Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Sait Öztürk, 1 Mart’ta başladığı açlık grevini, 30 Nisan’da ölüm orucuna çevirdi. Arkadaşları, hasta tutsak olduğu için ikna etmeye çalışarak adını açıklamadı ama Öztürk ısrar edince 10 Mayıs’taki grupla adı açıklandı.

DENİZ BABİR / STUTTGART

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 1 Mart’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Sait Öztürk eylemini ölüm orucuna çevirmişti. Reis Öztürk, kalp rahatsızlığı olan ağabeyinin isminin ikinci grupta yer alsa da aslında ilk grupla birlikte 30 Nisan’dan itibaren ölüm orucunda olduğunu söyledi. Hastalığı nedeniyle eylemden vazgeçirilmeye çalışıldığı için adının açıklanmadığını belirten Öztürk, “Abim, ‘bu benim irademdir’, diye ısrar edince ikinci grupta ismi açıklandı. Kalp rahatsızlığı var ve buna rağmen ölüm orucuna girdi” diye belirtti.

Geçen hafta Perşembe günü ağabeyini cezaevinde ziyaret eden Reis Öztürk, ağabeyinin durumuna ilişkin şunları belirtti: “Sait moral olarak çok iyiydi ancak fiziki olarak zorlanmaya başlamıştı, kemiklerinin ağrıdığını söyledi. Bu durumu bile bize hissettirmemeye çalıyordu. Talepleri kabul edilmeyene kadar sonucu ne olursa olsun bu eylemden vazgeçmeyeceğini belirtti.”

Cezaevi idaresinin 12 Eylül uygulamalarını aratmayan yöntemlere başvurduğuna işaret eden Öztürk, ağabeyinin söylediklerini şöyle aktardı: “Cezaevinde bizim irademizi kırmaya dönük kimi uygulamalar var. Örneğin; yemeği hücre kapısının önüne bırakıyorlar. Buradaki amaç irademizi kırarak, bizi düşürmektir. Ancak bu gibi ucuz yaklaşımların farkındayız. Biz büyük düşünen bir Hareketin fertleriyiz.”

Doktor kontrolü reddediliyor

Ölüm orucuna girdiğinden bu yana doktor kontrolünü kabul etmediğini kaydeden Öztürk, “Normalde ağırlaştırılmış müebbet cezası aldığı için tek başına kalıyordu, ancak artık fiziken zorlandığı için 2 kişi ile beraber bir odaya alınmışlar” dedi.

İki yıl hücrede kaldı

Kürt özgürlük Hareketi ile tanışmadan önce Bursa’nın İnegöl ilçesinde mobilyacılık yaparak hayatını kazanmaya çalışan Öztürk, Muş Bulanık nüfusuna kayıtlı. Öztürk, 2002’de Bursa’da Özgür Halk dergisinde çalıştı. 2004’te Öcalan’a özgürlük kampanyasında yer aldı, bir dönem cezaevinde kaldı. Tahliye ardından özgürlük mücadelesine katıldı, Mayıs 2012’de esir düştü. 13 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Öztürk, 2 yıla yakın tek başına bir hücrede kaldı.

 
 

Eylemciler sürgün edildi

   

Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 5 Ocak’tan bu yana açlık grevinde olan Sibel Akdeniz ile 1 Mart’tan bu yana açlık grevinde olan Azize Yağız, 670 kilometre uzaklıktaki Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi.

Kardeşinin 11 yıldır cezaevinde kaldığını belirten Fahriye Yağız, şunları paylaştı: “Kardeşimi ve arkadaşı, 3 Mayıs’ta ‘sizi hasteneye götürüyoruz’ diyerek koğuştan alınmış ve yolda 5 Ocak’tan itibaren açlık grevinde olan Sibel Akdeniz’i Kayseri cezaevine, Azize’yi de Tarsus’a götürmüşler. Sürgün edildikten sonra günlerce herhangi bir haber alamadık kız kardeşimden. Kardeşlerim cezaevine görüşe gittiklerinde, ‘kız kardeşiniz burada yok’ diyorlar. Görüşme için kardeşlerim ısrar edince sürgün edildiğini ama nereye gönderildiğini bilmediklerini söylüyorlar. Bir kaç gün sonra kız kardeşim anneme telefon edip ‘Tarsus cezaevindeydim, beni merak etmeyin’ deyip telefonu kapatıyor. Ne durumda, oraya nasıl götürüldü bilmiyoruz. Sağlık durumu zaten iyi değildi. Cezaevi yönetimi tedavi olmasına izin vermiyordu. Canımız çok acıyor hepsi için.”

