Güney Kürdistan’dan başlamak istiyorum:
Yeni yıla uzanan günlerde, Mesud Barzani’nin "Kürtler arası birlik" konusundaki duyarlı açıklaması sadece genel bir "ulusal perspektif" değil, öncesi vardı:
Bir Türk gazetecinin tuzağına düşüp "Şengal’dan çıkmazlarsa, zor kullanırız" dedikten sonra, gizli servis güdümlü gazetecilerin psikolojik ablukasına karşı bağışıklık kazanmadığının farkına varan Başbakan Neçirvan Barzani’nin bu talihsiz açıklaması, uzun yılların tecrübeli politikacısı tarafından, omuzlar üzerinde duran bir kafanın telafuzuna uyarlandı.
Bu cephede umut var: Güney Kürdistan’da Gerilla ve Peşmerge güçlerinin siyasal yapıları, gelecek yıl için önemli bir başarıya imza atacaklar.
Kürdistan’ı BM üyeliğine taşıyacak yeni bir oluşuma yol açacak gelişmeler, 2017’nin "tarihi sürprizleri"nden biri olabilir.
Güney Kürdistan’daki gelişmeleri olumsuz etkilemek isteyen güçlerin başında Türkiye ve Türkiye’de Ortadoğu’nun başına "bela" olan "O" adam var.
Birkaç aydır Kürdistan’da O’na bağlı bir parti için yola koyulan O’nun "As Kürtler"i bugünkü yazının konusu değil.
Ve Türkiye’de son yıllarda, O’na benzerleri üreten psikolojik bir mezbaha harekete geçirildi.
Başarılı da oldular.
Şener Şen bile O’ndan ödül aldıktan sonra, kendisini haklı çıkaracak ne varsa söyledi, fayda etmedi. Sahnenin bir yerinde, Dersimliler için yüzkarası bir sırıtmanın çehresi Yavuz Bingöl ile aynı resim karesine düşmekten de kurtulamadı.
Paul Sartre’nin tanımlamasıyla, "hepimiz katiliz!" diyebilecek "sürüden" adam ürettiler ve sonunda "O" çoban olduğunu ilan edince, O’na benzeyenler de sustular.
Susmayan akademisyenler ve aydınların sayısının onbinleri aştığını, işine son verilenler ve tutuklananların basına yansıyan sayısından öğreniyoruz.
"O"nun üzerinde ayakta durduğu korku ve dehşet iskelesinin ayakta durmasını sağlayan büyük bir medya zindî tutuluyor.
Bu medyada "O’na benzeyen" birçok köşe yazarı ve gazeteci var. Bazıları kopya; diğerleri, kopyanın sahtesi, daha daha başkaları "camcının iti" gibi duruyor.
O’na benzeyen bir "As" ise, gönülsüzken, "gönüllü cellatlar"ın (Goldhagen) başına geçirildi.
Tahir Elçi’nin "katlini azmettiren" kişiler arasında olduğunu iddia edildi. Bunu reddetti. Ancak tüm çabalarına rağmen, sivil bir "Göbbels" olmaktan kurtulamadı.
Ahmet Hakan kimseye ve özellikle de "O" adama benzemediğini ispatlamak için çok çaba harcadı, olmadı.
Savaşı kınadı ama, Jan Paul Sartre’nin deyimiyle: "Cezayir (Kürt) savaşçılarıyla dayanışma içinde olduğunu dile getirme cesaretini göstermedi".
Öyle olmadığını, kanıtlamak için, hükümete de Demirtaş’a da, HDP ve Kılıçdaroğlu’na da adaletli ve müsavi eleştiriler yaptığının altını çizdikten sonra da, "gönülsüz" aldığı rolden sıyrılamadı.
Sonunda, Avrupa’da Kürtler’e karşı harekete geçen MİT’e bağlı timlerin tutuklandığı bir dönemde, gazeteci arkadaşlarımdan birini "hedef" gösterdi ve Türkiye’de HDP’liler’in ismini vererek, icraat mekanizmalarını uyardı.
Hükümeti, O’nun karşıtlarını ve O’ndan başka herkesi "linç" eden Hakan‘ın, dokunulmaz tek bir Reis’i var.
Göbbels söylemişti: "Basın iktidarın kullandığı dev bir klavyedir!"
Ve bu tanımı Türkiye’deki ilk adreslerinden biri Ahmet Hakan’ın "O" adam adına harfiyen uyduğu propoganda ilkelerinden biri: "Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın" oldu.
Başarılı adam.