Mezopotamya’nın bilmecelerinin birçoğunun çözüldüğünü biz göremesek bile, belki de bir gün, en eski metinlerin tümünün çevirisini okuyabileceğiz. Çünkü birçok eksik çivi yazısı parçası halen toprağın altında, çıkarılmayı bekliyor.

SOPHİE HARDACH

Dünyanın en eski medeniyetlerinden kalmış tabletler, binlerce yıl önceki yaşama dair zengin ayrıntılar taşıyor ama bugün çok az insan onları okuyabiliyor. Yeni teknoloji, şifrelerini çözmeye yardımcı oluyor.

Antik kil tabletlere oyulmuş, kırılmış ve ateşle kavrulup kararmış kalın, kama biçimli işaretler, British Museum’un loş ışığı altında güçlükle seçilebiliyor. Bu küçük işaretler, dünyanın en eski yazı sisteminin kalıntıları; çivi yazısı.

5000 yıl önce Mezopotamya’da, günümüzde Irak’ın bulunduğu Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki topraklarda geliştirilen çivi yazısı, üç bin yıl kadar önceki karmaşık ve büyüleyici bir medeniyetin yaşamına dair bilgiler barındırıyor. Bu tabletler, hanedanın savaşan kardeşleri arasındaki öfkeli mektuplardan ağlayan bir bebeği sakinleştirmeye dönük ritüellere kadar, tarihin şafağındaki bir topluma dair eşsiz bir içgörü sunuyor.

Çivi yazılarının yüzde 90’nı tercümeyi bekliyor

Dünyanın ilk krallıkları olan Akad’ın, Asur’un ve Babil’in yükseliş ve düşüşünün tarihini içeriyorlar. Kazılarda beş yüz bin adet çivi yazılı tablet çıkarıldığı ve çok daha fazlasının halen toprağın altında çıkarılmayı beklediği tahmin ediliyor.

Ancak çivi yazısı bilim insanları tarafından 150 yıl önce ilk kez deşifre edildiğinden bu yana, gizlerini sadece onu okuyabilen küçük bir grup insana açtı. Çivi yazılarının yüzde 90 kadarı tercüme edilmeyi beklemekte.

Bu durum, çok modern bir yardımcı sayesinde değişebilir: makine çevirisi.

“Mezopotamya’nın kültürümüz üzerindeki etkisi hakkında insanlar pek bir şey bilmiyor” diyor Émilie Pagé-Perron. Kendisi Toronto Üniversitesi’ndeki Asuroloji kürsüsünde bir araştırmacı. Mezopotamya bize tekerleği, astronomiyi, 60 dakikalık saati, haritaları, tufanın ve Nuh’un gemisinin hikayesini ve ilk edebiyat eseri olan Gılgamış Destanı’nı verdi. Ama metinleri ana olarak Sümerce ve Akkad dilinde yazılı ve bu dilleri görece az bilim insanı okuyabiliyor.

69 bin Mezopotamya idari kaydı

Pagé-Perron, M.Ö. 21. yüzyıldan kalma 69 bin Mezopotamya idari kaydını makine çevirisi ile çevirecek bir projeyi koordine ediyor. Amaçlardan biri, geçmişi yeni araştırmalara açmak.

“Mezopotamyalı insanların yaşamlarının o kadar çok farklı yönü hakkında bilgi sahibiyiz ki… ve bu kaynaklara erişimleri olsa bize bu toplumları daha iyi anlamamızda muazzam yardımı olabilecek, ekonomi veya siyaset gibi farklı alanlardaki insanların uzmanlığından gerçekten faydalanamıyoruz” diyor Pagé-Perron.

Asur kralları, ölü dillerle aramızdaki tek bağ olan, çivi yazısı taşıyan tabletlerden dev kütüphaneler biriktirdiler.

Kil tabletlerin dışında, dünyanın dört bir yanındaki koleksiyonlara dağılmış 50 binden fazla Mezopotamya oymalı mührü mevcut. Binlerce yıl boyunca, Mezopotamya halkları, ıslak kile basılan oymalı taşlardan yapılma mühürleri kullanarak kapıları, kavanozları, tabletleri ve diğer nesneleri işaretlemek için kullandılar. Bunların, tercüme edilmek bir yana, yalnızca yüzde10 kadarı kataloglandı.

