Zira ortaya çıkan düşmanlık ve nefret hiç de sanal değil, hatta fazlasıyle ve sosyal hayatı tehdit edecek kadar gerçek. Şişkin bir özgüvenle her yerde ortaya çıkıyor üstelik. Bu sözleri duyup tepki verirse linç edilir düşüncesi ile pek çok kişi toplu taşıma araçlarına binmek istemiyor mesela.
Toplum birbirine düşmanlaştırılıyor, araya aşılmaz ayrılıklar sokuluyor diye feryat ediyorduk ya, artık olan olmuş. Politikacıların elbise değiştirir gibi söylem değiştirebilmeleri mümkünse de toplumun bu hızla değişmeyeceği, yıkılan dostluk duygularının kolayca onarılamayacağı ve karşıtını yaratma potansiyeli taşıdığı da gerçeğin ve sorunun en önemli tarafı belki de.
Hal böyleyken katiller ve giderek toplumun ırkçılık zehrine bulanmış bir yarısı neden bu kadar rahat, bu kadar pervasız, hiç düşündünüz mü? Oysa savaş, iç çatışmalar Türkiyenin tamamı ve içinde yaşayan herkes için korkunç. Peki neden nüfusun yüzde ellisi savaş çığırtkanı? Neden barışa düşman? Neden barış için sokağa çıkanları öldürüyor yada katili alkışlıyor? Öldürdüğünün ardından değil üzülmeyi, üzülmüş taklidi yapmayı, ağza alınmayacak hakaret ve küfürlerle saldırılarını sürdürüyor? Oysa bu ülkede savaş demek askerin polisin o savaş taraftarlarının da çocuklarının ölümü, yoksulluk, kaos, yaşam başta hiç bir hayati güvecenin kalmaması demek. Bunu bilmiyorlar demek mümkün mü? Sınır boylarında yaşanan vahşi savaş manzaralarını, savaşın yol açtığı göçle ölmekten beter bir yaşamın onları beklediğini pek ala biliyorlar. Peki bile bile bu çukura yürümeleri?
Bunun nedeni barış savunucularının ille de barışı savunmaya devam edeceklerine, aklı selimden vazgeçmeyeceklerine olan inanç olabilir mi? Ne de olsa rahatları yerinde. Bizim karşımızda faşizm var, onların karşısında ille de barış, kardeşlik, eşitlik diye ölenler.
AKP, devleti de eline dolamış vuruyor, kırıyor, öldürüyor, aklı selime davet edilen biz, barıştan vazgeçmeyecek olan biz! Ölülerimzin ardından küfür hakaret onlara serbest bize öfke, gözyaşı bile yasak. Çocuklarımıza barış içinde yarınlar bırakacaktık, artık o çocuklar mezarda, yarınları yok.
Sorunlarımıza 95 yıldır demokrasi kuralları içinde çözüm arıyoruz ya, yanlış yerlere mi bakıyoruz? Siz ne dersiniz?