Kızı Sabiha Temizkan, önceki gün görüşmeye gittiği Leyla Güven’in başkasının yardımı olmadan ayakta kalma ve yürüme yetisinin neredeyse tamamen yitirdiğini söyledi. Giderek kötüleşen durumunun fiziki olarak tüm bedenine yansıdığını tekrarlayan Temizkan, ancak eylemini sürdürme kararlılığını aktardığını kaydetti.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan 11 Eylül 2016’dan itibaren hiçbir haber alınmaması üzerine tüm girişimleri yanıtsız bırakan Türk hükümetinin mutlak tecritte ısrarına karşı, rehin tutulan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in öncülük ettiği süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemleri, 38 cezaevinde en az 156 tutsağın katılımıyla sürüyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini, rehin tutulduğu Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde 63. gününde sürdüren DTK Eşbaşkanı ve HDP Milletvekili Leyla Güven’in ardından 156 tutsak da eylemini sürdürüyor. Aynı taleple 16 Aralık’ta 35 tutsağın 9 farklı cezaevinde başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi de 25. gününde; 17 Aralık’ta 4 farklı cezaevindeki 13 tutsağın eylemi 24. gününde; 20 Aralık’ta bir cezaevinde 4 tutsağın eylemi 21. gününde; 24 Aralık’ta bir cezaevinde 5 tutsağın başlattığı eylem 17. gününde; 26 Aralık’ta 15 cezaevinde 65 tutsağın eylemi 15. gününde; 28 Aralık’ta bir cezaevinde bir tutsağın eylemi 12. gününde devam ediyor. Son olarak 5 Ocak’ta ise 7 farklı cezaevinde 33 tutsağın başlattığı eylem 4. gününe girdi.
Kızı görüşmesini anlattı
Güven’in kızı Sabiha Temizkan, önceki annesiyle yaptığı görüşmeyi anlattı. Sağlık sorunları nedeniyle 4 gündü avukatlarıyla görüşemeyen Leyla Güven’in görüşmeye, koğuş arkadaşlarının yardımıyla getirildiğini belirten Sabiha Temizkan, bir önceki görüşmeye göre annesinin, bitkin, halsiz olduğunu, kilo kaybettiğini, açlık grevinin getirdiği olumsuzlukların tüm bedeninde hissedildiğini kaydetti. Temizkan, harcanan efor nedeniyle konuşmasında akıcılığın kalmadığını ve konuşmasının kısık sesli, yavaşladığını söyledi.
Anneannesi Cevriye Güven’in ölümünden sonra annesiyle ilk defa görüştüğünü hatırlatan Temizkan, kardeşiyle açık görüşe gittiği annesinin, başkasının yardımı olmadan ayakta kalma ve yürüme yetisinin neredeyse tamamen yitirdiğini anlatarak, görüşmede annesinin ölümünden duyduğu üzüntüyü sık sık dile getirdiğini belirtti.
Annesinin gün geçtikçe kötüleşen durumunun fiziki olarak tüm bedenine yansıdığını tekrarlayan Temizkan, annesinin eylemini sürdürme kararlılığını kendilerine aktardığını kaydetti.
Daha fazla bedel ödemeden
Leyla Güven, Medya Haber TV Kadın Haberleri Servisi’nin sorularına verdiği yazılı yanıtta da eylemini kararlılıkla sürdürüceğini söyledi. Öcalan’ın Kürt halkının siyasi iradesi olduğunu kaydeden Güven, “Dünya bunu görmezden gelemez. Benim bunu gördüğüm ve bildiğim kadar herkes biliyor ve görüyor. Bunun için direniyorum. Bu insanlık suçu herkesi bağlamakta. Ortak bir mücadele hattı belirlemek, topyekûn direnmek lazım. Gecikmeden, daha fazla bedel ödemeden başarıya ulaşalım” dedi.
