Gülüşlerimizi esir eden tablo ortada. Uzatılan barış elini sıkmamakta direnen AKP’nin saldırıları artarak devam ediyor. Bırakın barışı, yasal, demokratik alanda yürütülecek mücadelenin dahi zemini Kürtlere tamamen kapatılmış durumda. İktidarın Öcalan’a, BDP’ye, demokratik kurumlara yönelik saldırılarına barış için ülkeye gelen gerillalara verdiği cezalar da eklendiğinde Kürtleri tek bir çıkışa zorladığı rahatlıkla söylenebilir. Kürtler dağda kalmaya hatta dağa çıkmaya zorlanıyor.
Çünkü Kürtler barışa tutkuyla sarıldıkça AKP’nin foyası ortaya çıkıyor. Bu gün çatışmalarda ölen asker ve polis ailelerinden yükselen feryatlar bunun açık kanıtı. Bir polis babası çıkıp "evladımın kanını bu vatana helal etmiyorum" diyebiliyor artık. Devlet korkusu, evlat acısı ile birleşen barış düşü karşısında erimeye başladı bir anlamda.
Toplumu kıskaca almış bulunan korku imparatorluğunun barışla yıkılabileceğinden endişe eden AKP’nin, savaşı ve kör şiddeti desteklediğine ve bunun için yaratılan "Kürt- Türk" çelişkisinden yine medet umduğuna şüphe yok.
Bunu elbette tek başına yapmıyor, MHP başta olmak üzere muhalefeti de yanına alarak yapıyor. Seçim günü oy vermek için sandığa giderken yol kenarına asılmış bir pankart görmüştüm. MHP'li bir milletvekili adayı idam cezası vaat ediyordu o pankartta. Aynı aymaz söylemler bu gün yine gündemde. Yine Kürtleri asıp kesmek üzerinden politikalar ağızlarda sakız.
Toplumu ayrımsız tehdit eden bu büyük ve tehlikeli saldırganlığa ne yazık ki anlamlı bir yanıt verilemedi bu güne kadar. Türkiye toplumu halen "kendisine hayrı olmayanın başkasına hayrı olmaz" sözünü doğrulatmaya devam ediyor.
Böylesi meydanı boş bir ortamda da olsa, masamızın başından ya da en militan hali ile 100-150 kişi bir araya gelerek sokakta bir basın açıklamasında "hepimiz BDP’liyiz, hepimiz Kürdüz, hepimiz KCK’lıyız" denmesine anlam yüklemeye çalışmak da nafile bir çaba değil mi?
Bu sözleri artistik söylemler sınıfından çıkartıp anlamlı hale mi getirmek istiyoruz? O vakit gidip aktif olarak çalışalım BDP’de ve Kürt kurumlarında. Ve Hrant'ı, Ermenileri sahiplendiğimiz gibi Kürtleri de yüz binlerle ve sonuna kadar sahiplenelim, Kürt olalım.
Önerdiğim şeyler toplumdaki atalete bakınca kolay görünmüyor elbet. Ancak bu atalete inat bu gün, "burada yapacak bir şey kalmadı, iş savaşla hallolacaksa hodri meydan! Sözü, pek çok yürekte Şükrü Erbaş’ın dizelerine karışıp, umut oluyor:
"…Bütün gözyaşlarını toplasam kirpiklerden,
Bütün silahları bir meydanda yaksam,
Sonra çıkarıp mezarlardan ölüleri,
Dili göğe değen ateşlerin çevresinde,
Öperek kaybolmuş zamanları gövdemle,
Bütün acıları aşka çevirsem.
Olmazsa gidip o çocuklarla dağda ölsem…"