H. Yekta EREN
Ortadoğu ve Türkiye’de var olan toplumsal sorunlar her geçen gün daha bir derinleşiyor. Bütünüyle tarihinin en büyük şiddet sarmalına alınan Ortadoğu ve Türkiye’de özgürlük sorunu ve toplumsal sorunlar içerisinde çözümsüzlüğün umutsuzluğuna saplanmış kitlelere adeta farklı bir yaşamın varlığına dair tek bir umut ışığı yokmuş gibi bir ortam oluşturuluyor. Kapitalist modernite güçleri içerisine düştükleri kaostan çıkış yolları bulamayınca Ortadoğu’da bulunan krizi sürdürmeye böylece soluk almaya çalışıyorlar. Bu krizi de tabi ki toplumsal sorunları daha bir derinleştirerek besliyorlar. Çözümsüzlüğün ve toplumsal sorunların bu yönlü artığı bir ortamda çözüm siyasettir diyor Kürt Halk Önderi Öcalan, kavramların özünden uzaklaştırıldığını esas işlevlerinden çarpıtılarak soyutlaştırıldığını belirtip, siyasetin sorunları çözme sanatı olduğunu vurguluyor. Demokratik siyaset kurumlarının güçlü olduğu bir toplumun başta özgürlük ve ahlak sorunu olmak üzere birçok sorununu kendi kendine çözebilme gücüne ve kapasitesine sahip olabileceğini her fırsatta yine savunmalarında çok daha sistemli bir şekilde dile getiriyor.
Tarihin en büyük insanlık suçları kategorisine çoktan girmiş olan İmralı ağırlaştırılmış hukuk dışı tecridi, 7 Kasım 2018’de başlayıp 26 Mayıs’ta başarıyla sonlandırılan tarihin en yüksek katılımlı açlık grevi direnişi sonucunda küçücük de olsa bir çatlakla kırıldı. Başta zindanlarda ve dünyanın birçok yerinde yürütülen tarihi direniş sonucunda İmralı Adası’na giden avukatlar Öcalan ile görüşmeyi başardı. Tabi tüm kamuoyu, başta Kürt halkı olmak üzere bütün Ortadoğu halkları için böylesi bir süreçte, yaşamın kendisinin tartışıldığı bir dönemde, serapta karşılaşılan bengisu olarak tanımladıkları bu görüşmelerde merakla beklenilen Öcalan’ın ne diyeceğiydi. Avukatların yaptığı açıklamalar kamuoyunda çokça tartışıldı, özellikle ortak yaşam perspektifi olarak tanımlanan 7 maddelik deklarasyon hala aynı sıcaklığını koruyarak tartışılıyor nitekim bunun sonucunda, Öcalan tarafından hazırlanan deklarasyon eksenli, Ortadoğu’da çözümsüzlüğün merkezi olan Suriye üzerinden devletler arasında diplomatik görüşmeler yapıldı, yapılmaya devam ediyor.
Toplumsal sorunların çözümüne dönük en gelişkin çözüm önerilerine sahip olan Öcalan’ın yakinen bildiğimiz karakteri gereği söylediği her sözün veyahut cümlenin derinlikli okunması gerektiğini iyi biliyoruz. Nitekim kendisi sadeliğin yalın diliyle hakikati ifade etmeyi temel ifade yöntemi olarak tercih etmektedir. Öcalan’ın 12 Haziran’da avukatlarıyla yaptığı görüşmede kısmen tartışılsa da temel gündem haline gelmeyen temizlik vurgusu baya bir dikkat çekici görünüyor. Kısmen de olsa ilgili olan herkes böyle bir vurgunun klasik bir değerlendirmeden ibaret olmadığını iyi biliyor. Öcalan yapılan görüşmede ‘Temizlik önemlidir, her yere temizlik gereklidir. Sokaklara, şehirlere, insanlara, siyasetlere de gereklidir’ dedikten sonra, her sabah uyandığından kendisini sorguladığını bir üretiminin olup olmadığını, içerisinde kaldığı koşullarda nasıl faydalı olabileceğini kendisine sorduğunu belirtiyor.
