Paris Kürt Enstitüsü 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in davasını konu alan bir panel düzenledi. 10. Paris Belediye binasındaki panele konuşmacı olarak İnsan Hakları Federasyonu Onursal Başkanı Patrick Baudoin, dava avukatı Antoine Comte, France-Kürdistan Derneği Başkanı Sylvie Jan, milletvekili François Loncle, gazeteci Laure Marchand ve milletvekili Sergio Coranado’nun asistanı katılım sağladı. Açılış konuşmasını yapan bölge belediye başkanı Remi Feraud, adalet mücadelesinin devam edeceğini belirtti. Katliamın yaşandığı büro önüne üç Kürt kadın anısına bir plaket asılma kararının hayata geçeceğini ilan eden Feraud, “Daha önce hem Paris belediyesi hem de bizim meclisimizde üç Kürt kadını anma ve hatırlatma amacıyla bina üzerine bir plaket kararı almıştık. Binada bulunan bazı ev sahiplerinin itirazı nedeniyle bunu gerçekleştirememiştik. Bu engeli aşıyoruz; kamuya ait alan içerisinde kaldırım üzerinde gerçekleştireceğiz” diye belirtti. 


Türkiye ve Fransa sessiz

Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezan’in dört parçada mücadele eden Kürt kadınlarının ve onun direnişçi çizgisinin ikonu olan Sakine Cansız’ın mücadele içindeki duruşuna işaret ettiği konuşması ardından panelistlerden ilk sözü konuya dair hem kitap ve belgesel çalışması yapan gazeteci Laure Marchand aldı. Marchand, olayın ilk anından katil zanlısı Güney’in ölüm sürecine kadarki süreci özetledi. Davanın başından beri dosyayı izleyen bir gazeteci olarak, Ömer Güney’in MİT’le ilişkisinin dosyada belgeli olduğunu ifade eden Marchand, Türk ve Fransa tarafının konuya dair sessizliğini koruduğunu ifade etti. Marchand, Türkiye’de yaptığı belgesel için eski bir MİT elemanıyla yaptığı röportaj sırasında kendisine söylediği, “Bu iş sıradan bir iş değil. Profesyonel bir iş ve bu işin arkasında mutlaka bir gizli servis var” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı. 


Peşini asla bırakmayacağız

Dava avukatı Antoine Comte, “Hem aileler hem de avukatlar olarak bu işin peşini asla bırakmayacağımızı bir kez daha yeniliyoruz. Bu mücadele bitmedi ve bitmeyecek” diyerek,   yeniden başvuru yaptıklarını hatırlattı. Hakimin dosyayı mahkemeye “Güney bu cinayeti kişisel sebeplerle yapmamıştır” ibareleriyle sevk ettiğine işaret eden Av. Comte şöyle konuştu: “MİT’le bağlantıları dosyadaki telefon ve teknik bilgilerde mevcuttur. Terör kapsamında yargılanacaktı. Bu dosya görülebilseydi bütün bunlar konuşulacaktı. Ömer Güney’e ait ses kaydı internet ortamına düşmüştü. 

Bu ses kaydında başka bireylerde var ve katliam planlıyorlar. Yine MİT mensuplarının imzasını taşıyan bir belge yayınlanmıştı. Bütün bunlara dair yeniden bir incelemenin başlatılması ve bu kişilerin bulunup katliamın aydınlatılması için başvurumuzu yineledik. Bu anlamda hukuksal mücadelemizi sürdüreceğiz. Şimdi ilgili savcılığın yanıtını bekliyoruz. 


Russel Mahkemesi Paris’te

Diğer taraftan bu yıl içerisinde gerçekleşmesini beklediğimiz Russell Mahkemesi’nin Paris’te yapılması planlanıyor. Yani bir halk mahkemesi şeklinde” diyerek Fransa’da daha önce bütünüyle sonuçsuz kalan politik cinayetlere karşın bir ülkenin gizli servisinin bu işin arkasında olduğuna dair çok sayıda argüman bulunduğunu ifade etti. Hem Türkiye hem de Fransa’da gazetecilerin bu konudaki katkılarına dikkat çeken Comte, bu davaya katkı sunan gazetecilere teşekkür etti. 


