Bu yazı yazılırken hükümet kaynaklarının açıkladığı kayıp sayısı iki yüzü aşmıştı. Büyük olasılıkla kayıp sayısı bunun çok üstünde.
Faciayla ilgili ilk haberlerden sonra, tıpkı “seçim sandık haberleri” gibi, hükümet yanlısı medya kayıp sayısını saatler ve saatler boyunca “17 ölü” olarak verdi. Aynı anda ise, hükümet yanlısı olmayan TV’lerde kayıp sayısının 150’yi aştığı bildiriliyordu.
Türk hükümetlerinin, 30 yıllık savaş boyunca da, kendi kayıplarını “minimize”, gerilla kayıplarını “maksimize” etmesi de bilinen hileler arasında. Bütün devletler savaş kayıplarını “düşman” sevinmesin diye bu şekilde gizlerler.
İyi de, yaşanan şu inanılmaz facianın trajik gerçeklerini kaza anından gece yarılarına kadar gizleme çabalarını nasıl açıklayabiliriz?
Hükümet ya da Soma’da bulunan Bakan Yıldız, gerçekleri hangi “düşmanın” işine yaramaması için ısrarla gizledi? Neden gazetecilerin ısrarlı sorularına rağmen, “rakam vermeyeceğim” demeyi tercih etti? Neden ilgililer ve yandaş medya, faciadaki kayıpları kamuoyundan gizlemek için böylesine umutsuz ve sakil bir çaba harcadı?
Facianın gerçekleşme anından neredeyse 24 saat geçtiği halde, yine Bakan Yıldız gazetecilerin “ocakta kaç işçi vardı” sorusuna, hala dün gece verdiğine benzer şekilde “sayı vermeyeceğim” demeye devam etti.
Böyle durumlarda, halkı gerçek hakkında net ve inandırıcı bir şekilde bilgilendirmek, gerçekle cesurca yüzleşmek gerekir. Bu yazı yazılırken, Türkiye ve dünya kamuoyu, faciada kaç işçinin can verdiğini, ocakta hala kurtarılmayı bekleyen kaç işçinin bulunduğunu bilmiyor. İnsanlar gerçeği öğrenmek için o kanaldan bu kanala zaplıyor...
Bu “sayılarla oynama” ahlaksızlığından hangi nedenle söz ediyorum?
Madendeki 800’e yakın işçinin kaderiyle ilgili gerçeklerle oyun oynayanların, yarın, facianın sorumlularıyla ilgili araştırmalarda gerçekleri nasıl örtbas edeceklerini tahmin etmek zor değil.
Örneğin yarın “taşeron firma”nın “sorumluluğu”na “sığınacak” olan firmanın gerçek patronlarının bu facianın sorumluluğundan nasıl yakalarını sıyıracaklarını hep birlikte göreceğiz. Daha beteri, “taşeron firma” uygulamasının bu faciadaki rolünün de adım adım nasıl “buharlaşacağına” tanıklık edeceğiz.
Üç vardiyanın her birinde “düşük ücret” sayesinde akıl almaz sayıda işçi çalıştıran taşeron şirket tarafından, her vardiyadaki 1500 işçinin madenden çıkarken, madene giren 1500 işçiyle aynı noktalarda kesişmesine karşın gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını, belki hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz.
Kömür işletmelerinin “özelleştirilmesiyle” bu facianın arasındaki bağ mutlak bir şekilde komisyonlarda gürültüye getirilecektir.
Ve üç günlük yas esnasındaki duygusal bütün merasimlerden sonra, bu görülmemiş facianın AKP Hükümetinin “küresel kapitalizmden” olduğu gibi kopyaladığı “neoliberal barbarlığın” bir sonucu olduğu düşüncesi de, tıpkı “kayıp sayılarıyla oynayanların” soğukkanlı el çabukluğu ile gündemden düşürülecektir.
O halde ne yapılmalı?
Faciayı, Ankara’nın değil, Soma halkının “seçtiği bir soruşturma” komitesi, tüm Somalı maden mühendislerinin, işçilerinin, sendikalcılarının, teknik adamlarının, Somalı hukukçuların ve doktorların işbirliği ile araştırmalı.
Evet, ben de bunun mümkün olmadığını, Türkiye’nin merkeziyetçi bir devlet sistemiyle yönetildiğini ve Ankara’nın hem kendisini hem de patron ile taşeron firmayı temize çıkaracağını biliyorum.
Şunu da biliyorum: Eğer “demokratik özerk” bir Soma olsaydı, faciayı Soma’nın “yerinde” araştırması ve sorumluları ortaya çıkarması mümkün olacaktı.
Roboskî Katliamının sorumluları da, 1962 Kozlu Kömür Ocağı faciasının sorumluları da bu katliamı ve faciayı Ankara “araştırdığı” için “temize” çıktılar.
Ne yapıp edip, Soma Katliamının da aynı akıbete uğramasını önleyelim.
Ölü sayısıyla oynayanlar, Soma Katliamının hakikatini de öldürecekler. Unutmayalım...
Ölü ‘sayısıyla’ oynayan hakikati de öldürecektir
Türkiye tarihinin en büyük maden ocağı faciasını yaşıyor.