“Mezopotamya hakkında, Yunan, Roma ve Mısır’ın toplamından daha fazla kaynağa sahibiz” diyor Jacob Dahl. Kendisi Oxford Üniversitesi’nden bir Asurolog profesörü. Mesele, onları okumaya yetecek kadar insan bulabilmek.

Pagé-Perron ve ekibi, dijitalleştirilmiş bir veri tabanından alınmış 4000 antik idari metinden oluşan bir örneklem üzerinde algoritmalar geliştiriyorlar. Her biri bir tapınağa veya şahsa giden koyun, kamış destesi veya bira alışverişinin ya da teslimatının kaydı. Orijinal olarak bir taş kalemi ile kile basılmış olan metinler, modern bilim insanları tarafından bizim alfabemize çevrilmiş durumda. Örneğin büyük için Sümerce sözcük, çivi yazısı ile yazılabiliyor ya da kendi alfabemizde “gal” olarak yazılabiliyor.

Bu idari metinlerin cümleleri basit: “15. gün mutfak için 11 dişi keçi” gibi. Bu onları otomasyona özellikle uygun hale getiriyor. Bu algoritmalar örnekleri İngilizceye çevirmeyi öğrendiklerinde, bizim alfabemize dönüştürülmüş tabletleri otomatik olarak çevirecekler.

   

Mezopotamya’yı anlamak

Asur imparatorluğu, günümüzde Irak, Türkiye ve Mısır’ı kapsayan geniş bir alana uzanıyordu.

“Üzerinde çalıştığımız metinler tek tek pek ilginç sayılmazlar ama metin grupları olarak ele alırsanız son derece ilginç hale geliyorlar” diyor Pagé-Perron ve İngilizce versiyonların bir yıl içinde çevrimiçi hale geleceğini umuyor. Kayıtlar bize antik Mezopotamya’nın gündelik yaşamının, iktidar yapılarının ve ticari ağlarının resmini sunuyor. Ama aynı zamanda toplumsal tarihin diğer yönlerine de ışık tutuyor; kadın işçilerin rolü mesela. İçinde arama yapılabilir olan çeviriler, araştırmacıların antik dünyadaki yaşamın bu gibi yanlarını incelemesini sağlayacak.

“Bu insanlar bizden öylesine farklı ve uzak ki, ama bir yandan da, bizimle aynı temel sorunlara sahipler” diyor Pagé-Perron. “Mezopotamya’yı anlamak, insan olmanın ne demek olduğunu anlamanın bir yolu.”

Makine analizinin, Sümercenin akademisyenler için halen bilmece olarak kalan belirli özelliklerini de açıklığa kavuşturacağını umuyor. Yok olmuş bu dil, modern dillerden hiçbiri ile akraba değil ama çivi yazısı metinlerde muhafaza edilmiş durumda. Bu bizim daha bile eski, kayda geçmemiş toplumlarla aramızdaki son bağ olabilir.

“Sümerce, binlerce yıl öncesindeki büyük bir dil ailesinin son üyesi muhtemelen” diyor Irving Finkel. Kendisi British Museum’daki 130.000 çivi yazısı tabletin sorumluluğunu taşıyan küratör. “Yazı dünyada tam da Sümerceyi kurtaracak zamanda ortaya çıktı… Diğerleriyle birlikte ortadan kaybolmadan önce insanlığın onu kayda geçirmiş olması bizim şansımız.”

Finkel, dünyanın önde gelen çizi yazısı uzmanlarından. British Museum’daki kitaplarla dolu ofisinde, bir kral hakkında yazılmış olan çok dilli bir kitabe sayesinde, bu yazının yavaş yavaş nasıl deşifre edildiğini açıklıyor. Bu kitabe, araştırmacıların Mısır hiyerogliflerini çözmesine yardımcı olan Rosetta Taşı vazifesi görmüş.