Güney’i bilerek seçtiler

Av. Comte, kamuoyunda merak edilen konulara ilişkin salonda yöneltilen soruları da yanıtladı. “Özellikle katil zanlısı Güney’in ölümüne dair şüpheler taşıyanları aydınlatmakta fayda var” diyen Comte şöyle devam etti: “Sağlık sorunu Almanya’da yaşadığı yıllarda mevcutmuş. Yani katliamdan iki yıl önce kafasındaki ur tespit edilmiş. O dönem ilerlemeyen bir ur mevcut. Ama tutuklandıktan sonra özellikle son bir yılda sağlık sorunu büyüyor. Burada cezaevi koşullarının da etkisi büyük elbet. Ama benim hipotezim zaten onu seçenler Fransa’daki yargı sürecinin de uzunluğunu hesap ederek, böylesi bir katil profili seçtiler. 


Güney’in ölümü

Herhangi bir dış müdahale yok. Yani doğal bir ölüm söz konusu. Hastahanede kemoterapi tedavisi görürken öldü. Bu bütün belgeleriyle mevcut. Belki kamuoyu bu konuda bir endişeye sahip ama bu endişe yersiz. Fransa yargısı hantal ve uzun yıllara yayılan bir süreç izliyor. Hasta olması göz önünde bulundurularak belki son bir yıl daha erkene alınabilir, bir mahkeme olabilirdi. Ama rutin yargı sürecinden hatta daha erken mahkeme tarihi aldık denilebilir. 


Avrupa’da hücreler faaliyette

Ama katilin ölümüyle bu süreç değişti. Bugün yine Kürtler için tehditler devam ediyor. Halen Avrupa’da Kürt kurum temsilcileri hedefte. Paris’te ve diğer ülkelerde bu iş için çalışan hücrelerin olduğunu biliyoruz.”


Yargı üzerinde baskı var

Fidan Doğan’ı yakından tanıdığını belirten Milletvekili François Loncle ise üç Kürt kadının katledilmesine ilişkin önce soru önergesi bulunan parlamenterlerle bir araya geleceğini duyurdu. Fransa’nın Türkiye ilişkilerini gerekçe göstererek elinde varolan bilgileri paylaşmamasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Loncle “Hiçbir şekilde devlet güvenliği gerekçe gösterilerek gizli servisler elindeki bilgileri saklamamalı. Bu kabul edilemez” diyerek, Fransa’da yargı üzerinde siyasi baskının olduğunu belirtti. Yurtdışında olduğu için panele katılamayan milletvekili Sergio Coronado adına konuşan asistanı Rusen, mevcut siyasi atmosfer içerisinde bu davanın sonuçsuz kalmasının kabul edilemezliğini vurgulayarak siyasilere davayı sahiplenme çağrısında bulundu. 


UCM’ye taşınmalı

FIDH Onursal Başkanı Patrick Baudoin, ülkelerde sonuçsuz kalan davaların varlığı, gizli servislerin işlediği cinayetler karşısındaki sessizliğin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınmayla aşılabileceğini söyledi. İç yargıların hantallığı, ülkelerin diğer ülkelerle kurduğu ilişkilere takılan durumlarda bu sürece müdahale eden mahkemelerin olması gerektiğini savunan Baudoin, “Bu davanın sonuçsuz kalması kabul edilemez. Her şeyden önce yaşam hakkına kastedilmiştir” diyerek sözlerini bitirdi. 


Mücadele açığa çıkarttı

France-Kürdistan Derneği Başkanı Sylvie Jan ise, ”Fransız yargısı MİT’i işaret edebildiyse, bu davanın avukatları, aileleri, Kürt Kadın Hareketi, Kürt dostları, her Çarşamba katliamın yaşandığı büronun önüne yürüyenler, her 9 Ocak’ta Paris’e akan on binlerin sayesindedir. Bu davanın takipçileri olduğu için diğer davalardan farklı olarak birçok noktada gerçeğin ne olduğunu görebildik” dedi. Hem Fransız hem de Türk tarafının olayın başında PKK, iç infaz, silah ticareti gibi maskelerin altına sığınıldığına dikkat çeken Jan, gerçeklerin ortada olduğunu hatırlatarak, mücadelenin devam edeceğini ifade etti.