Toplumsal sorunların, bireyciliğin, insanı insansızlaştıran demir bir kafesi andıran kent yaşamının bu kadar arttığı, ekolojik sorunların ve toplumsal cinsiyetçiliğin çıkmazında debelen yaşamın sos sinyali verdiği bir dönemde Öcalan’ın temizlik vurgusu nereden başlanılması gerektiğini bizlere gösteriyor. Sokaklara, şehirlere, insanlara ve siyasete temizlik gereklidir diyor. Sistemin oluşturduğu bütün kirlerden arınmaktan bahsediyor. Kirletilen zihinler, kirletilen birey ve toplum, kirletilen siyaset, çözümsüzlüğün denklemi bu olsa gerek. Üretimden ve emekten kopartılan zihin, birey, toplum ve siyaset portresi, bizleri, içerisinde bulunduğumuz süreci gayet iyi özetliyor. Bundan kurtulmak istiyorsanız eğer kirlerinizden arının, üretin, emek verin, faydalı olun diyor. Nitekim kapitalist sistemin yaratmak istediği birey ve toplum portresi bu tanımlama içerinde ‘çöp’ ifadesine çok uzak kalmıyor. Düşünmeyen, sorgulamayan, işe yaramayan, üretmeyen enerjisini yitirdiğinden akışkanlıktan donuk bir pozisyona geçen birey ve toplum. Akmayan kokar, işe yaramayan çöp haline gelir. Kokunun, çöpün olduğu yerde hastalık gelişir, sorunlar artar yaşamın kendisi artık tartışılır bir hale gelir. Tam da şuanı, içerisinde bulunduğumuz durumu özetliyor. Ortadoğu ve Türkiye kokuşmuş rejimlerden ve sistemlerden kaynaklı tarihinin en büyük çözümsüzlüğünü yaşıyor. Tarihin hiçbir döneminde coğrafyamızda sorunlar bu yönlü derinleşmemiş, çözümsüzlük artmamıştı.
Temel çözüm aracı olarak tanımladığı siyasete de temizlik lazım diyor, çözüm sunan, ön açıcı eleştiriler geliştiriyor. Siyasal çözüme, demokratik siyasetin gücüne Ortadoğu’da en çok inanan Önder pozisyonunda olan Öcalan’ın temizlik vurgusunu iyi okumamız gerekiyor. Sorunların bu yönlü derinleştiği bir dönemde çözüm üretmeyen siyasetin temizlenmesi gerekiyor. Nedir bu temizlik buradaki vurgu da ne anlatılmak isteniyor? Radikal demokrasi çerçevesinde oluşturulan siyaset çözüm üreten siyasettir, inşacı siyaset olarak tanımlanır.
İnşacı siyaset toplumu kendi kendinin sorunlarını çözebilecek kurumsallığa ve örgütlülüğe büründüren siyasettir. Tam da burada temizlik lazım, inşacılıktan uzak anlayışlardan, anti demokratik tutumlardan, toplum dışılıktan, cinsiyetçilik, dincilik ve milliyetçilikten, liberalizmden arınmak lazım. Tabandan uzak, gelenekten kopuk, üretmeyen, merkeziyetçi, bireysel ve ailesel gelecek kaygısıyla yürütülen siyasete temizlik lazım. Kendimizi sistemden aldığımız bütün kirlerden arındırırsak, bu arınmayı sahip olduğumuz, cinsiyetçi, dinci, milliyetçi ve pozitivist zihniyet kalıplarından kurtularak kendimizden başlatırsak o zaman hayal ettiğimiz, özlediğimiz, istediğimiz demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yaşamın en güzel tanımı olan demokratik ulusu ve onun boyutlarını hiçbir güce ihtiyacımız olmadan kendi ellerimizle inşa ederiz.