Antik tabletlerin özelliklerini algılayacak şekilde geliştirilen algoritmalar, araştırmacıların bunları onları yapan orijinal taş mühürlerle eşleştirmesine yardımcı oluyor.

“Aslında, binlerce yıl öncesinin insan zihnini ortaya çıkarmak hayret verici. Sanki onlarla telefon görüşmesi yapıyor gibisiniz” diyor. “Bu metinler üzerinden bu insanlardan biriyle tanışmak, dünyanın en heyecan verici şeyi.”

Antik erişim

Çok azımız avucumuzun içinde 5000 yıllık bir tablet tutabileceğiz. Ama ileri görüntüleme teknikleri sayesinde, internet bağlantısı olan herkes artık dünyanın ayakta kalmış en eski kraliyet kütüphanesi gibi dijitalleştirilen hazinelere erişebilecek. Güçlü ve kitap aşığı bir Asur kralı olan Aşurbanipal tarafından Ninova’da inşa edildi bu kütüphane. Bu kralın kütüphanesinin bugüne kadar gelebilen tabletlerinden bazıları British Museum’da Aşurbanipal üzerine özel bir sergide sergilenmekte. Ninova M.Ö. 612’de yağmalandığında yangında kararmış ve katılaşmış olsalar da, taşıdıkları metinler hala okunabiliyor.

Yeni görüntüleme teknikleri, böyle eski ve çoğu zaman da hasarlı metinlerle çalışmayı kolaylaştırıyor. Yüksek ayrıntılı imajlarla, insan gözünün göremeyeceği işaretleri görmek mümkün oluyor.

Dahl ve meslektaşları, Çivi Yazısı Dijital Kütüphanesi Girişimi olarak bilinen bir proje için Tahran, Paris ve Oxford’daki koleksiyonlarda muhafaza edilen tablet ve mühürleri dijitalleştirmekle meşguldü. Bu devasa çevrimiçi veri tabanı, halihazırda dünyanın çivi yazısı metinlerinin üçte birinin yanı sıra, antik İran’dan Proto-Elam dili gibi deşifre edilmemiş bazı yazılı dilleri de içeriyor.

İleri makine görüş araçlarıyla birleşen yeni görüntüleme teknikleri Proto-Elam gibi antik dillerin deşifre edilmesine yardımcı oluyor.

Dijitalleştirme araştırmacıların dünyanın dört bir yanına dağılmış metinler arasındaki bağlantıları bir araya getirmesine de yardımcı oluyor. Dahl, Southampton ve Paris-Nanterre üniversitelerindeki araştırmacılarla birlikte, Mezopotamya’dan 2000 kadar taş mührün üç boyutlu görüntülerini dijitalleştirdi. Bu dijital görüntüler daha sonra pilot bir çalışmada yapay zeka algoritmalarının altı tableti incelemesi ve dünyanın başka yerlerinde bulunmuş eşleşen mühür baskılarını belirlemesi için kullanıldı. Algoritma, şu anda İtalya’da muhafaza edilmekte olan bir tableti ve ABD’deki bir başkasını doğru şekilde belirledi: ikisi de aynı mühürle damgalanmıştı.

Mühürler ile baskıları eşleştirmek eskiden son derece zor bir işti çünkü birçok birbirinden binlerce kilometre uzakta muhafaza ediliyordu. Dahl, beş yıl içinde tüm mühürlerin dijitalleştirilebileceğini tahmin ediyor. O zaman diğer izleklerin peşine düşmek mümkün olacak. Örneğin belirli taş türlerine kadınların rağbet ettiğine dair bazı göstergeler var.

“Bu, şimdi olduğu gibi çok sayıda mühre sahip olmasaydık ve algoritmalar veya makine öğrenimi gibi teknikler olmaksızın cevabını bulamayacağımız bir soruydu” diyor Dahl. Yapay zekanın daha da gelişmesinin, dünyanın dört bir yanındaki koleksiyonların barındırdığı zengin bilgilerin tam potansiyelini ortaya çıkarmaya yardımcı olacağını umuyor.

“İnsanlık tarihinin yarısını ve tehlike altında olan bir kültürel mirası kapsayan Asurolojinin bu konuda ön cephede olmasını istiyorum.”