Sibel Akdenizin ablası Melek Beyaz da kızkardeşinin Kayseri’ye sürgün edildiğini dile getirdi. Sürgün edildiklerini tesadüfen öğrendiklerini belirten abla Beyaz, kardeşinin 40 kilonun altına düştüğünü söyledi. Beyaz, şunları kaydetti: “Gazete, radyo yok. İzin verilmiyor. 14 Mayıs’ta görüşe gittim. Bizlere sağlığının iyi olduğunu söylüyor, bizleri üzmemek için böyle yapıyor. Kardeşim, ‘Önderlik ile yapılan görüş bizim için yeterli değildir. Bizler bu konuda kararlıyız. Bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz ve yükselteceğiz. Ölüm orucu bunun en büyük kanıtıdır” dedi.”

 
 

Soframız gözyaşlarıyla doluyor

   

Urfa T Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan ve “örgüt propagandası yapma” gerekçesiyle 3 yıl 8 ay hapis cezası verilen İrfan Konak, 5 aydır tutsak. Konak, 83 gündür açlık grevinde.

 Annesi Hanım Konak, son gittiği cezaevi görüşünde bazı tutsakların yürümekte zorluk çektiğini gördüğünü söyleyerek, “Oğlumla fazla konuşamıyoruz. Çünkü konuşacak takati kalmamış. Ben annelerin ağlamasını istemiyorum. Çocuklarımız cezaevinde biz de evimizde zindanı yaşıyoruz. Onlar zindanda açlık grevindeyken biz de evde bir şey yiyemiyoruz. Soframız gözyaşlarıyla doluyor, yemek boğazımızdan geçmiyor” dedi.

 
 

Tek başına hücrede

   

Şakran 1 Nolu Kapalı Kadın Cezaevi’nde açlık grevinde olan Rahşan Aydın, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası onaylandığı gerekçesiyle eyleminin 118. gününde tek kişilik hücreye alındı. Eyleminin 149. gününde olan Aydın’ın yanına refakatçi alınması veya arkadaşları ile aynı koğuşa alınması için cezaevi idaresine ve Adalet Bakanlığı’na yapılan başvuruya yanıt verilmedi.

Babası Osman Aydın ve kardeşi Zelal Aydın, Rahşan’ın moralinin iyi olduğunu ancak tek başına hücrede kalmasından dolayı kaygılı olduklarını belirterek, bir an önce başvurularının cevaplandırılmasını istedi.

 Rahşan’ın yalnız kalmasını istemediklerini ifade eden Zelal Aydın, “Bize ‘İstedikleri kadar oyalamaya çalışsınlar biz yine de direnişi bırakmayacağız’ dedi. Morali iyiydi. Bize de moral veriyordu. ‘Bize destek olun bizim burada olduğumuzu unutturmayın’ diyordu” şeklinde konuştu.

Tedavi olmayı reddetti

Baba Osman Aydın da Rahşan’ın 15 Mayıs günü yüksek tansiyon, baş ağrısı nedeniyle fenalaştığını ve hastaneye kaldırıldığını, ancak tedaviyi reddederek geri getirildiğini aktardı. Baba Aydın, şunları söyledi: “Direnişlerine saygı duyuyor ve arkasında duruyoruz. Bir an önce olumlu adım atılmalı ki çocuklarımız eski durumlarına dönsün. Giyeceğin bile yarısını veriyorlar. Kitaplar, dergiler, gazeteler 3 aydan fazladır kısıtlı veriliyor. Radyolar toplandı. Dışarıdan iletişimi bizimle ve avukatlar aracılığıyla sağlıyorlar. Biz de içeri girerken 4 yerde aranıyoruz. Para yatırmak zor oluyor. Yatırdıklarına dair evrak veriliyor ama ne kadar yattığını öğrenemiyoruz. 1 buçuk saat içinde zorla yetişebiliyoruz çocuklarımıza. Açık görüşlerde yakınımızda duruyor gardiyanlar. Rahşan dışarıdakilerin seslerine ses katmasını istiyor. Demek ki bizi dışarıda güçsüz görüyor. ‘Biz canımızla savaşırken, siz neden dışarıda sessizsiniz’ diyor.”