Kürdistan topraklarında büyüyen ancak bir dönem İstanbul’a çalışmaya giden Doğan, ilk olarak Kobanê’ye yönelik DAİŞ saldırılarının yoğunlaştığı dönemde, Bakurâ Kürdistan’daki serhıldana katılmak için yönünü yeniden Nisêbîn’e çevirdi. En ön saflarda direnişi kuşandı. Nisêbîn’de öz yönetim direnişi başladığında da Kobanê zaferinin kararlılığıyla YPS’ye katıldı. Doğan, Abdulkadirpaşa Mahallesi’nde bulunan evlerini terk etmeyerek direnişin kalbinde yer aldı. Kendisini ilçeden ayrılması için ikna etmeye çalışan ailesine ise verdi yanıt şu olur: “Buradan ayrılanlar ihanet ediyorlar. Arkadaşlarımız bir bir şehit düşerken bu davadan ayrılabilir mi insan? Ne diyorsanız deyin ama benden dönmemi istemeyin. Biz hakkımızı ve halkımızı savunacağız.” 

Tıpkı onu tanıyan herkesin dediği gibi “Yaptığı işin en iyisini yapar, tutuğunu koparır” söylemine denk bir pratik sergileyen Doğan, burada şehit düştü. Doğan’ın cenazesi ise ailesinin tüm çabalarına rağmen henüz bulunabilmiş değil. Bir mezarı olmasa da Doğan’dan kalan direniş ve sözleri şimdi ailesi ve dostları için bir sığınak gibi. 

Oğlunun direnişini arkadaşlarından dinleyen baba Şerif Doğan’ın kulağında ve yüreğinde oğlundan geriye kalan “Ölmek için yaşamıyoruz, halkımız yaşasın diye ölüyoruz” sözleri var.


Katılacağını biliyordum

Doğan’ın üniversite sınavında Jeoloji Mühendisliği bölümünü kazandığını, ancak gelecek yıl daha iyi bir bölüme giderim diyerek tercih yapmadığını dile getiren baba Doğan, “Oğlum bize ‘Ben daha yüksek bir puan almak istiyorum, bu yüzden bir yıl daha çalışacağım’ dedi. Aslında ben onun okul okumak istemediğini, özgürlük mücadelesinde yer almak istediğini biliyordum” diyerek, Doğan’ın özgürlük mücadelesini hayatının amacı haline getirdiğini de anlattı.


‘Özgür olabiliriz’

Doğan, annesine ise halkının özgürlük mücadelesinin gerekçesini şu sözlerle anlatır: “Ezilmek, yok edilmek istemiyoruz. Biz de başımızı onların karşısında eğmeyerek özgür olabiliriz.”