İlk ses kadın yoldaşlardan
Örgütlenen, kurumsallaşan, mücadele eden kadın kimliğinin, Öcalan’ın özgürlük fikirleri sayesinde Kürdistan’da açığa çıktığını belirten Güven, şöyle devam etti: “Bir Kürt kadını olarak kendimi böyle buldum, iradeleştim, kimlik sahibi oldum. Benim gibi olan milyonlarca Kürt kadın var. Eylemime ilk ses veren kadın yoldaşlarım oldu. Her yerden destek sundular, sesime ses kattılar. Kadınlara tekrardan sesleniyorum; üzerimizdeki erkek egemen sistemin tecridini kaldıralım, özgürlüğümüzü sağlayalım. Tecrit herkesten çok bizlere dayatılıyor, yaşatılıyor. Tecridi kaldırma, faşizmi yenilgiye uğratma mücadelesine, direnişine öncülük etmeye devam edelim. Kalıcı ve onurlu bir barışı, özgür yaşamı yeniden inşa edelim.”
Tecrit kalkmalı, savaş durmalı
Tecrit, savaş, şiddet ve ölümün dayatıldığını; yaşanması gereken yaşam tarzı buymuş gibi topluma sunulduğunu söyleyen Güven, şunları ifade etti: “Devletçi egemen sistemin koca bir yalanıdır. Tecritsiz, savaşsız, ölümsüz, yalansız yaşam uğruna çok bedeller verildi. Şimdi de vermeye hazırız. Tecrit kalkmalı, savaş durmalı. Sayın Öcalan bunları aşmanın yegane çözümüdür. Bu irade ve gücü defalarca ortaya koydu, bu iradeye sahip çıkalım. Devrimci, demokratik, özgürlükçü tüm kesimler, kadınlar, gençler bu iradeyi sahiplenmelidir. Daha çok mücadele, örgütlülük, direnişle başarabiliriz. Onurlu barışımızı, kalıcı ve demokratik çözümümüz için sonuç almayana kadar durmayalım, direnelim.”
AMED
Sesini son kez dinleyemedim
Geçen hafta kaybettiği annesinin cenaze ve taziyesine gidemeyen Leyla Güven’in annesine yazdığı kamuoyuyla paylaşıldı.”Direnmeye, mücadele etmeye devam edeceğim” diyen Güven’in mektubu şöyle:
“Zor zamanlarında, acılarla kıvranırken yanında olamadım. Elini tutup, başucunda oturup sesini son bir kez dinleyemedim. Böylesi ayrılıklar çok zor. Belki bir evlat için bunlar en son yapılması gereken görevlerden ama bana nasip olamadı. Ne acı ki babamın vefatını da Amed zindanındayken öğrenmiş, onun da son demlerinde yanında olamamıştım. O zamanlar bu duruma ne kadar üzüldüğünü hatırlıyorum. Anne, beni diğer çocuklarından her zaman ayrı tutar, severdin. Belki son çocuk olmamın avantajıydı. Ya da sana çok benzediğimdendi. Haksızlığa asla boyun eğmezdin. Asiydin. Doğru bildiğini söylemekten çekinmez, kadınlara dayatılan birçok tabuyu aşmayı daha o zamanlarda başarmıştın. Köyden ayrıldıktan sonra seni bana anlatan o kadar çok insan oldu ki. Bir gün yaşlı bir amca, “kızım, ben yıllar önce size çobanlık yaptım. Senin annen gibi bir insan göremedim” dedi. Herkes senden gördükleri insanlığı anlatıyordu. Her zaman herkesi kendisi gibi görmeyi, insan olmanın verdiği değeri hissettirirdin.
Evet, senin duruşunda asalet ve bilgelik vardı. İnsana umut, azim, emek, fedakarlık, hoşgörü, bilgelik nedir deseler, “annem” derim. Hatırlıyorum, babam siyasi görüş ve tercihlerimize kızınca “senin çocukların komünist olmuş” derdi. Sen de “Hacı, komünizm nedir biliyor musun” deyince, babam kızar ve çeker giderdi. Babama saatlerce dil döker, haklılığımızı anlatırdın. Sen, “benim çocuklarım bir şey yapıyorlarsa doğrudur” derdin. Bize insan olmayı öğrettin. Bugün uğruna mücadele ettiğimiz değerler sizin değerlerinizdir.
