
Kyakser ve diğer Kürt komutanlarının öncülüğünde direniş meşalesinin Demirci Kawa şahsında kale surlarında yakıldığı ve Ortadoğu halklarının özgürlüğünü elde ettiği gün.
Mezopotamya’da zulmün ve karanlığın vadilerden ovaya aktığı, yüreklerin ateş olup yandığı, baharın yeşerdiği, umudun güne yığıldığı, kale surlarının yarıldığı, zulmün çatladığı, dağların özgürlük baharına dönüştüğü, Zerdüşt’ün açtığı yol ve çizgide, Demirci Kawa’nın direniş ateşinde, Kürt halkının emek ve kanıyla Med devletinin kurulduğu tarih.
Ama ihanet dostluk postunda akar. Sözler hançer olur. Bakışlar kan içerir. İhanet pusuda yatar. Hainlik suyu altın tasla içilir. Kimileri öfkeyi biler, kimileri dağlarda kılıç çeker. Ovalara akan karanlık durdurulamaz. Sözlere kan bulaşır. Duygularda öfke kaynar. Bölgenin en güçlü devleti böyle düşer. Umutlar ihanetle yıkılır.
Harpogos’ın ihaneti bir halkın acı tarihi olur. Med halkı iki bin beş yüz yıl kan ağlar. İhanet hem canları, hem malları, hem vatanı götürür. Bir düşer ama bir daha kalkamaz. Bölünür, parçalanır, sömürülür ve onursuzlaştırılmaya çalışılır.
“Haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytandır,” der Hz. Muhammed. Öcalan, önce bu şiarla uyanır ve ardından Kürdistan halkının kurtuluş teorisini yaratır. Bunun mücadelesini verir. Bu ideolojik mücadelenin önder militanlardan biri de heval Mazlum Doğan’dır.
Heval Mazlum okulu bırakır ve Kürdistan kurtuluş mücadelesine katılır. Birçok alanda örgütsel faaliyetlerde bulunur. 1979 yıllında Riha’dan Qoser’e giderken, Wêranşar’da yapılan bir yol aramasında gözaltına alınır. Daha sonra Riha ve Amed’de sorgulanır. Kimliğinin sahte olduğu ortaya çıkar ve tutuklanır.
O direnişiyle ihanete kilit vurdu
Heval Mazlum Doğan, en çok okuyan arkadaşlardan biriydi. Bu nedenle ona ayaklı kütüphane denilirdi. Diğer örgütlerle en çok tartışan, bilgi ve birikimi en çok olan hevaldi. Davranış, tavır, duruş ve pratiğiyle o bir ilke adamıydı. Hem militan, hem önderdi. Hem örgütleyici hem de eylemciydi. O direnişin önderiydi.
Egemen-sömürgeci güçler sadece Kürtleri inkar etmekle kalmazlar, bellek ve tarihlerini de silmeye çalışırlar. “Tarihsiz insan köksüz, geleceksiz ve belleksiz insandır.” Her bitki kendi kökleri üzerinde yeşerir, gelişir ve kurur. Kürtlerin direniş ile ihanet tarihi, bu iki kök damar üzerinde gelişir. Kürt bireyi tarihsiz ve belleksiz gelişir, yetişir ve eğitilir. PKK önder kadrolarının mücadelesi ve direnişi bu belleksizleşmeye karşı bir duruştur. İhaneti kelepçelemedir.
Mazlum heval sorguda işkence görür, ama direnir. Dili kilit tutmaz. Sözleri dağlara uçar. İhanete kilit vurur. Korkuya onur meşalesini takar. İşkenceciler süngü takar, heval Mazlum inançla pişer. Zindanda arkadaşlarını eğitir ve onun öncülüğünde Hawar Dergisi’ni çıkartırlar. Devrimci sorumluğunu yerine getirir. Direnişle ihaneti tırpan gibi biçer ve tepeden tırnağa özgür yaşar.
Özgürlüğün farkında olmak ayrı, özgürlüğü dolu dolu yaşamak ve kavramak ayrıdır. Farkında olmak halk ve bilim adına yeterli değil. Bu özgürlüğe inanmak anlamına gelmez, bilgilenme anlamına gelir. Ki Şahin Dönmez, Yıldırım Merkit gibiler özgürlüğü kavramadıkları için sorguda zaaf gösteririler, zindanda ihanet ederler.
İlkler bir nehir gibi hep berrak akarlar
Harpagos’un ihanetiyle Med devleti yıkılır, Persli Kyros’un liderliğinde Medler, Pers İmparatorluğun kurucusu ve ortağıdır. Bin yıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Kürtler Cumhuriyetin kurucu unsuru ve ortağıdır. Persler İmparatorluğu ve Cumhuriyet, Kürtlerin inkarı, imhası üzerinde gelişir. Böylece birçok direniş ve başkaldırı katliamla bastırılır. Tüm isyanların başarılı olmamasının korkusu ihanet olur. Kürtler ihanet tokmağıyla tarihi sırtlar. Öldü diye Kürtler kefenlenir. Tarihleri tuzlu çorak dağlara ve ovalara ekilir. PKK, ihanet karşıtlığı ve direniş mirası üzerinde gelişir. Mezara konulan Kürdün kefeninde filizlenir.
“Ardımdan gelmek isteyen kendini inkar edecek” der Hz. İsa. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da Kürdistan halkına özgürlüğü için yola çıktığında, benzer şiarla yürür; “Özgürlük mücadelesini vermek isteyen, kendini inkar edecek, özgür yeni tip insanla yürüyecek” dedi. Özgür yeni tip militan kişiliğini temsil eden ve devrimin öncülerinden biri de heval Mazlum’dur. Nasıl direneceğini ve nasıl öleceğini bilen en yüce kişiliktir.
