
QSD savaşçılarının Reqa ve çevresindeki operasyonları, DAİŞ’in denetimini sarstı. Siviller, QSD’nin açtığı yollardan güvenli bölgelere akmaya devam ediyor. On binlerce insanın Reqa ve Tebqa’dan akışına Reqa Sivil Meclisi de cevap olmaya çalışıyor. Sayının artmasıyla yerel dinamikler, ihtiyaçları karşılamakta zorlanıyor. Bu duruma dikkat çeken MSD Eşbaşkanı İlham Ehmed, önceki gün hem Uluslararası Koalisyon’a hem de insani kuruluşlara çağrı yaparak, sorumluluk almaya davet etti.
Fırat’ın Gazabı Hamlesi bütün şiddetiyle devam ediyor. QSD savaşçıları, DAİŞ işgalindeki yerleşim birimlerini kurtarırken sivilleri de güvenli alanlara ulaştırmaya çalışıyor. Son haftada on binlerce insan daha DAİŞ’in zulmünden kurtarıldı. Ancak rakam yükseldikçe ciddi insani sorunları da beraberinde getiriyor. Kerema kasabasındaki kampta 30 bin civarında, Eyn Îsa’daki kampta 30 bine yakın; son günlerde Tebqa, Reqa, Mesken çevresinden on binlerce sivil de Eyn Îsa taraflarına geçtiğini; on binlerce insanın da QSD alanlarına ulaşmak için hala yollarda. Hamle şehir merkezine yaklaştıkça göçmen sayısı da yükseliyor. Göçmenler QSD savaşçıları tarafından karşılanıyor. İmkanların kısıtlılığı sebebiyle göçmenlerin çoğu arazilerde kalıyor; çadır, yiyecek, içecek ve ilaç gibi zorunlu ihtiyaçları temin edilemiyor. QSD savaşçıları tarafından kurtarılan Reqa’nın kuzey batısındaki Cib El-Şeyîr köyüne, Reqa ve Tebqa’dan evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce sivil yerleşti. İlaç ve gıda yardımının az olmasının üstüne bir de bölgede meydana gelen çöl fırtınaları nedeniyle 8 sivil yaşamını yitirdi.
Reqa Meclisi de seferber
QSD tarafından güvenli alanlara ulaştırılan Reqalı sivillerden 5 bin kişi, sağlık ve emniyet kontrollerinin ardından kamplara yerleştirildi.
Reqa Sivil Meclisi, Eyn Îsa kasabasında yeni bir kamp oluşturmak için yer belirledi. Göçmenler şimdiden buraya akmaya başladı. Elindeki kısıtlı imkanlara rağmen çetelerden kurtulan sivil halkın ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan Reqa Sivil Meclisi, bölgedeki halkla birlikte göçmenlere cevap olmak için seferber olmuş durumda. Reqa Sivil Meclisi Eşbaşkanı Leyla Mistefa, göçmen sayısında aşırı bir artıştan dolayı zorlandıklarını söyledi. Uluslararası hiçbir yardım örgütü, herhangi bir destekte bulunmuyor.
Cizîrê Kantonu TEV-DEM Meclisi Eşbaşkanı Edalet Umer, TEV-DEM tarafından yardım toplama kampanyası başlatıldığını söyledi. Edalet Umer, “Uluslararası örgütlerin Reqalı göçmenler için sessiz kaldığını gördük, bu yüzden de kendi imkanlarımızla bir kampanya başlattık. Bu kampanya 3 gün sürecek. Kantonun bütün kentlerinde destek çadırları açtık ve bu çadırlar aracılığıyla gerekli yardımları topluyoruz” dedi.
Uluslararası kuruluşlar ne yapıyor?
Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkanı İlham Ehmed, ABD ile göçmenler konusunda tartışıldığını; şehir merkezi operasyonu yaklaştıkça büyüyecek göç dalgası için kamp hazırlanması gibi konularda planlamalar da yapıldığını belirterek, “Bu tartışmalar ve planlamalar yapılmasına rağmen pratik anlamda herhangi bir adım atılmış değil” dedi. ABD’nin yanı sıra uluslararası sivil insani yardım kuruluşlarından yaklaşık 130’unun QSD denetimindeki alanlarda olduğunu kaydeden Eşbaşkan Ehmed, bu kuruluşların da görev ve sorumluluklarını yerine getirmediğini belirtti. Ehmed, “Şu ana kadar herhangi bir yardımda bulunmayan bu kuruluşlar ne yapıyor?” diye sordu.
ANF’den Seyit Evran’a konuşan Ehmed, evlerini, köylerini, yurtlarını bırakıp çöllere düşen sivil, savunmasız kadın, çocuk, yaşlıların; ölümle yüz yüze kalan sivil insanların sahiplenilmesi gerektiğini vurguladı. Ehmed, böylesi bir durum karşısında insani refleks beklediklerini söyledi. Ehmed, şu ana kadar kendi imkanlarıyla yaptıkları kamplarda insanları barındırıp ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştıklarını, imkansızlıklardan ötürü korkunç trajedilerin de yaşandığını belirtti.
