Farkındalık bilincine sahip insan hayatına anlam kazandırma ihtiyacı hisseder. Aydınlanma ve ruhsal gelişim adına hayatının bir anlamı olmasını ister.
 Bu, insanın kendisini var eden hayata bir karşılık verme biçimidir. Yaşam için seçilmiş olmaya duyulan şükran ifadesidir.
Böyle biri hayatı laf olsun diye yaşamak yerine, her anı değerlendirmek, hangi anda ne düşünüyor ve arzu ediyorsa onu gerçekleştirmek ister.
Bu yüzden nerede olursa olsun ve başına ne gelirse gelsin yaşadığı olumsuzluklardan ötürü yakınmak veya pişmanlık duymak yerine yaşadıklarına kalenderce göğüs gerer.
Yaşadıklarının hayatına bir anlam kazandırma çabasının sonucu olduğunu bilir. Dayanma gücüne ve direnme yetisine sahiptir. Koşullar ne olursa olsun ilenmeden ve yüksünmeden direnir.
Hayatın anlamsızlaştığı, değerlerin metalaştığı, her şeyin monotonlaştığı ve dolayısıyla da ruhsal deneyimin yoksullaştığı günümüzde insanın hayatına anlam kazandırmayı çalışması ve bunun için bedel ödemeyi göze alması çoğu kişi için ‘gereksiz’ olabilir ancak, özünde bu bir ayrıcalıktır.
 Bu, insan olmanın ayırdına ve hayatın tadına varma ayrıcalığıdır.
Bu, dünyaya çıplak gelmiş, çıplak da gidecek olan, fani olduğunu bilen ve kendisinden sonrakiler için arkasında anlamlı şeyler bırakmak isteyen insana verilmiş bir armağandır.
*
Hayatına anlam kazandırmak, onu bir armağana dönüştürerek gelecek kuşaklara miras bırakmak isteyen, farkındalık bilincine sahip insanlardan biri de Aysel Doğan’dır.
Aysel Doğan bir barış elçisi; hem Kürt, hem kadın, hem de Kızılbaş kimliğini taşıyan bir insanlık savaşçısıdır.
Kendi hayatını bir armağan olarak değerlendirmiş ve hayatının merkezine insan sevgisini almıştır. Bu bilinçle başka hayatlara da bir armağan gibi katılmıştır.
Aysel Doğan nasıl bir hayat yaşaması gerektiğini hayattan öğreniyor. Seçimini ve tercihlerini buna göre yapıyor.
‘Tarih öncesi köpeklerin havladığı’, Dersim’de kıyım ve sürgünlerin yaşadığı bir dönemde, geride ölülerini ve evlerini bırakmak zorunda kalmış bir ailenin çocuğu olarak sürgünde dünyaya geliyor.
Sürgünde doğuyor ancak, Dersim gerçeği onun yazgısı haline geliyor. Küçük Aysel, annesinden çalınan hayatın peşine düşüyor. Bunu amaç ediniyor.
Annesinin çalınan hayatı onun hayatının anlamı haline geliyor. Savaşçı kişiliğini bu anlam şekillendiriyor.
Attığı her adımda da bunun; Kürt, kadın ve Kızılbaş olmanın bedelini ödüyor.
 12 Eylül döneminde Ankara Emniyeti’nin işkenceleriyle ünlü DAL’ında tam 90 gün geçiriyor. “Kadın olmanın ne anlama geldiğini orada öğrendim” diyor. İşkenceciler onun en çok kadın kimliğine saldırıyor.
90 günün ardından çıkarıldığı mahkemede tutuklanıyor. 4 yıl hapis yatıyor. 1980 yılında girdiği hapisten 1984 yılında çıkıyor.
Mücadeleye kaldığı yerden devam ediyor. Devam ettiği için de yeniden hapse girip çıkıyor. Kaç kez hapse girdiğini ve kaç kez hapisten çıktığını zamanla unutuyor. Sorsanız kendisi de bilmiyor.
Geçenlerde Stêrk TV’de programa katılan yeğeni, “Ben çocuktum teyzeme tel örgüler arasından patik uzatıyordum; büyüdüm, mühendis oldum ama teyzem hala cezaevinde” diyordu.
 Aysel Doğan hala cezaevinde ama, şimdi eskisinden farklı olarak ölümle de yüz yüze...
Kamuoyu Aysel Doğan’ı ‘Barış Grubu Davası’ndan tanıyor.
PKK lideri Öcalan’ın çağrısı üzerine, barışçıl çözüme fırsat yaratmak amacıyla Avrupa’dan 29 Ekim 1999 günü Türkiye’ye giden grubunun içinde o da vardı.
O ve arkadaşları barış için gittiler ancak, devlet onları ‘örgüt üyesi’ oldukları için yargıladı. Her biri onlarca yıl ceza aldı.
Aysel Doğan bu davadan 11 yıl hapis yattı.
Hapisten çıkar çıkmaz da, “acıyı umuda dönüştürmek” amacıyla, evlat acısı yaşayan Türk ve Kürt annelerinin acılı çığlıklarını kirli savaşa karşı birleştirmeye çalıştı.
“Kadın buluşursa halklar da buluşur; kadın özgürleşirse halklar da özgürleşiyor” dedi ve kadınları ortak bir platform oluşturmaya davet etti.
Bir yandan da Dersim’in özgünlüğünü ortadan kaldırmaya çalışan Gülen cemaatine karşı mücadele etti. Bu amaçla Dersim Alevilik İnanç Ve Kültür Akadamesi’ni kurdu ve başına geçti.
“Kürt’üm, kadınım, Kızılbaş Aleviyim ve Seyit Rıza’nın yeğeniyim” dedi ve bu değerleri sahiplendi.
Onun bu tutumu devletin ve cemaatin tepkisini çekti.
Polis Aysel Doğan’ı 2 yıla yakın bir süre ‘teknik takibe’ alıyor ama, her hangi bir suç unsuru da bulamıyor. Buna rağmen KCK Operasyonu’nda gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.
Geçenlerde Malatya’da görülen davada ona, ‘KCK yöneticisi’ olduğu gerekçesiyle 18 yıl (evet tam 18 yıl) hapis cezası verildi.
Aysel Doğan şimdi Elbistan Cezaevi’nde ve açlık grevinde.
Açlık grevinde artık günlerin bir anlamı kalmadı. Konuşmanın ve yazmanın da bir anlamı kalmadı.
Çünkü, artık hayat kazansın ve bizden sonrakiler yaşasın diyen Aysel Doğan, ateşten geçen yoldan ölüme doğru yürüyor.
Ölüyor...