PKK sadece direnmedi ve savaşmadı. Mücadeleyi cesaret ve akılla yürüttü. Harabeye çevrilmiş tarihin kırıntılarından yeni bir tarih yarattı. Kürdün üç bin yıllık direniş ve ihanet tarihinin şifresini çözdü. Kürt tarihinin dikotomisini oluşturan ihanet ve direnişten yeni tip bir militan yetiştirdi. Böylece yeni bir mücadelenin tarihini sıfırdan yarattı.
Bu mücadelenin ilkleri önemlidir. İlkler her zaman önemli ve yücedirler. Yücelikleri tarihin derinliklerinde gizlidir. Bir nehir gibi hep berrak akarlar. Heval Mazlum hem ilk önder kadrodan hem de zindan cehenneminde ihanet ve teslimiyete saplanan bir hançer ve kızıl bir yürektir. Onuruyla yaşamı yaratandır.
‘Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür’
Heval Mazlum zindandan kaçmak için çöp variline girer. Saatlerce varilde kalır. Bedeni uyuşur, kanı donar, hareket edemez. Sabırla, büyük bir olgunlukla, sesiz ve yüreğini kilitleyerek, beden acısını bastırarak bekler. Çöp varili dışarı çıkartılır, askerler varili arabaya atar ve şehir dışında bulunan çöp yığınında varili boşaltırken, içinden heval Mazlum çıkar. Bedeni donmuş, hareket edemez ve ayağa kalkamaz. Askerler döner, hareket edemez halde bulunan heval Mazlum’u arabaya bindirip zindana geri getirirler. Heval Mazlum’u kaçırmaya gelen arkadaşları, arabayı uzaktan izlerler. Bir önder, sorumsuz tavırlarının kurbanı olur. Yanlış tavrının bedelini öder.
Kürt halkının düşmanı Esat Oktay Yıldıran, zindanın tanrısı olur. Vahşet adına ne varsa zindanda tutsaklara karşı uygular. Heval Mazlum, devletin “3K” olarak kodladığı Kürt-Komünist-Kızılbaş kimliklerinin üçünü de taşıyordu. Esat Oktay Yıldıran’ın hassaten bu üç özelliğe düşmanlığı vardı.
Diyarbakır Zindanı inler, haykırır, kan ağlar, kana korku karışır, umut nefeste boğulur. Dünya sağır, Amed sessiz, yaşam katran karası. Teslimiyet ihanete yuvarlanır. Onur cam şişede...
İşkence bir karabasan gibi iner. “Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” şiarı güne düşer. Heval Mazlum’u işkence değil, sessizlik ve giderek olanları kabullenme korkutur. Direniş bireylere düşer. Esat Oktay her gün birilerini ısırır. “Bu karanlığa bir ışık lazım” der Mazlum yoldaş. Direniş ile ihanet kıyasıya savaşır. Mazlum arkadaş diğer önder kadrolarla birlikte ölüm orucunu başlatmak için yürek parçalar. Zaman uzadıkça, zulüm arttıkça sabrı azalır.
Newroz’a bir ateş gerek
Yıl 1982, 35. koğuş, dördüncü kat, dokuzuncu hücre. Burada heval Mazlum kalır. Tek başına. Demir parmaklıklardan içeri giren güneş yüzünü yıkar. Hücrenin demir parmaklarına dayanır, son kez pencereye tünemiş kumruya bakar. 7. Hücrede Hayri Durmuş kalır. Aralarındaki hücre boş. Hayri’ye seslenir. “Yarın Newroz. Yarın Bayram. Newroz’a bir ateş gerek” der.
İşkence ateşten fırın. İhanet pusuda yatan canavar. Korku yürekte çadır kurar. Çığlıklar içler acısı, bakışlar yürek yarası, yaşam cehennemin kendisi. Mazlum yoldaş bir bilge gibi düşünür. Düşündüğü ne bir matematik problemi, ne de fizik. Düşündüğü şey ölümde yaşamı yaratmak. Karanlıkta bir meşale olmaktır.
Şafak kan kızılı renkte doğarken, heval Mazlum direnişte doğar. Gün altın rengine bürünürken, O Kürdistan’a direniş rengini verir. Candan cesaret doğurur. Titremeden, korkmadan ve çekinmeden üç kibrit çöpü yakar ve beton zemine bırakır. Son kez ateşe bakar, yerde çöplerin külü kalır. Son kez aldığı nefesinin tadını ciğerlerinde hisseder. Bir kelebek gibi, hayalinde Kürdistan’ı şehir şehir gezer ve seyrine nakşeder. Onuru hayatıyla yaratır. Ateş olur ve dağların zirvesinde yanar. Zindana sığmaz. Gerillanın namlusunda zafer olur. Demirci Kawa, Ninova şehrinin yüreğinde zaferin meşalesini yakarken, Çağdaş Kawa Mazlum Doğan, Diyarbakır’daki zulmün yüreğinde Newroz ateşini yakar. Zindanın orta yerinde çağdaş-devrimci Kawa’nın ruhunu yeniden bayraklaştırır.
Yüreğin çocuk kokan şafağın renginde söz verdin. Umudu turnanın gözüne ektin. Yaşam kendi tadında, yollar cehennem kokar.
Çığlıklar asılı kalır, direniş eken ölüme tutsak, sönmedi bu ateş, yeniden külünden tutuştu.
Direnişi içimizde ördük. Sizlerden bir isyan çizdik, acıları ekmedik, özgür günlerden bir isyan çizdik, acıları ekmedik, özgür günlerde piştik. Her ayrılık bir isyan. Ayrılığın bir başka isyan.
ALİ ORUÇ / Diyarbakır D Tipi Cezaevi