25 Şubat'ta polis müfettişlerinin araştırma sonucu raporunda, 10 Ekim’den 25 gün önceden başlayarak gelen istihbarat raporlarında IŞİD'li katillerin canlı bombayla saldıracakları bilgisi vardı. Hatta katliamı yapan Yunus Alagöz'ün adı bile doğrudan yeralıyordu. Fakat Ankara polis müdürü ve yöneticileri bu bilgileri yoksayıp katliamın gerçekleşmesini güvenceye aldılar. Müfettişler bu yöneticiler hakkında görev ihmali" davası açılmasına izin talep ettiler. Fakat Efkan Ala izin vermedi, dahası Ankara başsavcılığı buna itiraz bile etmeyerek suçun örtbas edilmesine son noktayı koydu. 

Diyarbakır 5 Nisan seçim mitingine ve 20 Temmuz Suruç Katliamına ilişkin de benzer gerçek açığa çıktı. 

5 Nisan Diyarbakır mitingine bomba koyan IŞİD'li katil Orhan Gönder'in yanında IŞİD emiri Yunus Durmaz'ın da varolduğu ama dokunulmadığı gerçeği ancak Durmaz Antep'te vurulduktan sonra basında yeraldı. 

Suruç Katliamına ilişkin bilinen sır ise iddianamede yerverilen polis ve Jandarma raporlarından resmi olarak da anlaşıldı. Urfa polis müdürlüğünün Suruç polis amirliğine gönderdiği talimat, "canlı bomba" ihtimaline karşı da tedbir alınmasını emrediyor. Bu nedenle 8 Temmuz-8 Ağustos arası 1 aylık arama iznini mahkemeden karar haline getiriyor. 

Suruç ilçe jandarması da, canlı bomba istihbaratı aldıkları için 1 Temmuz'dan itibaren 1 aylık arama iznini yine mahkemeye başvurarak alıyor. 

Suruç polis amiri Mehmet Yapalıal elbette bilinen sırrın, katliamın suç ortağı. Fakat raporlar bile bilinen sırrı geniş polis ve il yönetimi çevrelerinin bildiğini resmen de kanıtlıyor. 

Polis ve hükümet yetkilileri, Amed bombacısını birkaç gün içinde yakalamış olmakla övünmüşlerdi. Oysa bunu katliamları yaptıran IŞİD emirini gizlemenin aracı yaptılar. Çünkü bildikleri sırrın bugün hepimiz tarafından detayları açığa çıkmaya başladığı gibi, Amed bombacısının yanında IŞİD emiri Yunus Durmaz da vardı. Görüntüler net ve çarpıcı biçimde bu ikiliyi birlikte resmediyordu. Bilinçli olarak kamuoyundan gizlediler. Böylece sonraki Suruç ve 10 Ekim Ankara Katliamlarını yapma imkanını sürdürdüler ve yaptırdılar. 

Katliamları Erdoğan diktatörlüğünün yöneticileri, MİT ve polis şefleri biliyordu. Erdoğan'ın kendisi de biliyordu. Çünkü Erdoğan'ın sürekli darbesini başlattığı zamanın dehşet ve şok yaratan saldırılarıydı. Bizzat Saray cuntası tarafından planlanıp uygulandılar. Katliamları planlayan Saray cuntasının elebaşılarının planladıkları şeyi önceden bilmelerinden doğal birşey yok. Burjuva devletin kirli ve kanlı işleri "1001 odalı" dehlizlerinde kararlaştırılıp planlanır. Yüzyıl açığa çıkmayanları olacağı gibi kısa sürede deşifre olanları da olur. Burjuva devletin hükümet ve polis-asker bürokratlarından yetkililer ve yapan-yaptıranlar için bunlar bilinen sırdır. Bilinen sırrın yalnızca halklarımız ve demokratik devrimci güçler tarafından bilinmemesi sağlanır.

Burjuva-emperyalist devletlerin savaş kararları, yayılma ve ilhak planları da böyledir, gizli diplomasi ve devletin gizli kararlarıdır. Çünkü haksız ve felaket yaşatan savaş politikaları ve planlarıdır. MİT'in Suriye'deki cihadist ve gerici savaşçılara silah TIRları haberini verdi diye Cumhuriyet yazarlarına bile "casusluk"tan müebbetten dava açılması ve kurşunlanmaları bu nedenledir. 

Erdoğan cuntası da soykırımcı ve tasfiyeci savaş politikasının bir parçası olarak şok ve dehşet yaratan katliamları planladı ve yaptı. Bu gerçek bugün detayları ve somut kanıtlarıyla açığa çıkmaya başlıyor.

Hatta öyle ki, Erdoğan cuntasının yöneticilerinin eli Suriye'deki gerici acımasız içsavaşa karışmış yöneticileri, bu çeteleri kontrol ettikleri için, Erdoğan IŞİD'in Paris ve Brüksel'deki katliamlarını biliyordu ve önceden tehdit için kullandı da. 

Erdoğan faşizminin dehşet ve şok yaratmayı amaçlayan üç toplu katliamının ayrıntılı kanıtlarını ortaya çıkararak halklarımızın gerçeği bilmesini sağlamak herzamanki görevdir. Buna devam edilmeli. Çünkü bu bilinen sır gizlenerek ve yalan imparatorluğuyla halklarımızın geniş kitlesi kör ve sağır hale getiriliyor. 

Fakat bundan daha önemlisi, katliamların hesabını sormaktır. üç kitlesel katliam başta gelmek üzere, Cizre'den Nusaybin'e, Erdoğan faşizminin soykırımcı saldırıyla, tank ve topla, hava bombardımanıyla gerçekleştirdiği katliamların hesabını sormaktır. 

SGDF'li gençlerin "Suruç İçin Adalet İçin" kampanyası bunun bir parçasıdır. Destekleyelim güçlendirelim, büyütelim. Yitirdiğimiz sevgili gençlerimizin ve canlarımızın anısı bunu gerektirir. 


Ziya Ulusoy