
DİHA'ya konuşan Çintay, siyasi kimliği olan insanlar üzerinde 2000'li yıllardan itibaren modern ve sistematik bir asimilasyon politikasının devreye girdiğini, bunun cezaevlerindeki versiyonunun F Tipleri ile geliştirilen modern bir tecrit olduğunu kaydetti. Çintay'ın altamılarına göre cezaevlerine giren bir insanın sağlığının iyi olması beklenemez. Beslenme ve hareket kabiliyetinin sınırlı olması başta olmak üzere ağır bir tecrit politikasının yürütülüyor. Ağır hastalıkları olanların yanı sıra her tutsağın en az 2 kronik hastalığı var. Cezaevi reviri eğitimini tamamlamamış ya da iş bulamamış doktorların mekanı durmunda, dolayısıyla sağlık hizmeti de çok geri.
Hastalığının 2008 yılında nüksettiğini; ancak teşhis konulamadığı gibi bir yıl boyunca oyalandığını anımsatan Çintay, hastaneye gidiş gelişlerinin ve orada tedavi olma süreçlerinin başlı başına bir işkence olduğuna işaret etti. Çintay, "Bir kere siz doktorun yanına gitmeden evvel sizi getiren askerler doktorla görüşür. Sizin Kürt olduğunuz, PKK'li olduğunuz önceden onlara anlatılır. Ve siz katmerli bir aşağınlamayla karşı karşıya kalırsınız. 'Doktor en az işle bunu nasıl başımdan savarım' hesabı yapar. Çoğu zaman kelepçeleriniz dahi çıkarılmaz" dedi.
Ringin içi...
Çoğu ağır hasta arkadaşının bulundukları şehirde tedavi olma imkanları olmadığı için başka şehirlere gitmek zorunda kaldığını belirten Çintay, cezaevi ringini anlattı: "Ring denilen enterasan ulaşım araçları var. Keşke gazetecilerin o ringleri görüntüleme ve insanlara anlatma imkanları olsa. Küçük bir yerde 6 tahta sandalye vardır. Onların üzerinde insanlar birbirine yapışık bir şekilde -genelde o sayı hep fazladır- gitmek zorunda kalırlar. Kirlidir. Üzerine kapı kilitlenir. Hava alamazsın. En fazla klimadan bir hava verirler. O hava içerdeki havadan daha kirlidir. Askerler sigara içerler. Orası sigara dumanları ile dolar. Çok sallanarak giden ve geç giden bir araç. O araç insanı kendinden geçirecek derecede sallanır. Genelde bulunduğumuz şehirde tedavi olma imkanımız yoktur. Ve biz enteresan araç ringle o şehirden bu şehire gideriz. Bu direncimizi kırma yönteminden başka bir şey değildir."
Morgdan önce…
Gittikleri hastanelerde mahkum hücrelerinde kaldıklarını dile getiren Çintay, "Bu hücreler manidar bir şekilde hemen morgların yanındadır. Yani sana 'Bak morgdan önce son geldiğin yer' mesajı verilir. Mahkum hücresine de ringin yataklı hali diyebiliriz. Ne beslenme, ne hava alma, ne hijyen konusunda hiçbir özen yoktur. Yaşamı zorlaştırmak için herşeyi yapıyorlar" dedi.
İdam hükmü…
Cezaevlerinde hastalanmış insanların yeniden cezaevlerinde iyileşeceğine inanmadığını belirten Çintay, anlatmaya devam etti: "Bir ortam bir insanı hasta etmişse aynı ortamda insanın iyileşmesini beklemek bir idam hükmü vermektir. Sadece o bir kılıftır. Zaten normal insanlar cezaevine girdiklerinde sağlıkları bozulur. Orada ağır hasta durumuna gelmiş insanları iyileşecek diye bekletirsen o insanları öldürmek istiyorsun anlamına gelir. Yani cinayet teşebbüsüdür."
Çıplak arama..
Çintay'a göre, çıplak arama aynı şeyi amaçlayan bütün uygulamaların bir parçası. Güvenlik amacıyla değil, seni iradesizleştirmek, onursuzlaştırmak için çıplak arama dayatırlar. 'Bu cezaevine onursuz bir şekilde girişin olsun. Girişin nasılsa çıkışında öyle olsun' maksatlıdır.