Anne; bir halk yok sayılıyor. Birileri, “ya bizim size biçtiğimiz elbiseyi giyeceksiniz ya da çıplak kalacaksınız” diyor. İşte Kürt halkı bu anlayışa karşı yıllardır direniyor. Ben zaten biliyorum, canım annem. Her bir araya geldiğimizde uzun uzun konuşurduk. Yine de kaygılardı anne yüreğin. Kaygılanmakta haklıydın çünkü bizler konuştuk, cesaretle, mücadele etmeyi seçtik. Tüm bunlar için hedef gösterildik ve binlerce kişi tutuklandık. Evet, tutuklandık ama ölümü bedel olarak verenler oldu. Linç edilerek, panzerlerin arkasından sürüklenerek, gece evinde uyuyan masum çocuklar gibi ölmek de vardı. Kürde düşen pay; ölüm. Yaşam değil. Coğrafyanın kader olması böyle bir şey, anne...
Milyonlarca insanın “irademdir” dediği, her gün bedenini onun özgürlüğü için seve seve verenlerin olduğu zamanları yaşıyoruz. Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, bu topraklara kalıcı barışın ve özgürlüğün gelmesi için açlık grevindeyim. Sanırım, sana söylenmedi ama beni çok fazla hissettiğini biliyorum. Sana anlatma fırsatım ve zamanım olsaydı, bana, canı gönülden hak vereceğine hiç şüphem olmazdı. Anne, tecrit bir insanlık suçudur. Savaş bir insanlık suçudur. Bunların artık olmaması için direniyorum. Haksızlıklara karşı direnmeyi sen öğrettin, boyun eğmemeyi, cesur olmayı, doğru konuşmayı ve yapmayı senden öğrendim. Senin öğrettiklerinin hepsi çok kıymetli, bunu bil anne. Sen de tüm Kürdistan anneleri gibi çok acı çektin, ama bir gün bile ‘of’ demedin. Analığın kutsallığını sizler sayesinde anladık.
Canım annem; sana, tüm annelere layık olabilmek için direnmeye, mücadele etmeye devam edeceğim. Mekanın cennet olsun güzel annem.”
Eylemdeki 4 kadın yazdı
Leyla Güven ve açlık grevindeki 3 kadın, Paris Katliamı vesilesiyle bir yazı kaleme aldı.
Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki açlık grevi eylemciler Leyla Güven, Gazeteci Kibriye Evren, Hilal Ölmez ve Evin Kaya, 9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen Kürt kadın devrimciler Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan’a ilişkin yazı kaleme aldı.
Sakine Cansız gibi
4 kadın tutsağın yazısından bazı bölümler şöyle: “Diyarbakır zindanında okuyoruz, yürüyoruz, konuşuyoruz onlarca kadınla. 30 yıl önce Sakine Cansız’ın okuduğu, konuştuğu, yürüdüğü yerde. Tükürmek istiyoruz celladımızın yüzüne, Sakine yoldaşın tükürdüğü gibi ve her anımızı kavgaya çevirmek istiyoruz, tıpkı onun gibi. Bu uzun direniş yolculuğunda rotamız kadın özgürlük mücadelesidir. Kadın özgürlük mücadelesini büyüterek zirveye taşıyan, tarihi direniş değerlerimiz Sakine Cansız, Leyla Şaylemez, Fidan Doğan 9 Ocak’ta katledildiler. Bu katliamla bir halk vuruldu. Susmadı namlu sonra Sêvê Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar’a döndü.
Diyarbakır zindanında yeniden başlayan direniş tıpkı 12 Eylül’ün o kapkara ve ölüm kokan zamanlarında, faşizmin kol gezdiği ve tarihin utanç hanesine yazılı bu ortamda Sakineler’den bugüne devraldığımız tüm yoldaşlarımızla büyüttüğümüz bir direniş ateşidir.
Toplumu yükselten kadının yokluğu çöldür. Kadınların varlığı dünyanın her karış toprağına direniş yağdıran yağmur yüklü bir buluttur. Heval Sara mücadelesi ile bir bulut gibi kapkara ve kurak dünyamıza yağdı. Kürt kadınının Ortadoğu ve Kürdistan’da direnişi yeşertmesinde ve büyümesinde öncülük misyonunu layıkıyla yerine getirdi. Şimdi de kadınlar olarak başlattığımız eylemlerimizi tüm haklı talepler yerine getirilene dek, üstlendiğimiz direniş mirası ve geleneği ile sürdürüyoruz.”