Trajedinin önüne geçmeliyiz

DAİŞ’e karşı kurulan Uluslararası Koalisyon içinde yaklaşık 60 ülke olduğunu, Reqa’yı özgürleştirme hamlesinin Koalisyon ve QSD ile ortak bir şekilde sürdürüldüğünü ifade eden MSD Eşbaşkanı İlham Ehmed, şunları söyledi: “Hamle, sadece askeri boyutlu değil, askeri boyutunun yanı sıra insani, toplumsal boyutları da var. Şimdi ortaya çıkan askeri boyutta destek sundukları ama göçmen, sivilleri kurtarma ve koruma sorunu başta olmak üzere toplumsal, sosyal, ekonomik boyutta çokdestek sunmadıkları oluyor. Halkı çetelerin elinden kurtarıp özgürleştiriyoruz ama neden yeniden topraklarına, evlerine, yurtlarına dönebilecekleri ortama kavuşana kadar herhangi bir yardım yapılmıyor? Savaşla zaten bazılarının evleri yıkılıyor. Evleri yıkılan, yakılan, talan edilenler çöllere düşüp güvenlikle alanlara geliyorlar. Yeniden evleri inşa edilip ya da topraklarına kavuşana kadar barınacak bir yer, içecek bir yudum su, bir lokma ekmek veremiyorsak neden özgürleştirdik?”
Acil yardım yapılmalı
Ehmed, özgürleştirilen siviller ve gelen göçmenler konusunda başta ABD ve Koalisyon’da yer alan ülkeler olmak üzere uluslararası insani kuruluşların sessizliklerinin ciddi eleştiri konusu olduğunu belirterek, yeniden çağrı yaptı: “Bu konuda acil bir şeyler yapılmalı. İnsanlar günlerce çölden susuz, ekmeksiz yürüyüp geliyorlar. Aç perişan bir halde güçlerimizin yanına ulaşıyorlar. Güçlerimiz savaşı yürütmeleri için onlara ulaştırılan yiyecek, su vb ihtiyaç malzemelerinin hepsini onlara sunuyor. Ama yetmiyor. Bu insanlar, başlarını sokacak bir çadır, üstlerini örtecek bir battaniye, yiyecek bir parça ekmek ve içmek için bir yudum su istiyor. Sahiplenmek hepimizin görevi.”
Yine de şükür

Suhat Ruayîb, DAİŞ çetesinin zulmünden kurtulanlardan biri. Kurtuluşunu anlatırken DAİŞ’in insanı hiçleştiren sisteminin, her anında kendilerini nasıl kuşattığını da ekliyor. Evini, yurdunu, anılarını işgal altında bırakıp terk etmeyi yediremiyor ama yine de “Şükür, selametle ulaştık buralara” diyerek, derin bir nefes alıyor.
Her biri farklı bir yerden gelmiş; Rakka, Tebqa, Meskene, Sihelba ve diğer işgal altındaki sahalardan; DAİŞ‘ten kurtulmak ve QSD’nin güvenli bölgelerine ulaşabilmek için. DAİŞ çetesinden kurtulabilen Suhat Ruayîb, yaşadıklarını ANF’ye anlattı. DAİŞ’in karanlığından çıkabilen on binlerce insandan biri. Gözyaşlarını akıttı tozun ve dumanın içine. Meskene’den yola çıkıp 35 gündür çölde yürüyordu. Zorlu yolculuğun her etabında ölüme hapsolmakla nihayet kurtulabilme umudu çatıştı. Bıkmadan, usanmadan gayret etti, diğerleri gibi. Önlerine çöl çıktı, ovalar çıktı. Bazen şansları yaver gitti; su bulabildiler. Hiçbir yerde duramıyordu. “Çünkü DAİŞ bizi tarıyordu. Ayakkabılarımız çatlayana kadar yürüdük” diyor. Bugün ailesiyle beraber güvenli bölgelerde.
Ruayîb’in eşi araya girip QSD’nin yarattığı umudu ekliyor: “Biz QSD savaşçılarının halka karşı çok saygılı ve insanca davrandığını duyduk. Umudumuz büyüdü ve onlara sığınmak için uğraşıp nihayet ulaştık.”
Meskene kasabasını ve oradaki evini gözyaşları içinde anlatıyor Suhat Ruayîb. Yersiz yurtsuz kaldığında insanın sefilleştiğini, kendisini ve diğerlerini göstererek dile getiriyor. “Her şeyimizi ardımızda bırakmak zorunda bırakıldık. Ekinlerimizi, yıllarca süren emeğimizi, anılarımızı, hepsini ardımızda bıraktık’’ diyor. Sonra nefes alıyor, gözyaşlarını temizleyip etrafını, ailesini süzdükten sonra gözlerinde umut beliriyor ve ekliyor: “Yine de şükür, selametle ulaştık buralara.”
Anne, iyiyim

Wisal Hesen, QSD savaşçılarının DAİŞ zulmünden kurtardığı on binlerce sivilden sadece biri. 55 günlük çabadan sonra güvenli alanlarda. Hesen, hiçbir haber alamadığı annesini iki yıldan sonra görebileceğini umut ederek, sesleniyor: “Selametle güvenli bölgelere ulaştım, iyiyim, benim için endişeleneceğin bir şey kalmadı.”