Şifreleri kırmak

Görüntüleme, deşifre edilmiş metinlere yönelik araştırmaların da çehresini değiştiriyor. İnsanlar bu tip şifre çözme konusunda makinelerden daha iyi. Bunlar az miktarda metin içeren, boşlukların yaratıcı biçimde doldurulmasını ve insanların nasıl yaşayıp örgütlendiklerini anlamayı gerektiriyor. Yüksek derecede entelektüel esneklik de istiyor bu tür deşifrasyon.

Üç boyutlu görüntüleme teknikleri, Lapis Lazuli gibi silindir biçimli mühürlerin daha önce hiç olmadığı kadar ayrıntılı incelenmesini sağlıyor.

Örneğin erken dönem çizi yazısı işaretleri, lineer bir metin de oluşturmuyorlar. Etraflarına çizilmiş bir kutunun içine öylece yerleştirilmiş oluyorlar. Proto-Elam dili üç boyutlu: Derin ve derin olmayan bir daire içine alınmış olmak, farklı anlamlara geliyor. Ancak teknoloji deşifrasyon işlemine, büyütülebilen, paylaşılabilen ve karşılaştırılabilen ayrıntılı resimler sağlayarak yardımcı olmuş.

“Kritik sorun öncelikle eli yüzü düzgün resimler elde etmek” diyor Dahl. “Proto-Elam dilinin incelenmesinde 100 yıldır eksikliği çekilen şey buydu.”

Böyle gelişmeler Asuroloji’nin ötesine geçiyor. Cambridge Üniversitesi’nde araştırma görevlisi Philippa Steele, erken dönem Girit ve Yunan yazı sistemleri konusunda uzman. Bunlar deşifre edilmemiş bir yazı olan ‘Lineer A’yı ve bir antik Yunanca formunu yazmak için kullanılan ‘Lineer B’yi içeriyor.

Bu yazıları içeren antik tabletlerin sofistike görüntülerini elde etmeye yarayan teknikler sayesinde, Steele yeni ayrıntılar keşfetmiş.

“Çıplak gözle görülmesi çok zor özellikleri ayırt edebiliyorsunuz” diyor. “Ve çoğu zaman bu özellikler belgeyi yazan kişinin belge ile nasıl etkileşim kurduğu ile eşleştirilebiliyor. Örneğin Lineer B için, silinmiş yerleri anlayabiliyorsunuz. Bazen belgeyi yazan kişinin bir şeyi deneyip sonra üzerinden geçtiğini görebiliyorsunuz.”

Makineler çevirecek

Irak’taki arkeologlar, kazılarında dünyanın en eski yazı dillerinden bazılarını içeren binlerce tablet çıkardılar.

Pagé-Perron, makinelerin en sonunda daha karmaşık Sümerce ve Akad dili gibi diğer dillerdeki tabletleri çevirebileceğini umuyor. “Antik kültürlerle ilgili keşfedilecek çok şey var” diyor.

Mezopotamya’nın bilmecelerinin birçoğunun çözüldüğünü biz göremesek bile, belki de bir gün, en eski metinlerin tümünün çevirisini okuyabileceğiz. Çünkü birçok eksik çivi yazısı parçası halen toprağın altında, çıkarılmayı bekliyor.

Antik Mezopotamya’nın kralları, geçmiş ve gelecek üzerine derin şekilde düşünüyormuş. Önceki çağlardan çivi yazıcı metinlere çok değer verirlermiş. Kendi adlarını ve başarılarını kayda geçiren özel kitabeler yaptırıp gömdürmüş ve kendilerini onurlandıracak sonraki egemenlere ödüller vaat etmişler.

Kimi yönlerden, bu dilekleri gerçekleşti. Savaşları ve fetihleri çoğu insan tarafından unutulmuş olabilir. Ama en güçlü icatları olan yazı, insanlığın binlerce yıl dayanacak fikirler ve teknolojiler ve şimdi de, geçmişten öğrenmek için makineler geliştirmesine yardımcı oldu.

 

Çeviren: Serap Güneş

Kaynak: bbc.com