Dayanma gücü…
Bütün bu iradesizleştirme yöntemlerine karşı dayanma gücünü dünyanın en onurlu insanlarıyla birlikte kalmalarından aldıklarını vurgulayan Çintay, şöyle izah etti: "Çünkü hiçbir çıkar gözetmeden, hiçbir bireysel hesap yapmadan bir halkın onurlu mücadelesine kendini adamış insanlarla birarada kalıyorsunuz. Biz de varolan arkadaşlık hukuku -ki bu manevi bir hukuktur- seni orada güçlü kılar. Sen bilirsin ki, devlet sana yöneldiğinde o senin yanında olacaktır. Paylaşımların bu kadar içten olduğu ortamlar manevi anlamda insanın sağlıklı kalması için en büyük dayanaktır. Ve haklı bir davanın içindesiniz. İmralı'da Sayın Öcalan'ın duruşu bize güç veriyor. Bütün olumsuzlukları güzel bir gün olacağına dair olan inançlarınızla bertaraf edersiniz. Bir insan haklı olduğuna inanıyorsa kolay kolay düşmez. İdeolojik güç moral güç sağlar. İnsanın zihnini çalıştırır. İyi beslenme değil iyi düşünme insanı güçlü kılar. Zihin özgürleştiğinde sana uygulanan tecrit anlamını yitirir. Dışarıda yürütülen mücadelenin gücü, haklılığı, onunla olan ruhi dayanışma, ailenin ve duyarlı insanların verdiği manevi destek güç verir."
En kötü şey…
Bugüne kadar birçok arkadaşının cezaevinde yaşamını yitirdiğini hatırlatan Çintay, "Cezaevinde yaşamaktan daha zor olan şey cezaevinde ölmektir" dedikten sonra insanlığa yapılan hakareti şu cümlelerle aktardı: "Cezaevinde ölmek hem de hastalıktan süründürülerek öldürülmek bir insanın başına gelecek en kötü şeylerden biridir. Arkadaşlarımız temsil ettiği düşüncelere karşı bir arenada boğanın parça parça öldürülmesi gibi, bir insanın boğazının kesilip ortaya bırakılması ve etrafındaki insanların şok edilmesine benzer CIA yöntemleri gibi insanlara gösterile gösterile öldürüldüler."
Peki neden?
Kimliksel bir saldırı konseptinin hasta arkadaşlarının ölüme terkedilmesinde izlendiğini vurgulayan Çintay, bu zalimliğin devlet açısından nedenlerini şöyle sıraladı:
- Bu insanların bu şekilde öldürülmesinin devletin gücünü göstereceğini hesapladılar.
- Bu insanların ailelerini cezalandırmaya çalıştılar. Çocuklarınıza sahip çıkmazsanız işte biz çocuklarınızı böyle acı çektire çektire öldürürüz şeklinde bir mesaj verdiler.
- Temsil edilen halkta insanların ölmesi normalleştirilmeye çalışıldı. Tecavüz kültürü gibi. Senin gözünün önünde ben yaparım sen de birşey diyemezsin, sen bunu normal karşılamaya başlarsın. Cezaevinde öldürülen birini seyretmek kadar işte Bingöl'de Mardin'de çocuklara yapılan istismar, tecavüz dahil olmak üzere hepsini ben senin onuruna namusuna istediğimi yaparım sen de hiçbir şey yapamazsın.
Çözüm süreci…
Çözüm sürecinde bırakılmalarının bir şans olduğunu ifade eden Çintay, "Sayın Öcalan'ın geliştirdiği insani, vicdani ve zihinsel devrimin bir sonucu olarak biz bu şansa ulaşabildik. Bir süreç başlatıldı. Bir politik deha, bir felsefik derinlik gözlemliyorsun. Bizim çıkışımız bunların yanında küçük bir adım gibi. Bu anlamda ben öncelikle bütün hasta ve 20 yıl cezaevinde bulunan arkadaşlar adına İmralı'da bulunan Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'a teşekkür etmek istiyorum. Uzun ve meşakkatli bir mücadele oldu. Bu yolda mücadele etmiş ve yaşamını yitirmiş değerli arkadaşlara teşekkür etmek istiyorum. Tüm bunlara rağmen beklenen bir yaklaşım ve adımlar henüz gelişmedi" dedi.
Bu dönemde 17 kişi olarak Metris Cezaevi'ne gittiklerini şu ana kadar tek çıkanın kendisi olduğunu belirten Çintay, arkadaşlarının rahatsızlıklarını ve isimlerini tek tek belirterek, serbest bırakılmalarını istedi.
Çünkü vicdan ölür...
Hasta insanların cezaevinden çıkmasının siyasi bir konu olmadığını savunan Çintay, şöyle gerekçelendirdi: "Hasta insanların sırf hasta oldukları ve cezaevinde yaşayamayacak durumda oldukları için özgürleşmeleri gerekiyor. Bu MHP'den de olsa TİT'ten de olsa ben ve arkadaşlarım çıkmasını isteriz. Çünkü biz insanların ideolojilerine muhalif olabiliriz; ama hasta insanların cezaevlerinde ölmesine rıza gösteremeyiz. Çünkü cezaevinde o zor koşullarda ölen her insanla aynı zamanda buna sessiz kalan insanların insanlığı da vicdanı da ölür."
NAGİHAN AKARSEL
/DİHA/ANKARA