Operasyon bölgesinde yol bularak QSD’ye ulaşan on binlerce insandan biri olan Wisal Hesen, sahada görev yapan ANF muhabirini görünce hemen yanına gelip bir ricası olduğunu, ısrarla konuşmak istediğini söylüyor. Bir çok badire atlatarak güvenli bölgeler ulaşmayı başaran Wisal Hesen, “bir umut” diyerek, iki yıldan beri görmediği annesinin belki ANF aracılığı ile ömrünün sonunda kendisini görebileceğini ve rahat bir nefes alabileceğini belirtiyor.
Suriye’deki savaşla birlikte parçalanan binlerce aileden birinin üyesi olan Wisal Hesen, annesinin önceleri Türkiye’ye geçtiğini ama kendisinden haber alamadığını ifade ediyor. DAİŞ’in hakim olduğu bölgede yaşamak zorunda kaldığı için ailesi ile hiçbir iletişimi kalmayan Hesen, annesinin kendisine ulaşmasını umuyor.
Selametle ulaştım anne!
DAİŞ çetesinin hakim olduğu bölgelerde telefonlarının alındığını, televizyonların yasaklandığını; hiçbir iletişim imkanlarının kalmadığını aktaran Wisal Hesen, gözyaşları içinde annesine sesleniyor: “Anne beni göreceğini umut ediyorum. Selametle güvenli bölgelere ulaştım. İyiyim, benim için endişeleneceğin bir şey kalmadı. Bana ulaş, sesini duyayım anne!”
DAİŞ de sesimi duysun
Wisal Hesen, bütün insani ve doğal haklarını gasp eden, yaşama umutlarını çalan DAİŞ çetesine de bir mesaj vermek istiyor: “Yüzümüzü, ağzımızı bile açmamıza izin vermeyen DAİŞ! Kadınları, çocukları, yaşlıları bile işkenceden geçiren DAİŞ! Ben Wisal Hesen, konuşuyorum, sesimi duyun bakalım.”
Üç çocuğu ile birlikte QSD’nin güvenlik şemsiyesi altında bulunan Wisal Hesen, Reqa Sivil Meclisi’nin yardımlarıyla yeniden yaşama tutunmaya çalışıyor.
DAİŞ’in kirli zinciri
DAİŞ işgali altındaki bölgelerden kaçarak Rojava’nın güvenli bölgelerine sığınan göçmenler, DAİŞ’in kirli bir zincirini de anlattı.
Meskene kasabasından Eyn Îsa tarafına gelen Suhat Ruayîb, binlerce ailenin, DAİŞ taraftarı savaş tüccarları tarafından para karşılığı DAİŞ bölgesinden çıkarıldığını söyledi. Ruayîb, “Bazı tüccarlar bizi satın alıyorlardı, bazıları da bizi satıyorlardı. Alan da satan da DAİŞ’liydi. Bu şekilde DAİŞ’in menzilinden çıkabildik’’ dedi.
Hız kazanan Musul operasyonuyla oluşan denetim boşluğunu fırsat bilen ve Rojava’nın (Batı Kürdistan) Hesekê kentine sığınan Iraklı Türkmenler de benzer şeyleri paylaştı. İki yıldır Tel Afer’de çocukları ile birlikte DAİŞ işgali altında yaşayan Türkmenlerden Tel Aferli Nasır, eşi ve çocuklarını alarak kaçmayı başarmış. Baaj üzerinden gece 5 saat kadar yürüyüp Rojava’nın Hesekê kenti sınırlarına ulaştıklarını belirten Nasır, şunları aktardı: “Tel Afer’de bir yandan DAİŞ’in zulmü, öte yandan şiddetli savaş var. Şimdiye kadar kaçmak için yol bulamıyorduk. DAİŞ çıkmamıza, kaçmamıza izin vermiyordu. Sonradan kendi adamlarını devreye soktu. Çıkmak isteyenlerden kişi başına 300 dolar alarak, bizi bir yere kadar getiriyorlardı. Ondan sonra da haydi gidin, diyorlardı.”
Eyn Îsa’nın büyük yürekleri

Eyn Îsa’nın küçük çocuklar, bir tas soğuk su ile Reqa’dan güvenli bölgelere giden göçmenlerle dayanışıyor.
Kasaba yanındaki göçmen kampından dönerken birkaç çocuğun rengarenk elbiseleriyle yolun kenarında durup yoldan geçen herkese su uzattığını gördük. Aracımızı durdurup onlara yaklaştık. Bunlar Eyn Îsa’nın çocuklarıydı, yoldakiler de Reqalı göçmenler. Çölün tozu ve kumu hala yüzlerindeydi, gözlerinde büyük bir yorgunluk vardı. Savaşa tanık olup DAİŞ teröründen kurtulan Eyn Îsa’nın çocukları, şimdi bir tas suyla göçmenlerle dayanışıyor ve kısa bir süre içinde de olsa acılarını unutturmak istiyor.
ANF/ANHA/REQA