Geçen haftayı olumlu ve olumsuz gelişmelerle geçirdik. TC Cumhurbaşkanı Gül’ün sınır bölgesindeki askeri birlikleri ziyareti, bu ziyaret sırasında sivil bir “cumhur”un reisi olduğunu unutup askeri parka giymesi olumsuz bir gelişme idi. Askeri vesayeti gerilettiklerini söyleyenlerin Gül’ün askeri parka giyerek sınır boylarında dolaşmasına ne diyeceklerini biliyorum. Yine’de kendi ağızlarından ne diyeceklerini merak ediyorum.
Gül’ün sınır boylarındaki askeri birimleri ziyareti, bu ziyarette Kürdistan’ın güney ve kuzeyinin birleştiği sıfır noktasında askeri parka giyerek sözde kamuflaj yapması bana bir başka fırtınanın öncesini de anımsatıyor. Bilmem hatırlarmısınız TC’nin “cumhur”u reisi 2007 yılının sonlarında yine dönemin G. Kurmay Başkanı Yaşar Büyükkanıt ile birlikte sınırdaki askeri birlikleri denetlemiş, iki ay sonrasında Kürdistan’ın güneyine Medya Savunma alanlarına askeri işgal hareketi başlamıştı. 2008’in başlarında yapılan bu işgal girişimi “Zap” direnişi ile karşılaşmış, bir hafta sonra TSK özel birlikleri arkalarına bakmadan geri dönmüşlerdi. Yine böyle bir askeri harekatın  gündemde olması olasıdır. Ensenizi karartmayın 2008 olduğı gibi “Suvar hatin pêya çun” olacaklar.
Geçen haftanın en olumlu gelişmesi ise islami kanaat önderlerinden birisi olan “Yazarlar Birliği” 2. Başkanı Cemal Uşşak’ın Radikal gazetesinde yayınlanan söyleşisi idi. Cemal Uşşak öz olarak Türkiye’deki İslami hareketın “Kürt Sorunu” konusunda devletçi bir tavır takındığını, Filistin sorunu ile ilgilenirken kendi içerisindeki Kürt kardeşlerinin sorununa  ilgisiz kaldığını, hata yaptığını açıkça dile getiriyor, Kürtlerden özür diliyordu. Yer sorunu nedeniyle sayın Uşşak’ın, Ezgi Başaran’la yaptığı bu önemli söyleşisinden alıntı yapamıyorum. İsteyenler Radikal gazetesinden bu önemli söyleşinin tamamını okuyabilirler. Uşşak’ın söyleşisine islami cenahtan cevap gecikmedi kendisine “biz”den kimin kastedildiği sorulduğunda, sayın Uşşak’ın yanıtı gecikmedi “Milli görüş çizgisi, Nur cemaatı, Tasavvuf eksenli yapılar”. Derin bir konudur. Başka bir yazımın konusu olacak. Ancak kısaca şunu söyleyebilirim “Müslümanlar kemalizm tarafından kendilerine şırınga edilen milliyetçilik virus’unden kurtulmalıdırlar”.
AKP Antep milletvekili eski tosunlardan Şamil Tayyar’ın yakında piyasa’ya çıkacak olan kitabında Gül’ün başbakanlığı döneminde 250 PKK yöneticisine af getirme planı olduğundan sözediliyor. Milliyet’in 18 Ekim tarihli sayısındaki habere göre Şamil Tayyar’ın Gül’e de doğrulattığı planına göre Gül dönemin G. Kurmay Başkanı Özkök ve MİT Müsteşarı Ş. Atasagun’u makamına çağırtarak “PKK”yı dağdan indirecek kapsamlı bir çalışma yapmasını istiyor. İkinci görüşmelerinde her ikiside PKK’nin bu sıralarda eylem yapmadığını, ama bunun PKK’nin silindiği anlamına gelmediğini, gecikilirse bunları dağdan indirmenin zorlaşacağını söylüyorlar. Sayın Öcalan’la da görüşülerek bir af planı konusunda kısmı mutabakata varılıyor. Sayın Öcalan ile İmralı’da MİT ve Gç. Kurmay yetkilileri görüşüyor. Bu arada Öcalan Gül’e mektup yazıyor. Tam da süreç olumlu yönde sonuçlanmaya doğru giderken İmrali’daki sistem devreye giriyor, Öcalan’a yönelik tecrit komplosu uygulanmaya başlıyor. Bu esnada gelişen eylemler sonucu AKP’deki milliyetçi milletvekillerinin milliyetçi duyguları kabarmaya başlıyor, meclisteki topluma kazandırma yasasıda istenilen bir biçimde meclisten geçmiyor. Kitap çıktığında hep birlikte okuyacağız.
AKP askeri vesayetin ortadan kaldırıldığını söylüyor. Ergenekon’un tasfiye edildiğinden dem vuruyor. Askeri vesayet tam olmasada ortadan kaldırılmış olabilir. Nitekim Gül’ün askeri parka ile askeri birlikleri denetlemesi bu vesyetin az da olsa devam ettiğinin işaretidir. Şimdilerde AKP’nin sivil vesayeti gündemdedir. Öcalan’a yine koyu bir tecrit uygulanıyor. Bu sefer AKP iktidarının eli ile. Tamda mutabakat protokollarının imzaya açıldığı dönemlerde. Operasyonlar hızlanıyor buna karşın aktif meşru müdafaa eylemlilikleri boyutlanıyor.
Sayın Öcalan’la 83 gündür görüşme yapılamıyor. Dedik ya olumlu ve olumsuz gelişmeler at başı gidiyor. Bakalım bunun sonu nereye varacak! Sınırötesi harekete mi, yoksa ellerin tetikten çekilmesine mi? İzliyoruz…
***
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 18 Ekim 1923 tarihinde TBMM’de “İzaley-i Şaka-vat” yasası çıkartıldı. Yasanın amacı Kürt başkaldırılarını bastırmaktı. 1962 yılında yürürlükten kaldırılan yasa PKK’nın silahlı eylemlerinin başlaması ile 74 sayılı Köy kanununa bir madde eklenerek raftan indirilip Köy koruculuğunun tesis edilmesi ile tekrar yürürlüğe girdi.
* 18 Ekim 1960 tarihinde 105 sayılı İskan Yasası çıkartılarak Kürt kökenli 55 yurtsever ve kanaat önderi batıya sürgün edildi. Siyasal literatüre “55”ler olarak geçen bu grup Cumhurıyet tarihinde batıya sürülen 3. dalga Kürt grubu idi.
* 19 Ekim 1992 tarihinde ÖZDEP kuruldu.
* 20 Ekim 1990 tarihinde haftalık “Yeni Ülke” gazetesi İstanbul’da yayınlanmaya başlandı. Sahibi Serhat Bucak, G. Yayın Yönetmeni Güney Aslan, Yazıişleri Müdürü Özkan Kılıç olan Gazete, 23 Nisan 1993 tarihine kadar 135 sayı yayınlandı.
* Büyük Kürt şairi ve siyasetçisi Cegerxwîn (Melê Şeyhmus) 22 Ekim 1985 tarihinde İsveç’te yaşamını yitirdi.