Veysi Sarısözen

 

Gayet “dikkatliler”. Planlı, sinsi adımlarla amaca doğru yürüyorlar.

İçinde bulundukları durumu çok iyi biliyorlar. Asıl bildikleri Hazine’nin iflas etmesi, TL’nin yerlerde sürünmesi, oy oranlarının düşmesi, (siz unutsanız da) İdlib’de, Libya’da sıfırı tükettikleri, baharla birlikte daha şimdiden HPG, YPJ karşısında ciddi kayıplar verdikleri filan değil. Asıl bildikleri şimdiki rejimle bile bu işin içinden çıkamayacakları.

Asıl bildikleri bu ve rejime “tüy” dikmenin hesaplarını yapıyorlar. Soğukkanlılıkla…

Korona salgını dünyayı kasıp kavururken “bizde yok” demeleri de, ardından “biraz var” demeleri de, derken “var ama İtalya’dan az” demeleri de, sonra gıdım gıdım önlem paketleri açıklamaları da, “sokağa çıkma yasağı yok” demeleri de, dedikleri halde 30 büyük şehre giriş çıkışı yasaklamaları da, “65 yaş üstü sokağa çıkmayacak” demeleri de, ardından bunu 60 yaşa indirmeleri de, daha bunu uygulamadan 20 yaş altına yasak getirmeleri de, “maske mecburi” demeleri de, der demez “maske satmaya başladık” diye utanmazlık etmeleri de, hepsi de planlı, programlı bir yürüyüşün adımları.

Göreceğiz; ölüm sayılarını gittikçe daha fazla açıklayacaklar. Ve öyle bir ortam yaratacaklar ki, halk Saray’ın ağzının içine bakar hale gelecek.

İlk büyük sinyal geldi bile. Erdoğan ansızın Birinci Meclisin başkanı Mustafa Kemal taklidi yapmaya başladı. İBAN’ına “para yatırma” çağrısı yaptı ve bu metazori “bağış” işini Birinci Meclis’in çıkardığı “Tekalifi Milliye” kanununa benzetti.

Tekalifi Milliye Kanunu Türkiye’nin işgaline karşı ilan edilmiş Seferberliğin bir uzantısıydı. 10 maddelikti. Yurttaşların elinde ne var ne yoksa “geçici ve bedeli sonra ödenmek koşuluyla” el koyma kanunuydu. Köylünün elinde neredeyse ne tahıl, ne binek hayvanı, ne davar kalmıştı. Zorla el koyma uygulamaları zabitlerin insafına kalmıştı.

Buna karşılık böyle bir kanun, Türkiye’nin içine yuvarlandığı o kuşullarda şundan dolayı kaçınılmazdı: Savaşlardan yılmış halk, artık, adı “milli istiklal” bile olsa savaşmak istemiyordu. Kemalist silahlı güçlerin sayısından fazlası asker kaçağıydı, dağlarda eşkiyalık yapıyordu. İşgale karşı halkı seferber etmek mümkün olmuyordu. Savaşın en kanlı meydan muharebesine “Zabitler Savaşı” denmesi bundandı. Yanılmıyorsam İsmet Paşa yanındakine “Millet bize karşı” demişti. Halk gönüllü katılmayınca, Tekalifi Milliye ile zorla katılması sağlanmıştı.

Erdoğan bu kanunu boşuna ağzına almadı. Hazırlanıyor. Yandaş olmayan sermayeye, esnafın siftahına, vatandaşın döviz cinsinden tasarruf hesaplarına el koymaya hazırlanıyor. Daha şimdiden binlerce tasarruf sahibi bankalardaki dolarlarını çekip, yastık altında gizledi bile. Erdoğan tıpkı katırını saklayan köylünün ahırını basan jandarma gibi, yastıkların altına baskın yapmaya hazırlanıyor.

Bu hazırlığın siyasi ayağı, herkesin birbiriyle dayanışma içinde olması gereken şu salgın günlerinde HDP’li, CHP’li belediyelere dozu gittikçe artan saldırılarıdır, tek merkezden yönetilen Havuz Medyasının tüm muhalefeti “vatan haini” ilan etmesidir, İnfaz Kanunu ile zindanlardaki tüm muhalif siyasileri virüsle yok etme adımıdır.

Tekalifi Milliye’ye benzer bir saldırıyı muhalefeti tasfiye etmeden yapamaz.

Şimdi bütün bu gidişatın gösterdiği şudur: Durumun fecaati adım adım daha vurgulu duyurulacak. Önlemler adım adım sertleşecek ve ardından OHAL gelecek. OHAL’in ilk işi Tekalifi Milliye Kanunun “güncellenmesi” olacak. Bu kanunla köylünün katırına, öküzüne, buğdayına, arpasına nasıl el konduysa, bu defa tezelden Bankalardaki döviz hesaplarına el konacak. Ardından, özellikle Batı yanlısı Holdinglere çökülecek. İtiraz edenler, İstiklal Mahkemesi benzeri şimdiki mahkemeler tarafından tutuklanacak. Erdoğan “Atatürk” olunca etrafındakiler Kel Ali kılığına girecek… İdam sehpaları kuramasalar bile tutukladıklarını Koronavirüs celladına teslim edecekler.

Erdoğan rejiminin yıkılmamak için gidebileceği başka bir yol yok.

Ülkeyi, yurttaşları bilerek virüsün ağzına, sahte bir iyimserlik yaratarak attılar, az sonra “vatan elden gidiyor” yaygarasıyla OHAL’in, yeni Tekalifi Milliyenin çarkları arasında ezecekler.

Yapabilecekler mi?

Hepimiz bu soruyu kendimize sormalı ve yaklaşan felaketi önlemek için Saray’ın sinsi adımlarının her birine karşı ne mümkünse onu yapmalıyız.