Sayın Öcalan’ın 21 Mart’ta Amed’de okunan tarihi çağrısıyla başlayan Demokratik çözüm süreci ve ondan sonra yaşanan gelişmeler gündemi belirlemeye devam ediyor. Daha uzun sürede gündemin birinci maddesi budur. Çünkü Türkiye ve Ortadoğu’nun geleceği bu tartışmalara ve mücadeleye bağlı olarak şekillenecek. Durum böyle iken hala daha yüzeysel yaklaşımlar ya da eskiyi yeni biçimlerde ambalajlayıp sürdürme çabaları devam ediyor. Bu da sürecin verimli ve hızlı ilerlemesini geciktiriyor. Süreci sabote etmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyor.

Hükümet çevrelerinin hala savaş dilini sürdürmesiyle, “Terör-terör sorunu vb.” gevelemesiyle olmaz. Kürt halkı üzerindeki sömürgeci zulme son verip temel istemlerini kabul etmekle olur.
Erdoğan’ın danışmanlarının “PKK içindeki kanatlar, şahinler-güvercinler vb.” bayat tekerlemeleri sürdürmesiyle olmaz. PKK ve Kürdistan halkı her şeyi tartışmaktadır. Ama demokratik-barışçı çözüm hamlesini kesin başarıya ulaştırmak için. Bunu PKK’nin zaafı olarak görmek-göstermek, buradan tasfiye planları yapmakla olmaz. Bu oyunları bırakmakla olur.
Bir yandan “Sosyalistler-Aleviler PKK’de etkin, barış istemiyorlar” deyip bir yandan da “PKK Sünni İslam temelinde AKP ile anlaştı. Diğer ezilenlerden koptu” demekle olmaz. PKK ve tüm ezilenlerin ortak demokratik istemler temelinde birleştiğini-birliği daha da güçlendireceğini görmekle olur.
“Bin yıllık kardeşiz, kız aldık verdik” kafasıyla olmaz. Kürdistan halkının ve tüm ezilenlerin sorunlarını-istemlerini anlamakla, kabul etmekle olur.
 Çözüm diyerek Roboskî katliamının, faili meçhul denen cinayetlerin üstünü örtmekle olmaz. Tersine üstü örtülen bütün katliamların açılması ve temizlenmesiyle olur.
Zindanlardaki baskı ve zulmü sürdürmekle olmaz. Zindanları boşaltmak ve tüm tutsaklara özgürlüklerini iade etmekle olur.
Demokratik çözüm olsun derken gizli Hizbullah-kontrgerilla çetelerini polislerle birlikte gençliğin-halkın üzerine sürmekle olmaz. Toplumun tüm ezilen kesimlerinin seslerine kulak vermek ve onların sürece kendi öz istemleriyle katılmasına karşı çıkmamakla olur.
“Gerilla çekilsin, silah bıraksın” derken yeni karakollar-zindanlar yapmakla, yeni korucu alımlarıyla, askeri operasyonları sürdürmekle olmaz. Operasyonlara son vermek, koruculuğu lağvetmekle olur.
“Gerilla çıkıp gitsin, yasaya gerek yok” diyerek adeta laubalice “Canım, arazi olsunlar” demeye getirmekle olmaz. Kalıcı bir çözüm isteniyorsa her adımın yasal-anayasal bir çerçeveye oturmasıyla, yeni demokratik bir anayasayla olur.
“Zaten Kürtlerin her hakkını verdik, daha ne istiyorlar ki?” demekle olmaz. A’dan Z’ye eşit ve özgür bir yaşam için her türlü olanağı yaratmakla olur. Bunun yasal-anayasal-toplumsal-psikolojik şartlarını yaratmakla olur.
“Barış-çözüm- silah bıraksınlar” derken Sayın Öcalan üzerindeki tecridin sürdürülmesiyle olmaz. Bu süreç Öcalan’ın çağrısıyla başlamışsa ve sürecin ilerlemesi için her adımda Öcalan’ın katkısı bekleniyorsa Öcalan üzerindeki hukuk dışı tecridin kaldırılması ve onun da muhatapları kadar özgür olmasıyla olur. Buna Öcalan’dan çok süreci gerçekten ilerletmek isteyenlerin ihtiyacı vardır. Murat Karayılan ve diğer KCK yöneticileri bunu defalarca ifade etmişlerdir. Öcalan ile doğrudan temas olanağı istemektedirler. Bu duyulmalı, anlaşılmalı ve ciddiye alınmalıdır.
Bu hızlı süreci seyredip “Bakalım, bu sefer ne olacak?” demekle olmaz. Tüm ezilenlerin birleşmesi ve kendi öz örgütlenmeleriyle mücadeleyi yükseltmeleriyle olur.
İyi biliyoruz ki ne kadar birlik, ne kadar başarılı mücadele olursa o kadar kalıcı çözüm, demokrasi ve barış olacaktır.